Batı Roma'nın Fethi Müjdesi

Kadir Mısıroğlu 04.12.2014 11524
F

ahr-i Kâinât'ın müstesnâ bir medhine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri bir bahar sabahı, köhne Bizans’ı çevreleyen ihtiyar surların Topkapı civarında yarılmasıyla açılan gedikten içeri girmiş, "Gülbang-i Muhammedî" ile "Tekbir"in ulvi ve heybetli bestelerine karışan bir alkış tufanı içinde yavaş yavaş şehre doğru ilerliyordu.

Yirmi iki yaşın terâveti ve bir gelincik çiçeği kadar zarif endamı ile kır atının üstünde kendisini, çiçek yağmuruna tutan rum kızlarına devrinin manevi Sultanı Akşemseddin Hazretleri’ni gösteriyor ve müyesser olan "Feth-i Mübin"i, O'nun himmetine atfediyordu.

Bu sûretle, mazhar olduğu şerefe liyakatinin ifadesi olan vekar, tevâzû ve şükrân hisleri içinde Ayasofya'ya doğru ilerleyen genç Türk Hükümdarı, bütün Hıristiyanlık Âlemi için dâima "Engizisyon Mezâlimi" ile hatırlanacak olan uzun ve karanlık bir çağı kapayarak "Doğu Roma"yı ebediyyen Hilâle ram etmiş oluyordu. Fakat Müslüman Türk Milleti'nin "fetih aşkı" ve "i'lâ-yı kelimetullâh" dâvâsı, Hıristiyanlığın bu en mühim merkezinin "İslâmbol" haline gelişiyle işbâ noktasına varmış bulunmuyor veya bir duraklama devrine girmiyordu. Zira bu gibi muvaffakiyetler, susuzluğunu gidermek için tuzlu su içen kimseler de olduğu gibi iştihânın daha ziyade kabarmasını intaç eder.

Bu sebepledir ki, "Doğu Roma"nın fethinden sonra Müslüman Türk Milleti'nin hedefi "Batı Roma" olmuştur. Zira aradan geçen bin dört yüz yıla rağmen, beyan ve ifâdeleri eskimek ve -hâşâ- tekzib edilmek yerine vukuât ve  keşiflerle her ân daha fazla- teyid edilmiş bulunan Kâinatın Fahr-i Ebedisi, "Her iki Roma'nın da fethedileceğini", buyurmuşlar ve "Hangisinin daha evvel gerçekleşeceği", yolundaki bir suâli "Doğu Roma..." olarak cevaplandırmışlardır.

Bu te'yid ve ihbâr-ı Peygamberi sebebiyledir ki İstanbul'dan sonra fetih hedefi, "Batı Roma" olmuştu; Hatta o derecede ki, her yeni Padişahın tahta çıkışında tekrarlanan "Kılıç Kuşanma Merâsimi"nden sonra Yeniçeri kışlasına gelen padişaha, burada bir tas şerbet ikram edilir. Yeniçeri ağası, boş şerbet kâsesini alarak geri geri çekilirken:

"-Pâdişah-ı nevcah hazretlerinden (yeni padişahtan) asker kullarının niyâzı odur ki, ilk seferimiz Garbi Roma üzerine ola!.." der, pâdişâh da:

"-İnşâallâh!.." diye mukabele edince, askerin:

"-İnşâallâh!" sadâları ve heyecanı had safhaya ulaşırdı.

Yeniçeriler, -mağlum olduğu üzere- aslen Hıristiyan çocukları idiler. Böyle olduğu halde Pâdişâhın bir nevi "Hassa Ordusu" durumundaydılar. Bu bakımdan O'nun bir nevî mahrem-i esrarı idiler. Bu yüzdendir ki, Batı Roma üzerine yürümek hususundaki bu ahid onlarla yapılırdı. Yeniçeriliğin 1826 yılındaki ilgâsına kadar her yeni padişahın tahta geçişinde tekrarlanan bu andın, büyük tarihi değeri ve mânâsı vardır.

İnsan idâresinde henüz rekoru kırılmamış bir kemâl ve dirâyet göstermiş olan fâtih cedlerimiz, "kızıl elma" mefküresinin efsanevi tesirinden alabildiğine istifade etmişlerdir. Peki ama bu "kızıl elma" acaba neresiydi?! Doğrusu onu hakkıyla bilen, belki bir kişi bile yoktu. Rivâyete nazaran O, güyâ Ayasofya ve İstanbul'muş!.. Fakat -bunlara sahip olunduktan sonra- bu dâvâ tükenip sönmemiştir ki!..

Bazılarına göre "kızıl elma", "Viyana" veya "Garbi Roma" idi... Fakat o, aslında ulaşılması imkansız mevhum bir hedefti!.. Osmanlı ordularını ileri, daima ileri koşturan bu mevhum mefkûre idi ki, bunda "Batı Roma"nın Peygamberimizce müjdelenmiş olan fetih arzusu, mühim bir ağırlık teşkil ediyordu.

Rûhları, yaklaştıkça kendilerinden uzaklaşan mevhum bir "Kızıl elma"ya ulaşmak iştiyakıyla sarhoş ordular koşuyor, koşuyor, daima daha ileri koşuyorlardı. Padişahından yeniçeri neferine kadar bütün milleti büyüleyen bu gâye, fetihlerin tükenmez ve zaafa uğramaz ebedi bir sermayesi gibiydi.

O kadar ki; Osmanlılığı, derin bir vukûfla kavramış ve terennüm etmiş bulunan büyük şâir Yahya Kemal Bey, İstanbul'un düşman işgali altına düştüğü o meş'um "Mütâreke" yıllarında, rûhen son derecede sıkılmış. Bir teselli bulmak ümidiyle kendisini bir mezarlığa atmış. Ecdâdın bir cennet bahçesi kadar huzurlu kabirleri arasında dolaşıyormuş. Birden gözüne bir yeniçeriye âid bir mezar taşı ilişmiş. Taş, zamanla mezarın çökmesi yüzünden yanlamış bir durumdaymış. Üstadın, şâir gönlünde öyle bir his teşekkül etmiş ki, kendi tabiriyle;

"Yeniçeri kavuğunu yana yıkmış... Sanki bir fetih rüyası görüyormuş ..."

Yahya Kemal Bey' in kalbine, şâirâne bir teşhis ve tahayyülle toprak altındaki bir yeniçerinin, o ümitsiz mütâreke günlerinde bile bir fetih rüyası görmeye devam ettiğinin sünûh etmesi, pek de yersiz değildir. Zira bir parça tarih bilen herkes, kolayca takdir eder ki, ecdadımız gazâ ve fetih zevkine hakkıyla doyamamıştır. Bu sebeple toprak altındaki şehidler ve gazilerin kıyâmete kadar fetih rüyası görmeye devam edecekleri muhakkaktır.

Ancak... Ancak bu rüyayı zamanımızda toprak üstündeki torunları da görmeye başlamışlardır. Hem de asra varan bir ayrılıştan sonra...

Evet, bu azîz millet "Doğu Roma"dan sonra, elbet bir gün "Batı Roma"yı da Hilâl’e râm edecektir. Zira bu müjdeyi veren, Kâinât'ın Fahr-i Ebedisi'dir. 

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz