Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri

Numan Aydoğan Ünal 16.01.2025 341
T
resim

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla vize alarak Türkistan’a gitti. Araştırmalarını “Türkistan Seyahatnamesi” ismi ile kitaplaştırdı.


 41 yıl sonra da Sovyetlerin dağılmasıyla, 1996 yılında Yüksek Mimar Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu (anne ve babası ile) Türkistan’a giderek çok zor sosyal ve iklim şartlarında büyük bir azim ve gayretle, Türk-İslam mimari eserlerini inceledi. Çalışmalarını “Orta Asya Türk Mimarisi” ismi ile kitaplaştırdı. Bu iki araştırma adeta birbirini tamamlar mahiyettedir. 


Sovyetler zamanında tarihî eserlerin fotoğrafının çekilmesine müsaade edilmediğinden Dr. Emel Esin binaların resimlerini kara kalemle yaptı. Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu ise bütün eserlerin fotoğraflarını çekti. Dr. Emel Esin çalışmalarında mimari eserlerin daha çok tarihî ve edebî yönlerine önem verdi, binalardaki bütün İslamî hatları okudu. Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu ise eserlerin mimari, inşâî ve teknik özelliklerini detaylı olarak anlattı.  


 BÜYÜK HAYRANLIK DUYDU!.. 


Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu bir mimar gözü ve tarih şuuru ile Türkistan’ın mimarî eserlerine hayranlığını şöyle dile getiriyor: “Orta Asya’da gördüğümüz eserler genel olarak çok süslü, çok gösterişliydi. Bildiğimiz binalardan o kadar farklılar ki şaşkınlığa uğradığımızı itiraf etmeliyiz. Şaheserler gördük, ama kıskanmadık… Çünkü bunları yapanlar da Türk’tü… Çünkü bizlerdendi… Eserleri gördükçe hayretler içerisinde kaldık. Mimarlık Fakültesi’nde, Sanat Tarihinde görmediğimiz, öğrenmediğimiz tablolarla karşılaştık. Sanat Tarihi, Mimarlık Tarihi, Türk Sanat Tarihi’nde de görmemiştik. Çünkü buraları kapalı bir kutu idi, rejim müsaade etmezdi. Sebep de bu olsa gerek. Artık tetkik edileceğinden eminiz. Çini sanatının ne derecelere yükseldiğini; taşın olmadığı bu bölgede nasıl işlendiğini gördük. Mimarideki eleman oluşuna şahit olduk. Mermer ve taş yokluğunda sütunları yarım sütun şeklinde çini ile kaplanmış, ahşap misali oyulmuş şekli ve süsü ile tezyin olunmuş eserler gördük. Bunlar ince ve gelişmiş zevkin sanatta işlenmiş ışıklarıdır.  


Prof.Dr. Gözde Ramazanoğlu Türkistan’da müspet ilimlerin de çok gelişmiş olduğunu şöyle ifade ediyor:  “Bir Uluğ Bey çıkıyor (Bizler nedense Uluğ Bey’i bilmeyiz de Kopernik’i biliriz.) yılın 365 gün 6 saat 10 dakika 8 saniye olduğunu hesap ediyor. (Bugün 365 gün 6 saat 9 dakika 9,6 saniye olarak hesaplanıyor.) O devirde bunu ağzına alan ateşte yakılıyordu.” 


 SOVYETLER TAHRİP ETTİ  


“Moğollar gibi Sovyetlerin de Türklerden kalma eserleri bir soykırım misali tahrip ettiğini gözlerimizle gördük. Soykırım benzetmesi sert gelebilir. Fakat gerçeği başka bir kelime ile ifade etmek zayıf kalıyor. Sovyet devrinde Türk ve Türk’e ait her şey tahrip edilip yok edilirken, Türkistan da maalesef bu hezimeti görmüştür. Tarih ile bağları kopartmak için şehirlerin, bölgelerin isimleri değiştirilmiş. Tavas ile Çimkent arasında bugünkü adı ile “Tülkibas” şehri vardır; komünist Rus imparatorluğundan önceki adı “Tülkü Bas”. Burası Orta Asya’da Türk ordularının genel merkeziymiş. Stalin döneminde Türklerden kalma kışlalar, kervansaraylar askerî dozerlerle yok edilmiş. Sovyetler birliğinin kültür politikası tipik emperyalistlerin hepsinden daha azgındır. Yaptıkları “böl-parçala-yut” ilkesinin en basit ve en açık örneğidir. Yuttuğu milletlerin tekrar birleşmesini önlemek için yapmıştır. Jambul’da Karahanlı’lardan kalan bütün külliyelerin tamamının yıkıldığını, yerine koruluk ve park yapıldığını gördük, dinledik. Eski halini gösteren fotoğrafların veya fotoğrafı basılmış kitapların da imha edilmiş olduğunu yerinde dinledik.” 


 ÇİNİ SANATI ZİRVEDE  


Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu “Mimar Sinan’da Tezyinat Arayışı” eserini hazırlarken Orta Asya mimarisini inceleme fikrinin de doğduğunu söylüyor. Bu eserinde “Çini sanatı, Mimar Sinan döneminde zirvededir” diyor. Ancak Semerkant’ta Timur’un kız kardeşi Türkan Aka’nın türbesini görünce fikri değişiyor. “Osmanlı’da çini sahasında bu seviye ulaşılamamış” diyerek şöyle devam ediyor.  “Kıskançlık hissi duymamak gerek; çünkü bunları yapanlar da Türk’tü. Türbede yatanın adı da zaten “Türkan” yani “Türk-Kan”dır. Semerkant’ta bizdeki Eyüp misali türbeler topluluğu var. Baştanbaşa çini işlemeli türbeler, çini sanatının en zirveye çıkmış olabileceği eserler. Sütunçeler, sütunlar hep çini tezyinli, gayet yüksek kabartmalı, Rumî desenlerle nakışlı. 


Türbedeki çiniler orijinaldir. Kapıdan geçince şaheser çinilerle donanmış, muhteşem mekâna giriyoruz; bu defa elma yeşili ve sarının da katılmasıyla renkler değişmiş. Bu kadar zengin tezyinat öyle güzel yapılmış ki, açgözlü bir gösteriş değil huzurlu bir denge sergiliyor. Bu kadar seneye dayanabilen şaheserler sanatta zirveyi gösterir. Cephesini kaplayan çini tezyini, gerçek anlamıyla mükemmel. Çini tekniğinin ve mimaride kullanımın son noktası, zirvesi. Mimar olarak duyduğumuz hayranlık, eğer seramikçi olsaydık sınırsız bir üzüntüye dönüşürdü. Çünkü 20. yüzyıl teknolojisi bu çinileri değil aşmak, taklidini yapmaya dahi imkân vermiyor. Sadece cephe çinileri üzerine kitaplar yazılabilir; 2-3 farklı tez ortaya konulabilir. 


 ESERLERE BİRKAÇ MİSAL  


 REGİSTAN MEYDANI:  


Bu Meydan Semerkant’ın adeta kalbi gibidir. Burada üç muhteşem eser var: “Uluğ Bey, Şir Dor, Tilla Kari Medresesi” Prof. Dr. Ramazanoğlu bu medreselere hayranlığını şöyle dile getiriyor: “Burası bir “Kültür sitesi”, “Üniversite Kampüsü”, “İlim Merkezi” diye tarif edilebilir. Ancak biz “İlim Sitesi” tabirini uygun bulduk.” Meydana adım attığınız anda binaların her birinden yayılan “Ben daha güzelim” diyen dalgaları algılamaya başlıyoruz. Önce bu dalgaların çarpması, sonra detayları kaçırmama gayretinin yorgunluğu ile bitap düşüyoruz. Meydanı terk ederken ayaklarımızın sürükleniyor olması, bu kaprisli güzellerin bizi tekrar çekmesini engelleyemiyor. Orta Asya’daki medreseler baştanbaşa çini ile bezenmiştir ki bu, kanaatimizce ilme verilen kıymetin göstergesidir. 


 ŞAH-I ZİNDE KÜLLİYESİ: 


Semerkant’taki bu türbeler, mescitler, mezarlar topluluğu, insana Eyüp semtini hatırlatıyor. Burası Sahabeden, Hazreti Muhammed’in amcasının oğlu Kusem bin Abbas’ın türbesi ve çevresinde toplanan türbeler ile meydana gelen bir külliyedir. İnanışa göre Kusem bin Abbas mezarında canlı olarak yatıyormuş. Bugün bütün Türkistan’da “Şah-ı Zinde” yani “Canlı, diri şâh” adıyla anılıyor. 


HOCA AHMET YESEVİ KÜLLİYESİ: 


Türkistan şehrinin 10. asırdaki adı “Yesi”, bölgenin adı da Türkistan’dı. Türkistan; Türklerin ülkesi demektir. Bütün Seyhun-Ceyhun nehirleri arası, Hazar Denizine kadar uzanan coğrafyaya Batı Türkistan denilmektedir. Bölgenin merkezi durumdaki şehrine de Sovyetler zamanında Türkistan denilmiştir. Sovyet devrinde Türk ve Türk’e ait her şey tahrip edilirken Yesi de maalesef bu hezimeti görmüştür. Transit yolu dahi şehrin dışından ve uzaklardan geçilerek ziyaret edilen ve mukaddes sayılan yerler; gizlenmek istenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından hemen sonra bakım, tamir ve restorasyonunu üstlenmesi, ayrıca buraya bir üniversite açılması, Türklüğe yakışır bir jest olmuştur. Hoca Ahmet Yesevi’nin külliyesi Yesi’den kilometrelerce uzaktan görünmeye başlar. 45-65 metre oturumlu dikdörtgenler prizması gövdesi ve muazzam taç kapısı gövdesi ile çok büyük bir yapıdır ve üzerinde üç farklı kubbe yer alır.  


MUTLUYUM!... 


Sovyetler dağıldıktan sonra çok zor şartlar altında Türkistan’da araştırma yapan Gözde Ramazanoğlu, bütün sıkıntılara ve yorgunluğa rağmen diyor ki: “Mutluyum, çünkü Türk olarak ata yurdumuzu çok iyi dolaştık. Pek çok Türk boyuyla tanıştık. Lehçelerin ayrı, dilimizin bir olduğunu gördük. Eğer alfabemiz aynı olsaydı, yazılı olarak anlaşmak için tercümana gerek kalmayacağından emin olurduk. Türklere has misafirperverliği yerinde gördük. Ata yurdunu gezdik, insanlarla tanıştık. Ata yurdundaki mimari şaheserleri yazmaya çalıştık. Oraları gördükten sonra tarihin devamlılığı ilkesini iyice kavradık. Semerkant’ta veya Jambul yakınında gördüğümüz bir motifi, bir kabartmayı, hatta kabartmanın işlenme tarzını daha önce ana yurdumuzda da görmüş olduğumuzu fark ettik. Özellikle detaylardaki ortaklıkları anlayınca aynı kültürün farklı coğrafyalarda gelişen kolları olduğumuzdan iyice emin olduk.” 


 Sovyetler dağıldıktan sonra Türkiye, yeni Türk cumhuriyetleri ile çok iyi münasebetler geliştirdi. Türk Devletleri Teşkilatının kurulmasına vesile oldu. Siyasi ve sosyal yönden çok hayırlı hizmetler yapıldı. Artık Türk cumhuriyetlerine gidip gelmek çok kolay, Azerbaycan’a da Türk vatandaşları kimlikle gidebiliyor. Son olarak Özbekistan da vizeyi kaldırdı. Ele geçen bu tarihî fırsat iyi değerlendirilmeli. Üniversitelerimizin edebiyat, tarih ve ilahiyat fakülteleri Türkistan’da yetişen büyük İslam âlimi, evliya ve şairlerinin hayatlarını, eserlerini; Mimarlık fakülteleri de muhteşem mimari eserlerini öğrencilere okutmalı; bu konularda yüksek lisans ve doktora tezleri verilmeli, kürsüler açılmalı; enstitüler kurulmalı. Türkistanlı araştırmacı yazar Dr. Baymirza Hayıt diyor ki; “Türk gençliği Türkistan’ı tanırsa, Türkiye de Türkistan da kurtulur.” 



 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
Türkistan
Yesevi Yolunu Anadolu'ya Timur Han Ulaştırdı
B
irçok kişi tarafından ağır tenkitlere uğrayan Emîr Timur, aslında Anadolu’ya daha önce de gelmiş olan Horasan Erenleri’nin târihî yolculuğundaki tasavvuf-tarîkat geleneğini perçinlemiştir.

Asya’dan 15. asrın sonuna kadar Batı’ya dolayısıyla Anadolu’ya Moğol işgallerinin de etkisiyle büyük bir göç olmuştur. Bu arada…