Edirne'nin Muhteşem Günleri: Sultan IV. Mehmed'in Bayram Alayı

Yılmaz Öztuna 17.07.2019 2505
x
resim
VIl. asırda Edirne, dünyanın en büyükşehirlerinden biriydi. IV. Mehmed devrinde, Köprülü-zâde Fâni Ahmed Paşa sadrâzamken Fransa büyükelçiliği baş tercümanı olarak uzun yıllar Türkiye'de bulunan Antoine Galland, bize bu çağ Edirne'si üzerinde değerli bilgiler vermektedir. Binbir Gece Masalları'nı ilk defa Fransızca'ya çevirerek büyük bir ün yapan Galland (Galan), ince bir gözlemcidir. IV. Mehmed'in Edirne'de Selimiye Camii'ne bayram namazına gidişini şöyle anlatıyor: 

“...Alayın baş taraflarında bir yerde Vezir Dâmâd Musâhib Mustafa Paşa gidiyordu. Büyük bir ihtişam içinde olmasına rağmen, bütün Türk devlet adamları gibi tevazu ile karışık bir ağırbaşlılığı vardı. Çevresinde şâtırlar yürüyordu. Vezirlerin yanında bulunan bu muhafızların hepsi uzun boylu ve yakışıklı insanlardı. Üniformalarında yeşil, mor, kırmızı ve sarı renkler vardı. Gümüş ve altın tellerle işlenmiş ipek üniformaları, güneşin altında parıl parıl yanıyordu. On veya on ikisi yanyana yürüyorlardı. Sonra solak denen hassa askerleri ilerliyordu. Bunları "çavuş" denen 9 padişah yaveri takip ediyordu. Bunlar at üzerinde değil, yaya yürüyorlardı. Her biri elleriyle padişahın bir atını yediriyordu. 9 at da muhteşem hayvanlardı. 

İlk üç atın koşumları inciyle işlenmişti. Diğer üç atın üzerinde elmaslar yanıp sönüyordu. Son üç atın koşumlarıysa som altın olup üzerlerine mücevherler kakılmıştı. Çavuşları peykler takip ediyordu. Her peykin elinde altın yaldızlı gümüş baltalar vardı. Daha sonra padişah geliyordu. Anlatılamayacak derecede güzel, gümüş renginde bir ata binmişti. Kavuğundaki sorguçta, balıkçıl tüyleri arasında, çok iri bir elmas parlıyordu.

Padişahın çehresi, bütün Anadolu halkı gibi esmerce, dolgun, gözleri iri ve mânalı idi. Hemen arkasında silâhdârı geliyor ve kabzası baştanbaşa yakutlarla örülmüş kılıncı taşıyordu. Çevresindeki askerlerin giyimi pek göz alıcıydı. İçi samur kaplı elbiselerinin düğmeleri elmastı. Böylece Edirne Sarayı'ndan Selimiye Camii'nin kapısına gelindi. Avlularına, caddelere kadar dolu olan camide bayram namazı kılındı. 

Dönüşte padişah köprü üzerinden geçerken, bir kadın yaklaştı. Elindeki dilekçeyi padişaha verdi. Hükümdar hemen atını durdurarak dilekçeyi oracıkta okudu. Edirne'deki bizim Fransa büyükelçiliği binası yakınlarında da bir adam padişaha dilekçe vermek istedi. Bir kapıcıbaşı, yani mâbeynci, atından inerek adamın elindeki kağıdı aldı; açmadan padişaha verdi. Bu sırada Edirne’de yer ve gök, atılan bayram toplarının sesleriyle inliyordu. 1672 yılının 8 nisanı olan bugün bir cumartesiydi.

7 Mayıs 1672 günü IV. Sultan Mehmed, Polonya seferine çıkmak üzere Edirne'den ayrıldı. Hayatımda bundan daha güzel, daha muhteşem bir alay görmedim. Dünyanın hiç bir yerinde daha parlak, daha düzenli, daha zengin bir geçit resmi yapılamazdı. Ordunun bizzat Padişahın komutası altında şehirden çıkışı, güneşin doğmasından başlayarak 5 saat sürdü. 

Polonya sınırına kadar olan merkezlerdeki Türk birlikleri, yolda bu orduya katılacaklardı. Geçen asker kadar, atları da muhteşemdi. İnsan hangisini seyredeceğini şaşırıyordu. Hayvanların üzerlerinde mükemmel örtüler vardı. Ancak başları ve bacakları görünüyordu. Birçoğu zırhlı olmayanların sağrıları kaplan veya pars postuyla örtülmüştü. Üzerlerindeki sipahiler, kılıç, yay, sırma işlemeli ve içi okla dolu bir okluk taşıyorlardı. Gayet güzel cilâlanmış kalkanları da vardı. Tüfek taşıyan asker, yaya yürüyordu. Atlıların bir kısmı mızraklıydı.

İlk birlikler geçtikten sonra kalabalık bir mehter takımı yürümeye başladı. Hem yeniçeri adımlarıyla, hem de çalıp okuyorlardı. Kösler ve davullar vurduğu zaman yer yerinden oynuyordu. Gösterdikleri ihtişam mükemmeldi. Mehter takımından sonra sonu gelmez gibi görünen birlikler geçmeye başladı. Türk askerlerinin demirden ve işlemeli zırhları yeşil,kırmızı ve sarı satenden sarıkları, ipek kordondan süslü kadife cepkenleri, en iyi şekilde imal edilmiş silahları, seyredenleri hayretle karışık bir hayranlık içinde bırakıyordu. Silahlarına o kadar itina gösterilmişti ki, her ok, ayrı ayrı cilalanmış ve süslenmişti.”

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz