Busbecq’in Kaleminden Osmanlı Ordusu

Ogier Ghislain de Busbecq 23.01.2021 1621
resim
A

vusturya elçisi olarak 1554 senesinde Türkiye’ye gelen Busbecq 1562 senesine kadar devam eden sürede müşahedelerini dört mektup halinde yazmıştır. Busbecq’in Osmanlı ordusu hakkındaki müşahedeleri aşağıdadır. Editör.

Ordunun Resmi Geçiş

Süleyman'nın (Kanuni) Anadolu’ya geçmek üzere İstanbul’dan hareketini 1559 yılı Haziran ayının 5. günü seyrettim. Bu muhteşem ordunun geçişi seyretmek benim için büyük bir zevk oldu. Gureba ile ulufeciler atları üzerinde ikişerli, silahtarlarla sipahiler ise tek sıra halinde gidiyorlardı. Padişahın hassa kuvvetlerindeki süvarilerdi bunlar. Her kısmın karargâhları ayrıdır. Bu süvarilerin miktarının altı bin civarında olduğu söyleniyor. Sultanın, paşaların ve diğer yüksek zevatın esirlerden teşkil edilmiş kalabalık maiyetleri vardı.

Türk atlılarının pek zarif bir görünüşleri vardır. Eğer takımları kıymetli taşlarla, gümüş sırma ile işlemeli iyi cins atlara binmiş süvarilerin ipekli elbiseleri alın ve gümüş sırmalar içinde pırıl pırıl parlar. Bu elbiseler ipek veya atlastan da yapılır. Elbiselerinin renkleri çok çeşitlidir. Kırmızı, yeşil, mor… İki taraflarındaki nefis birer kılıfın birinde yay, diğerinde açık boyanmış okları bulunur. Kendilerini ok ve diğer vuruşlara karşı koruyacak olan kalkanları sol kollarına bağlanmıştır. Bütün bunlar Babil işçileri tarafından özenerek yapılmışlardır. Kalkanları sadece ok veya sopa yahut da kılıç darbelerine karşı vücudu korumaya yarar.

Süvarilerin sol ellerinde yeşil renkli hafif bir mızrak bulunur. Bellerinde değerli taşlarla süslenmiş bir kılıç, eğer çelik bir sopa asılıdır. Bu kadar silahı ne yapacaklar diye bir soru aklımıza gelebilir. Bütün bu silahların hepsini kullanırlar.

Bir adamın nasıl olup da hem yayı hem de mızrağı kullanabildiğini belki merak edeceksiniz. Acaba mızrağını attığı yahut da mızrağı kırıldığı zaman mı yayı kullanacaklar, diyeceksiniz. İzah edeyim; yay kullanmak icap ettiği zaman süvari, daha hafif ve kullanması kolay olan mızrağı ucu arkada kalacak şekilde atın eyeriyle kendi kalçasının arasına sıkıştırır. Dizleriyle sıkıştırarak düşmesini önler.

Mızrağı kullanması gerektiğinde yayı sol kolundaki kılıfa geçirir. Devamlı talimlerle bu işleri yapmakta çabukluk ve ustalık kazanmışlardır.

Başlarına ince pamuklu kumaştan çoğu defa siyah tüllerle süslü bembeyaz sarıklar sararlar. Sarığın tam ortasında kırmızı renkli bir ipekli kumaşın sivri ucu sallanır.

Süvarilerin arkasından hepsi aynı renk ve biçimde elbiseler giymiş yeniçeriler geçmeye başladı. Bunlar umumiyetle silah olarak sadece tüfek taşırlar. Hepsini aynı efendinin uşaklarına benzetebilirsiniz. Bunların göze çarpacak bir kıyafetleri yoktur. Alınlarına taktıkları sorguç yegâne süsleri teşkil eder. Ellerinde de bir tuğ taşırlar. Sorguçlarından dolayı hareket halinde bir orman manzarası arz ederler.

Arkadan yüzbaşıları, albayları ve en sonunda ata binmiş olduğu halde başkumandanları görülür. Bunların hepsinde rütbeleri gösteren işaretler vardır.

Daha geride yüksek rütbeli erkân ve paşalar geliyorlar. Sonra, özel üniformaları, silah ve teçhizatlarıyla Sultanın muhafız kuvvetleri geliyor.

Bu kuvvet gayet iyi ok kullanan askerlerden meydana gelmiştir. Bunların arkasından Sultanın, seyisleri idaresinde, çok güzel ve gayet süslü atları göründü.

Sultan (Süleyman) şahane bir at üstünde kaşları çatılmış, yüzünde sert ve heybetli bir ifade olduğu halde geçti. En geride iki yüz kadar süvariden ibaret bir birlik alayın artçılığını yapıyor.

Karargâh

Birkaç gün sonra karşı sahile geçerek Türklerin karargâhlarını görmek istedim. Dost bir hükümdarın temsilcisine karargâhlarında iyi davranmayı çıkarlarına uygun buldular ki yakın bir köyde yerleşmek için yer ayrıldı. Ben de oraya rahatça yerleştim. Türkler açık sahada çadırlarda yaşıyorlardı. Tam üç ay burada kaldım. Bu suretle karargâhları gezmek, onlardaki disiplin sistemini incelemek fırsatını buldum.

Hıristiyanların buralarda giymeye alışık oldukları bir elbiseyi sırtıma geçirip kendimi tanıtmadan yanımda birkaç arkadaşla her tarafı dolaştım. Çeşitli birliklerden askerlerin kendi karargâhların dışına çıkmamaları dikkatimi çeken ilk şey oldu. Bizim karargâhlardaki durumu bilenler buna kolay kolay inanmazlar. Her tarafta derin bir sessizlik vardı. Ne bir kavga, ne bir münakaşa, ne de sarhoşluktan ileri gelen yüksek sesler. Herhangi bir kaba davranış, şiddet ve zorbalık katiyen yoktur. Ayrıca her yer tertemizdi. Ortalıkta bir tek pislik ve çöp yoktu.

Çirkin görünüşlü yahut fena kokulu herhangi bir şeye rastlamadım. Böyle şeyleri ya çok uzağa götürüp döküyorlar yahut da derin bir çukur kazıp gömüyorlar. Yakılacak şeyleri yakıyorlar.

İçki, kumar ve aşırı eğlence düşkünlüğüne hiçbir yerde rastlamazsınız. Zira Türkler kâğıt ve zar oyunlarını bilmezler. Oysa bizim askerlerimizde bunlar ne kadar yaygındır.

Bayram Töreni (Bayram Namazı)

Türklerin karargâhtaki bayram törenini (namazı) görmek için bayramdan evvel İstanbul’a dönmedim. Bu tören Süleyman'nın (Kanuni) çadırı önündeki açık ve geniş sahada yapılacaktı. Böyle bir merasimi bir daha görmek kısmet olmaz diye düşündüm. Adamlarıma para vadedip kendime bir yer temin ettim. Orada bir Türk neferinin yerinde durup töreni seyredecektim. Tam Sultanın çadırının karşısında ve orayı görebilecek bir yer idi.

Güneş henüz doğmadan gidip yerimi aldım. Başları sarıklı büyük bir kalabalığı derin bir sessizlik içinde dini töreni idare eden (imam) adamı dinlediklerini gördüm.

Açık sahada büyük bir duvar gibi görünen saflar halinde dizilmişlerdi. En itibarlı kimseler Sultanın bulunduğu yere yakın duruyorlardı. Bütün ordu aynı üniformayı giymişti. Bembeyaz sarıklar, rengârenk elbiseler göze pek hoş görünüyordu. Hiç kımıldamadan sanki toprağa çakılmışlar, kök salmışlar gibi duruyorlardı. Ne bir aksırık, öksürük ne bir söz, ne de sağa sola bakınma sadece imamın Muhammed (aleyhisselam) adını söyleyişlerinde hep birden eğiliyorlar, Allah’ın ismi geçince de saygılı bir tavırla yere kapanıp (secde) toprağı öpüyorlardı.

Türkler dini törenlerde çok saygılı ve dikkatli bir tavır takınırlar. Çünkü kafaları başka bir şeyle meşgul olursa yaptıkları duanın (namazın) tesiri olmayacağı inancındalar. Diyorlar ki bir paşanın karşısında nasıl saygılı vaziyet alıyorsanız insanın yaratıcısı olan yüce Allah’ın huzurunda da böyle hürmetkâr tavır almanızdan daha tabi ol.

Dua (namaz) biter bitmez saflar dağıldı, karmakarışık oldu. Her yer insanla dolu verdi. Daha sonra tantanalı bir törenle sultana yemekler getirildi. Yeniçerilerin büyük bir neşe ve iştah ile yemek yiyişlerini görmeliydiniz.  Bayram eğlenceleri onların eski adetlerinin bir gereğidir.




İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz