Büyük Fikir ve Dava Adamı: O. Yüksel Serdengeçti

M. Nuri Yardım 18.08.2011 6135

T
ürk Fikir âleminin önemli ismi Osman Yüksel Serdengeçti 1917'de Akseki'de doğdu. Asıl adı Osman Yüksel olmasına rağmen, Serdengeçti mecmuasında çıkan yazılarından dolayı bu soyadıyla tanındı. Aralarında Ahmet Hamdi Akseki gibi âlimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur, ilkokulu Akseki'de, ortaokulu Antalya'da okudu. Liseyi Ankara'da bitirdikten sonra Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde ikinci sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944'te meydana gelen olaylara karıştığı için tahsili yarım kaldı. 

Nihal Atsız ve AlpaslanTürkeş'le birlikte bir süre tutuklu kaldı. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben sert bir dilekçe yazdı. Hapishaneye gönderildi. 

Hapisten çıkınca meşhur Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları dolayısıyla hakkında çok sayıda dava açıldı. Sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı.

Allah Vatan Yolunda

Osman Yüksel Serdengeçti, “Allah Millet ve Vatan Yolunda" cümlesi sürekli olarak yer alan Serdengeçti'deki yazılarında sık sık kullandığı "Açın kapıları Osman geliyor" sözü yeni tutuklanmalara hazır olduğunu bildiriyordu. Kendisine Serdengeçti unvanını kazandıran bu dergi, sıkça kapanıyordu. 

Çok sayıda mahkumiyet kararı alması yüzünden 33 sayı çıkabilmişti. (1947 Şubat 1962). Tek parti yönetiminin inananlar üzerindeki ağır baskılarını protesto eden aydınların önde gelenleri arasında yer alan Osman Yüksel, kalemini hak yolunda, haksızlıklar karşısında kullandı. Adı Anadolu'da dilden dile, gönülden gönüle yayıldı, efsanevî bir kahraman gibi tanındı. 
1952 yılında "Bağrıyanık" adlı bir mizah gazetesi çıkardı. Başlığında "Hak yolunda bağrıyanık yolcular" sözü yer alan bu yayınında da inancının mücadelesini zengin esprilerle dolu dergileriyle devam ettirdi. 

Bir ara politikaya atıldı. AP listesinden Antalya milletvekili seçilerek, parlamentoda görev yaptı (1965-1969). 

Son olarak Yeni İstanbul Gazetesi'nde "Selam" başlığı altında günlük fıkralar yazdı. 10 Kasım 1983 tarihinde "Parkinson" hastalığından Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Eserleri

Osman Yüksel  Serdengeçti bir fikir ve dava adamı, politikacı, gazeteci, mizah ustasıydı. Çok iyi bir hatipti. Bütün bunların yanında onun üzerinde çok az durulan bir yönü de edebiyatçı kimliği, şairliği ve yazarlığıdır. 

Osman Yüksel Serdengeçti, "Mabetsiz Şehir", "Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?", "Bu Millet Neden Ağlar?", "Gülünç Hakikatler", "Ayasofya Davası", "Türklüğün Perişan Hali", "Mevlana ve Mehmet Akif",  "Kara Kitap", "Radyo Konuşmaları" isimli eserlere sahip... Ayrıca "Müslüman Çocuğun Şiir Kitabı" adlı bir antoloji de hazırlamıştır. 

Şiir Anlayışı

Osman Yüksel Serdengeçti "İmparatorluğa Mersiye" ve "Gelsen de Bir Gelmesen de..." şiirlerinde göreceğimiz gibi Osman Yüksel Serdengeçti, gerek hamasî, gerekse lirik şiirlerde "Benim" diyen şairlerle boy ölçüşebilecek bir şiir kabiliyetine, sanat derinliğine ve his zenginliğine sahiptir. " Mektup 1-2 " şiirlerinde de benzer ustalığı görebiliyoruz. 

Serdengeçti, kendisini üç kıt'a, yedi iklime hükmeden Osmanlı İmparatorluğu'nun vârisi olarak görmüş, yıkılan bu imparatorluğun ardından yaşlar dökmüş, ağıtlar yakmıştır. "Ağıtlar " ve " İmparatorluğa Mersiye " bu bakımdan klâsik olmuştur. 

- " Ben şair değilim, ama şiirin ne demek olduğunu bilenlerdenim " 
diyen Osman Yüksel, sanat anlayışını şöyle açıklar:

-"İnadına böyle acı baharı severim. Açılan, saçılan, bayılan sıcak Mayıs baharını değil. Titreyen, titreten genç baharı... Çiçekler açılmak üzere olacak, dallar yeşillenmek üzere... Yazla kışın çekişmesi, hırçın bahar..."

Serdengeçti,  özlemini duyduğu günlerin ateşiyle yanarken bu duygularını da dile getirir. Taşkın zekâsının ürünleri olan şiirlerinin bir kısmı lirik ve nostaljiktir, bir kısmı yanardağ gibi mutlak hakikat ve müthiş trajiktir. Ruhu geniş ufukları tararken, muhayyilesi derin okyanuslarda dolaşır.

Osman Yüksel'in şiirlerine bir bütün olarak baktığımızda kimi zaman bir Yunus söyleyişi ve tevekkülü, kimi zaman Mehmet Emin Yurdakul haykırışı ve cesaretini buluruz. Bazen derviş Rıza Tevfik'in nefeslerini andırır şiirleri, bazen de Arif Nihat Asya milliliği ve hamasiliğini hissederiz. Şiirlerinden bir örnek:

İmparatorluğa Mersiye

Bin yıl oldu toprağına basalı 
Hayli oldu kılıçları asalı, 
Bülbüllerin onun için tasalı, 
Sazlar kırık ayar tutmaz telleri, 
Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yol görünür,hakan emir verirdi,
Dalga dalga ordularım yürürdü,
Hamlemizden dağlar taşlar erirdi,
Dolu dizgin aştık nice belleri,
Biz neyledik o koskoca elleri?..
.....

 
Ve Nesirleri..

Osman Yüksel şairliğinin yanısıra nesirde de üstattır. Beliğ ifadelerle süslü akıcı Türkçesi nesri şiirleştirir adeta... Bir çay gibi, bir ırmak gibi akıverir kelimeler... Büyük bir ahengin, musikînin tadıldığı bu yazılar; hazla, lezzetle, keyifle okunur. 

İşte "Aslan Mehmetçik" yazısının ilk satırları:

"Sen benim baş yazım, alın yazım, baş tacımsın!..
Bu sefer seni daha yakından tanıdım, seninle yattım, seninle kalktım.
Mektuplarını okudum; gözlerinin içine baktım!
Senin tasan benim tasam, senin kederin benim kederim, senin kaderin benim kaderim oldu!
Seni bir türlü değil, bin türlü sevdim.
Ne çare sana doyamadan ayrıldım!
Sana hiç doyulur mu?
Benim sessiz sedasız, sabırlı Mehmedim!
Varlığımızın esası sensin. Dirliğimiz, birliğimiz sensin.
Şerefimiz, şanımız sensin!
Sen olmasaydın, biz olur muyduk?
Sen ölmeseydin biz kalır mıydık?
Şu alev alev yanan ocaklar, şu dalga dalga sancaklar, şu insanlar, şu köyler, şu kentler bucaklar seni anar, seni tanır, seni söylerler!
Fakat sen hep susarsın! Ölürsün, gülmezsin! Gidersin, gelmezsin! Sual sormazsın. Senin kahramanlığını, senin türkünü bile başkaları söyler.
 
Bura Yemendir,
Yolu çemendir,
Giden gelmiyor,
Acep nedendir? ”




İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz