Çanakkale'yi Geçirmeyenler: "Çementepe Şehitleri"

Süleyman Nazif 17.03.2011 3688

Y
aşları yirmi ile yirmi beş arasında altı arkadaş idiler. Vatanın kendi hayatını devam ettirmek için çocuklarının hayatını sancak altına, silâh başına davet ettiği tehlike gününde, devam ettikleri mektepleri terkederek, zabit namzedi olmaya koşmuşlardı. Yakacık'ta, Maltepe'de, Erenköy'de yapılması icap eden tâlim ve tedris devrelerini tamamladılar.

Ve Çanakkale'ye gittiler.

İstanbul'u, dünyayı kavrayan istibdadına râm etmek isteyen hodperest İngiltere, her yakıp yıkma vasıtasını bu mübarek pâytahtın  kapılarına havale etmişti. Günün birinde Çementepe önüne yirmi İngiliz zırhlısı geldi ve dakikada 1360 mermi serpen 240 topunu saatlerce bu mevzie tevcih etti. Güneş mahkûm ufuklarından hiçbir dakika eksilmeyen İngiltere, mağrur ve inatçı kinine bu küçük tepeyi hedef etmiş, tâ ufuktan başlayarak sahile ve karaya kadar uzanan bir dâireden aralıksız ateş ve ölüm yağdırıyordu.

Hücuma, müdafaaya, saklanmaya imkân vermeyen bu amansız şiddet önünde Türk'ün savaş azmiyle, insanın hayatını korumak duygusu birkaç dakika mücadele eder gibi oldu. Tepeye adım adım ilerlemekte olan düşmanı, her ne suretle olursa olsun, eski mevzilerine atmak lâzımdı. Ve bir an tereddüt, Türk'ün bu tarihî pâytahtını, bu İslâm tahtını -Allah göstermesin- devirebilirdi.  Mıntıkanın kumandanı bu tehlikeli noktada bulunan bir alayın siperlerine doğru ilerledi ve hem rica, hem emreden bir sesle:

"- Bu alayı yerinden oynatıp düşmanın üstüne atacak zabitleriniz yok mu?" diye bağırdı.

Vatanın, kendi hayatını  devam ettirmek için çocuklarının hayatını sancak altına, silâh başına davet ettiği tehlike gününde zabit olmaya koşan o altı genç, vicdanlarından çıkan bir büyük iradeyle artık şehit namzedi olmaya terfi-i nefs ediyorlardı. Bir akşam evvel yazıp bestelemiş oldukları şarkıyla...

Bu toprağı Türk'ün kanı yoğurdu
Annem beni bugün için doğurdu

şarkısını bir ağızdan başlayarak siperlerden dışarı fırladılar. Bu işaret, o askerin zaten heyecana hazır fıtrî kahramanlığını coşturmaya yetmişti. Hepsi âni ve müttehid bir savletle ileri atıldılar. Ve o altı gencin mübarek nâ'şları üstünden -evet, altısı da şehit olmuştu!., -ettikleri hücum ile İngilizler'in elindeki mevzileri geri aldılar...

Muallim Seracettin Bey'in, maceraya şahit olanlardan bizzar duyarak hayran ve giryan naklettiği bu yiğitlik efsânesi önünde idrâkim, muhakemem, hissim, hayalim, titremeye başladığı dakikadan beri hiçbir şeyi imkânsız görmüyor, hiçbir iddiayı red ve tekzip edemiyorum.

Katil insanlığın, zekâsıyla binlerce sene veya asır zarfında icâd ve ikmâl edilen her taarruz silâhının, Çanakkale'deki askerlerimizin göğüsleri üstünde kırıldığını gördüğüm ve  işittiğim öğünden itibaren bir riyaziye kitabının sayfalarıyla bir esatir mecmuasının satırları kanaatime aynı itaati emrediyor.

Türk ırkının, Osmanlı vatanının, Muhammed ümmetinin bu altı seçkin şehidiyle onların ölen ve kalan arkadaştan gözlerimin önünde bir efsâne tarihi, bir ispat edilmiş efsâne tarihi ortaya koydular. Ve bunlar münferit fedakârlıklar değildirler; maceraları da münferit vakıalardan olmadığı gibi.

Ölüme karşı vakur bir cephe, mağrur bir sîne ile şarkılar okuyarak ilerleyen bu hafidlerinin kahramanlık destanı, 600 sene evvel Süleyman Paşa ile birlikte o illere ilk defa ayak basmış olan Türk dilâverlerinin övünülecek ruhlarına neler ilham ve armağan etti bilmem. Fakat dünya ile ahiret arasında eğer bir duygu bağlantısı varsa, o toprakların altındaki yaşa ve aferin bağırmaları, üstündeki nefret ve kin gürültüsüne elbette ve elbette galebe çalmıştır!..

Altı arkadaş birlikte şehid olmuş, ama siperler alınmıştı...

Ey vatandaş, ey kardeş! Çementepe'yi unutma... Çementepe'ye, yaşadıkça birkaç haccı takdis ve haccı şükran borcun olsun... Çementepe'nin eski günleri hatırlatan toprakları, müebbeden susmuş olan o aziz şehitlerin ölürken okudukları şarkıyı kulaklarında ve vicdânmda daima tekrar edecektir. Ben bile bu satırları yazarken:

"- Pâytahtımız emin olsun, biz Çementepe'nin sermedi bekçileriyiz!.." diyen sesleri işitiyorum!..

 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz