Yakın Tarihin Hazin Hâdisesi: Sovyetler’in Afganistan'ı İşgali

Prof.Dr. Mehmet Saray 20.12.2015 3811
N
üfusunun mühim bir kısmını Türklerin teşkil ettiği Afganistan ile Türkiye arasında tarih ve kültür bakımından pek çok müşterek taraflar bulunmasına rağmen, maalesef, memleketimizde Afganistan hakkında ciddi bir araştırma yapılmamıştır. 

XIX. asrın başlarında Çarlık Rusya'sının bir taraftan Kafkaslarda, diğer taraftan da Orta Asya Türk illerinde yayılmaya başlaması, güneyde Hindistan'a hakim olan İngilizleri büyük bir telâşa düşürmüştü. İngilizler, Hindistan'a karşı kuzeyden gelen bu Rus tehlikesini mümkün olduğu kadar uzaklarda durdurmak ve bu arada, Orta Asya'dan Hindistan'a inen tarihi istila yollarının üstünde bulunan Afganistan'ı Rus nüfuzundan korumak için büyük gayretler sarfetmişti. 

Hatta, Afganistan'ı kendi nüfuzlarında tutmak için bu ülkeyi birkaç defa istilâ etmekten de çekinmemişlerdi. Fakat bu istilâlar, Afganistan'da büyük tahribâta yol açmış, ülke ve millet bütünlüğünü fevkalâde sarsmış idi. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, İngilizler, Hindistan'ı müdafaa için stratejik ehemmiyetine  inandıkları ve meşhur Hayber Geçidi'ni de içine alan Afganistan'ın güney eyaletlerini işgal ederek, bu bölgenin kendi kontrollerinde kalmasını sağlayan andlaşmaları, 1878 ve 1893'de zorla Afganlara imzalatmışlardı. 

Böylece, Afganistan'ın ve Afganların bir kısmı, bir daha birleşmemek üzere, anavatan'dan zorla, koparılmışlardı. Bu parçalanmanın sonuçları, bilâhıre Afganistan'ın istikhâline kötü bir şekilde tesir etmiştir. Kendi menfaatleri için Afganistan'ı işgal etmekten ve parçalanmaktan çekinmeyen İngilizlerin, bu devrede, yegane faydası, bu ülkeyi kendi nüfuzlarında tutarak Rus işgaline fırsat vermemek olmuştur. 

Bu arada, İngilizlerin, II. Dünya Harbi'nden sonra Hindistan yarımadasından ayrılırken işgal ettikleri Afgan topraklarını Afganistan'a geri vermeleri ve Batı'nın yeni lideri Amerikalıların da bu hususta hatâlı politika takip etmeleri, ülkeyi zorla Sovyetlerin kollarına itmiştir. 

Çâresiz kaldılar 

Çaresizlik içinde kalan Afganistan, 1955'den sonra, Sovyetler yanaşırken, Afgan liderleri, komünizmi ülkeleri için bir tehlike olarak görmüyorlardı. Onlara göre, komünizmin yerleşme ve yayılma şartları henüz Afganistan'da yok idi. Ekonomik gelişme ve bilhassa endüstrileşme sonucu ortaya büyük işçi kitleleri ile, geniş insan kalabalıklarının toplandığı kozmopolit şehirler ve nihayet halkından kopmuş ve meselelerin altından kalkamadığı için kompleks içine düşmüş ve gûya yüksek sınıfı meydana getiren entellektüeller grubu Afganistan'da bulunmuyordu. 

Bundan başka, İslamiyete gayet bağlı olan Afgan halkı, komünizm gibi bir dikta rejimine tahammül edemiyecek kadar hürriyetlerine düşkün idiler. Ne var ki, Sovyetler, komünizmin Afganistan'da yayılması hususunda Afgan liderleriyle aynı görüşü paylaşmıyorlar; Afganistan'a yapacakları ekonomik yardımların ve geliştirecekleri kültürel münâsebetlerin, sonunda komünizm için müsait bir ortamı kolaylıkla meydana getirebileceklerine inanıyorlardı. Nitekim öyle de oldu. 

Sovyetler, bir taraftan yaptıkları ekonomik yardımlarla Afganistan'ın gelişmesine yardımcı olurlarken, diğer taraftan da sivil ve asker, Afgan talebelerinin Sovyet askeri akademilerinde ve üniversiteleri’nde okumalarına yardımcı olmuşlar ve bu gençlerin aynı zamanda Marksist ideolojiyi benimsemelerini sağlamışlardır. 

Nihayet, yaptıkları yardımlarla Afgan ordusunu ve ekonomisini kendilerine bağımlı hâle getiren Sovyetler, Afganistan'daki kendi taraftarlarını işbaşına getirmek için harekete geçtiler. Sovyetler Birliğinde birer ihtilâlci Marksist olarak yetiştirip gönderdikleri Afgan subayları vasıtasiyle Afganistan'da darbe yaptırarak komünist bir rejimi kurdurdular.

Fakat, Afgan halkının büyük tepki göstermesi üzerine Sovyetler, komünist Afgan yönetimini müdafaa etmek mecburiyetinde kaldılar. Bu ise, Afgan halkını tamamiyle isyana sevk etti. Bunun üzerine, Sovyetler, hem kendilerini ve hem de komünist Afgan yöneticilerini müdafaa etmek için, milletler arası hukuku hiçe sayarak, Afganistan'ı istilâya başladılar. 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür