93 Harbi Felaketi

Prof. Dr. Besim Özcan 31.03.2018 2841
resim
R
usya, başlangıçta altınordu devletı’ne bağlı moskova knezliği (beyliği) idi.  Tâbi beylikten devlet statüsüne kavuştuktan sonra türk topraklarını zaptetme politikasını ısrarla takip ve devam ettiren rusya ile osmanlı devleti arasında, tarih boyunca birçok harp meydana gelmiştir. İlk zamanlarda osmanlılar’ın üstünlüğü ile neticelenen bu harpler, xvııı. Yüzyılın başlarından itibaren Rusya’nın lehine dönmüş ve osmanlı devleti, kafkaslar’da ve balkanlar’ın kuzeyinde önemli topraklarını kaybetmeye başlamıştır bir yazarımız;

 “Bugün hiçbir Türk ve Müslüman aile gösterilemez ki bir veya birkaç evlâdını Moskof muharebelerinin birinde şehit vermemiş olsun; Memleketimizde tütmeyen ocakların her biri diğerine bir Rus muharebesinde bestelenmiş sessiz bir feryadı tekrar ediyor; Köylere, tarlalara niçin harap olduklarını sor: Hemen cevap verirler ki onları imar için çalışan kol, bir Moskof savaşında kırıldı; Bu ülkenin doğusunda, kuzeyinde bir avuç toprak bulunmaz ki Türk’ün Moskof eliyle dökülmüş mübarek kanını içmiş olmasın*” sözleri ile taraflar arasındaki mücadeleyi çok güzel şekilde dile getirmiştir.

Moskof Yayılmacılığı

Rusya, başlangıçta Altınordu Devleti’ne bağlı Moskova Knezliği (beyliği) halinde iken Timur’un Altınordu Devleti’ni yıkması ile bağımsız bir devlet haline gelmiş ve Sultan II. Bayezid zamanında, 1497’de Kırım Hanı Mengligiray’ın tavassutuyla Osmanlı Devleti ile ilk diplomatik münasebetini kurmuş ve nihayet 1497’de de ilk elçisini İstanbul’a göndermiştir.

Bu şekilde Osmanlı ile siyasî münasebetini kuran Moskova Knezliği, bu tarihten itibaren gözlerini Türk ülkelerine dikmiş; 1552’de Kazan ve 1556’da Astrahan hanlıklarını ülkesine katarak Türk illeri ve Kafkasya’ya doğru yayılmaya başlamıştı. Nitekim bu son işgallerle Moskova Knezliği’nin nüfûzu İdil Havzası’nı aşarak Kafkaslar’a kadar uzanıyor ve böylece Rusya’da Çarlık idaresi tesis edilmiş oluyordu.

Rusya’nın yayılma politikası, 1689’da çarlığı elde eden I. Petro zamanında belirlenen dış politika ile yeni bir merhale kaydetti. Zîra Petro, büyük Rusya’yı kurmak için, Ortodoksluğun merkezi saydığı İstanbul’u almayı ve sıcak denizlere inmeyi plânlamış ve bu ideali haleflerine vasiyet etmişti. 

Petro, 1696’da Karadeniz’in kilidi sayılan Azak’ı almak suretiyle Orta Asya ve Kafkasya’ya yayılmasına ek olarak Karadeniz’e de çıkmış oluyordu. 1711’de yapılan Prut Harbi’inde Çar Petro büyük bir hezimete uğratıldı ise de Rusya’nın genişleme politikasına set çekilemedi ve 1721’de Rusya’da imparatorluk ilân edildi. Bundan sonra Rusya, Osmanlı’nın içinde bulundu zor durumlardan istifadeyle savaş açmaktan çekinmeyecektir. 

Nitekim XVIII. Yüzyıl içinde 1736-1739, 1768-1774 ve 1787-1792 harpleri yapılmış; ilk harb Osmanlı’nın üstünlüğü ile bitmişse de diğerlerinde Rusya başarılı olmuş; özellikle 1774’te imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile önemli toprak parçaları kazanmanın ötesinde, Osmanlı tâbiiyeti altında yaşayan Ortodokslar’ın da hâmiliğini elde etmiştir.

 1784’te bir Türk ve Müslüman beldesi olan Kırım’ı işgal eden Rusya’ya karşı girişilen 1787 harbinde, Kırım’ı kurtarmak mümkün olmadığı gibi yeni yerler de kaybedildi. Bundan sonra Karadeniz kıyılarına ulaşan Rusya, Karadeniz’in kuzeyindeki Türk hâkimiyetine kısmen son veriyor ve Karadeniz artık kapalı Türk denizi olmaktan çıkıp, iki devlet arasında mücadele sahası haline geliyordu.

Rusya’nın Osmanlı Türkiyesi ile hemhudut olması, son Gürcistan Krallığı’nın 1801’de Rusya’ya bağlanmasıyladır. Dolayısıyla bundan sonra meydana gelen savaşlar Artvin ve çevresini de yakından ilgilendirecek ve etkilenecektir. 

 “93” Felâketi

Yeni bir savaş hazırlığı içinde olmayan ve bir başka devletin yardımını da sağlamayan Osmanlı Devleti, bu harpte çok ağır bir yenilgiye uğradı ve birçok yerler Ruslar’ın işgâline düştü. Bu savaş Kür ve Çoruh havzasında yaşayan halka da çok pahalıya mal oldu. Çünkü Mayıs 1877’de düşman eline geçen Ardahan’ın yağmalanması ve ateşe verilmesi üzerine bölgedeki Türk kuvvetlerinin bir kısmı Sahara geçidinden, bir kısmı da Bilbilan üzerinden Ardanuç ve Şavşat’a doğru çekilmeye başladı. Batum üzerinden bütün gücüyle yüklenen Rus kuvvetleri ilerlemesini sürdürürek Batum, Artvin, Oltu ve Kars’ı işgâl ettilerse de Şavşat’a giremediler.

Anadolu cephesinde böylesine bir hezimet yaşanırken, Rumeli’de de durum farklı değildi. Önce Filibe’ye, ardından Edirne’ye kadar çekilen Türk kuvvetleri orada da tutunamayarak çekilmesini sürdürünce Rus kuvvetleri “Ayastefanos” da denilen Yeşilkey’e kadar geldiler. Bu çekiliş esnasında asrın en büyük vahşet ve katliâmı yaşandı. Ruslar ve Bulgarlar, çocuk, kadın ve yaşlı demeden onbinlerce Türk insanını katlettikleri gibi, İstanbul’a doğru göç etmeye çalışan bir milyondan fazla insanın yarısından çoğu da yollarda açlıktan, susuzluktan ve çetelerin baskınlarından telef oldu.

Bu tarihten itibaren bölge halkı için millî felâket sayılabilecek gelişmeler yaşandı. Zîra, Rus hâkimiyeti altında yaşamak istemeyen binlerce insan vatanını terk ederek Çoruh vadisiyle Bayburt üzerinden binbir zorlukla Anadolu’ya doğru göçmeye başladı. Bu göç sırasında binlerce insan telef olurken sağ kalanlar İç ve Batı Anadolu’ya kadar uzandılar. Sayıları kesin olarak bilinmeyen bu muhacirler, Samsun, Çorum, Tokat, Yozgat, İzmit, Adapazarı ve özellikle Bursa gibi illerimize yerleştirilmişler ve bunlar ilk zamanlarda “93 Muhaciri” diye adlandırılmışlardır. 

*Süleyman Nazif - Batarya ile Ateş.

İlgili Makaleler

Medeniyetimiz
Kars'ın Hazin Günü
Ç
ar Nikola’nın güvenip Kafkasya’ya genel vali olarak gönderdiği Varansov Taşkov ciddi bir enerji sahibiydi. Türkler arasındaki kaynaşmayı ve çalışmayı da görerek bu azimlerini yenmek için, Çar’dan aldığı direktifle Kars’ta bir abide yapılmasına karar verdi. Bu abide, 93 Harbi’nde Kars’a giren ilk Rus askerlerinden,…
Medeniyetimiz
Türk Asrı!
C
ihan imparatorluğumuzu kaybettiğimiz geçen asır boyunca adeta sürünerek, burnumuzdan soluyarak, tarihin hiçbir devrinde olmadığımız şekliyle edilgen (büyük güçlerin uydusu) bir halde yaşadık.

Çağımızın ünlü mütefekkiri (düşünür) üstad Necip Fazıl, bu korkunç durumu, şu ibretlik cümlesi ile dile getirir: ‘O yükseklik, o…
Türk Asrı!
Medeniyetimiz
1915'te Çanakkale’de Türk

İngiliz’in vakit vakit gemi ile siperden

Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.
Böyle büyük görünen şey pek küçük bir insandı.
Fakat bana çok dokundu ayaklarım bağlandı.

          **********

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler…

1915'te Çanakkale’de Türk
Medeniyetimiz
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
B
ağdat Fatih'i IV. Murad Han üstün zeki, çok güçlü, kahraman, cesur bir padişah idi. Bu yöndeki bazı hususiyetleri aşağıdadır:

“Korku hissine tamamen yabancıydı. Yayını çektiği bir ok, bir tüfek mermisinden daha uzağa giderdi. Attığını derhal devirmede mâhir idi. Ağabeyi II. Osman (Genç Osman) gibi bütün sporlarda en…
Müstesna Bir Padişah IV. Murad Han
Medeniyetimiz
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
A
bdullah Fevzi Efendi (Tanrıkulu), 1883 yılında Konya’nın Bozkır ilçesi Hocaköy’de doğdu. Babası Yusuf Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. Baba ve dedeleri de kendisi gibi ilim ve tasavvuf ehlidir. İlk tahsilini köyünde yaptıktan sonra Konya’ya geldi. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Konya’nın ilim erbabı ve eşrafının…
Konya'nın Unutulan İslâm Âlimi: Abdullah Fevzi Efendi
Medeniyetimiz
Valide Sultan’ın Vakfiyesi
İ

stanbul’da Hadice Turhan valide sultanın, 1597 yılında başlatıp 1665 yılında tamamlattığı Yenicamii külliyesinin Süleymaniye Kütüphanesi’nde Yenicamii kitapları arasında 150 numarada kayıtlı 168 sayfalık Türkçe bir vakfiyesi vardır. 19x30 cm ebadında bu vakfiye, mimari külliye kadar değerlidir. Terazinin bir gözüne…

Valide Sultan’ın Vakfiyesi
Medeniyetimiz
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
B
arbaros Hayreddin Paşa Fransa'nın Osmanlılar'dan yardım isteği üzerine 28 Mayıs 1543'te yüz on gemilik bir filo ile Nice seferine çıktı. Mesina, Reggio ve Ostia gibi İtalya sahillerini vurduktan sonra Marsilya'ya vardı. Burada Fransızlar tarafından merasimlerle karşılandı. 

On altı gün Marsilya'da kalan Hayreddin Paşa,…
Barbaros Hayreddin Paşa’nı Fransa Seferi
Medeniyetimiz
Kıbrısın Fethi
A

ltıncı Taaruz

Bundan önceki beş taarruzda Türkler istedikleri neticeyi elde edememişlerdi. 1 Ağustos 1571 Çarşamba sabahı altıncı Türk taarruzu başlatıldı. Bu taarruzda ellerinde gürzleri olduğu halde komutanların da taarruza katıldıkları görülüyordu. Bu hadise askerleri coşturmuştu. Çok şuurlu ve akıllıca bir ölçü…

Kıbrısın Fethi
Medeniyetimiz
Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
T

oplumları bozan en mühim sebep taklittir. O bozulma dönemi başlamaya görsün. Süreç çok çabuk gelişir.

Batı tâlim ve terbiyesi (eğitim ve öğretimi) kendi istikâmetinde milletimizi yönlendirmeye başladı. Şimdi ufak değişmelerle bu eğitim yıllardır devâm ediyor. Mustafa Necâti ile başlayan seküler eğitim…

Yiğit Düştüğü Yerden Kalkar
Medeniyetimiz
Bu Medeniyetten Ders Çıkarmalıyız
M
üslüman olmadıkları hâlde, davet edildikleri toplantıda İslama ve Müslümanların ilim ve fen sahasındaki  çalışmalarına  hayranlıklarını ifade eden  iki konuşmacının beyanları şöyledir:

Dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı Bayan Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildiği, "Te…
Medeniyetimiz
Maarif Modelinde “Türk Dünyası” Vurgusu!
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” tek boyutlu tartışıldı ve çoktan gündemden çıktı.

Atalarımızın “Marifet iltifata tabidir/İltifatsız meta zayidir” kabilince biz her zaman iyiye iyi, yanlışa yanlış, doğruya doğru, güzele güzel demeye devam edeceğiz. Çünkü kalem mesuliyeti bunu gerektirir.
 
Önce bir eleştiri ile başlayalım.…
Medeniyetimiz
Biz Kimiz
B
iz Türkler doğulu bir milletiz. Milletler arenasına çıktığımız günden beri hep hareket (göçebe) halindeyiz. Güneşten (doğudan) aldığımız ışıkla hep yine güneşi takip ederek batıya doğru koştuk.

Tarih boyu biz Türlerin devlet ve millet ışığımız hiç sönmedi. Yıkılan her bir devletimizin külleri üzerinden yeni bir devlet…
Biz Kimiz