Birinci Cihan Savaşı’ndan Hazin Bir Hâtıra

Ragıp Bey 06.09.2018 3857
K
resim
ayserili Başkâtip Zâde Ragıp bey, medresede talebeyken Birinci Cihan Harbi’nin başlamasıyla askere gider. Erzurum cephesinde esir düşer, Ruslar tarafından Sibirya’ya götürülür. Uzun ve zor bir esaret hayatından sonra memleketi Kayseri’ye döner.  Günlük olarak kaydettiği savaş ve esaret hatıratı “Tarih-i Hayatım” ismiyle kitaplaştırıldı. Bu hatırattan bir bölümü aşağıda sunuyoruz. Editör.
---
Ani baskın!..

6 Mayıs 1915 gecesi aniden büyük bir  gürültü koptu. Hava soğuk, kar, tipi, bora,fırtına vardı. Düşman siperlerinden top, mitralyöz, tüfenk, bomba ve hurra sedaları ile insafsız baskın hareketleri havaliyi dehşete düşürdü.  Derhal istinat, ihtiyat askeri silah başı edildi. Herkes silah ve eşyasını topladı. Daha şafak sökmeden asker siperlere yerleştirildi. Tabur karargâhını sevk edecek hayvan ve araba taburda kalmamış olduğundan tabur kumandanının emriyle ve diğer zabit arkadaşımla Kahmıs (yenikaval) köyündeki mevcut hayvanları toplamak üzere karanlıkta sokakları dolaşarak hane kapılarını açtırmaya gayret ediyoruz. 

– Tak, tak, tak aç kapıyı. 

– Kimsiniz? Gece evimizde ne işiniz var? Bizim erkekler hep askerde, kimsemiz yok.

– Aç kapıyı, şimdi kırarız, evinizi yakarız haa. Biz askeriz. Tez kapıyı açınız.
 
Tabii ki içerde hane derununda bir vaveyla, ah-u figan, ağlaşmalar başlar. Aman Yâ Rab, ne dilsiz bir sahne, ne dil-hıraş bir vazifeydi. Vaziyeti gören en haşin kalpler de sızlar, en zalim gözler de kan ağlardı. Nihayet ya iki büklüm bir acuze köylü kadını, ya başı açık soluk benizli bir çocuk, yahut masum, sefil bir asker karısı giryanlar içerisinde titrek elleriyle yalvararak kapıyı açar. 

Zavallı Türk köylü kadını, karlar fırtınalar içinde pek sefilane. Vatan müdafaası uğrunda, düşman karşısında kahramanca çarpışan Türk askerinin yuvasındaki aile ve yavruları ağlaşarak, meleşerek,

– Aman asker ağa, ne var? Düşman mı geliyor? Aman Allah aşkına olsun ne istersiniz?

– Bir şey istediğimiz yok, yalnız tabur ve askerin ağırlığını taşımak için çabuk ne hayvanınız varsa, koşup veriniz. Zaten bu köylerde hayvan bile kalmamıştı. İnsan, erkek kalmadığı gibi. Belki, birkaç yağır (omzu yaralı) merkeple bir iki de uyuz öküz ve inek bulunurdu. Allah, Allah… Ne dehşet, ne vahşetti.

Zavallı köylüler, derhal düşmanın baskın yaptığını, bir-iki saat sonra kendilerinin de düşman ayağı altında çiğneneceklerini anladılar. Zaruri eşyalarını yükleyip de kaçmak, hicret etmek istediler. Biçareler buna da muvaffak olamadılar. Çünkü bulunan hayvanlarını da biz, askerler aldık. Aman Yâ Rab, sen affet. Ne büyük zulüm, işkence, gaddarlıktı.

Zavallı köylü kadınları hiçbir şeylerini almaya muvaffak olamadan beşikteki yavrularını sırtlarına sarıp diğer küçüklerin ellerinden yapışarak, baş açık, yalın ayak, aç biilaç kaçmaya başladılar. Esasen düşmanın hücumu pek şiddetlendiğinden ileri mevzideki askerler de dayanamayarak ricate başladığından hepimiz birlikte muhacir kafilesine karıştık. 

Yaşlı, kadın, çoluk çocuk, yaralı, sağ, asker, sivil birbirine karışmış cehennemî bir bozgun. Ana-baba günü. Semavat ve afaka çıkan zavallı yavrucukların ahu figanları kalpleri titretiyor. Askerin yaralı olanlarının bir köşede, çamurlar içinde can çekişmeleri, yardım istekleri, feryad-u figan, vaveyla ayyuka çıkıyor, sanki bir mahşer günüdür. Hiç kimsede kimseye medet, yardım yok. Yollar bembeyaz karlar üzerinde yaralıların ve şühedanın kanları fecaati artıyor, hele yollar kenarlarında, çamurlar içerisinde, karlar üzerinde, melun mahzun ve ümitsiz terk-i hayat eden çocukların hal-i pür melalleri ciğerleri parçalıyordu. 

Biz ise askerliğin kendine has kaideleri içerisinde, bir şey yapamamamızın ızdırabı ile talihe serzenişler ederek, kar tabakaları üzerinde düşe kalka panik, ricat halindeyiz.

Hezimete uğramış, bozgun, yorgun, bitap askerlerle geri çekilirken mütemadi yeni yeni acıklı vakaya şahit oluyorduk. Düşman süvarileri hiçbir surette peşimizi bırakmıyor. Kar ovasında yollara dökülmüş renk renk muhacir kız ve kadınların eşya ve elbiseleri, düşmana güzel bir hedef teşkil ettiğinden, atılan top tüfek mermileri boşa gitmeyip, hepsi de hep muhacir, asker topluluğuna düştükçe binlerce masum canlar yerlere seriliyor, yeniden bir ah-u figan, başlıyordu. 

Esasen geçtiğimiz yerlerde ciğer yakıcı, muhtelif hazin vak’alar eksik değildi. Ayağı kırılmış, çamura batmış, yaralanmış, ölmüş mekkare, sığır, koyun, dana, keçi laşelerine, çamura batmış, tâkadi kalmadığından annesinin sırtından atılmış, ölmüş, şehit olmuş, kadın, erkek, çoluk çocukların haddi hesabı yoktu. Aman Yâ Rab, beşeriyetin çektiği bu felaket ne zaman sona erecektir. Köylerde insan kalmamış, hatta bir harabe, bir kül yığını haline gelmiş. Düşmana bir faide olmasın düşüncesiyle geçtiğimiz köyleri ateşe verip yakıyoruz. 

Ahalinin gözbebeği gibi devşirip topladığı, tedarik ettiği hane, halı, kilim, kab-kacak, sandık, çamaşır vesaire nesi varsa kâmilen heder olup gidiyor, canından olan zavallı biçare halk, malından ayrılarak, yalnız canını kurtarmak telaşıyla yavrusunu sırtlayıp dışarı fırlıyordu. Çok geçmeden de bu zavallılar, hanelerinin, eşya ve mallarının asumana yükselen siyah, kesif dumanını görerek mahzun oluyorlardı. 

Geçtiğimiz her köy ve kasaba halkı aynı âkibete düçar oluyor, muhacir kitlesi çoğalıyor, felaket, sefalet artıyordu. Hayatın kıymeti kalmamış, dünyanın zevki, ana-baba-evlat muhabbeti, şefkati fikirlerden silinmiş, herkes ağlaya sızlaya, kâh düşe kalka kemal-i tevekkül ve sabırla, kurtulmak için mütemadi kaçıyor fakat bir çokları nihayet sabır ve takatlarını kaybederek ya bir çamura batıp boğuluyor veya soğuktan donup alnının ezeli yazgısına kavuşuyordu. İşte bu ricat bu suretle matemengiz bir vakaya sebep oluyordu…

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz