Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni

Doç. Dr. Hayrettin Tüleykan 31.08.2025 406
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucunda yer alan beşte dördü dağlarla kaplı, ormanı ve ırmağı bol bir yerdir. Dünyanın ikinci büyük krater gölü olan Issık (sıcak) Göl bu ülkededir. Doğusunda Doğu Türkistan, batısında Özbekistan, kuzeyinde Kazakistan ve güneyinde Tacikistan ile sınırdır. İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlı Devleti bu coğrafyada kurulmuştur. Başkent Balasagun şehri ülkenin orta batı kısmındadır. Türk dünyasının ortak değeri şair ve edip Yusuf Has Hacib (D.1019) “Kutadgu Bilig” adlı eserini yazmaya doğum yeri Balasagun’da başlamış 1069 yılında Kaşgar’da tamamlamıştır.
 
Kırgızistan Sovyetler’den ayrılan ilk ülke olmanın yanında, yönetim biçimi ve ekonomi sisteminde liberal çizgide değişiklikler yapan bir ülkedir.
 
Bilinen belki de en eski Türk kavmi olan Kırgızlar, tarihin çeşitli devirlerinde gerek diğer Türk kavimleri ile birlikte gerekse münferit gruplar hâlinde Türk ve İslam dünyasının çeşitli coğrafyalarına göç etmişlerdir. Kırgızlar, Osmanlı devrinde Orhan Bey ile birlikte İznik’in fethine katılmışlardır. Yine uzun Osmanlı tarihi boyunca göçler devam etmiş olmalı ki bugün Anadolu coğrafyasında Kırgız kimlik ve kültürünü yansıtan yerleşim yerleri, coğrafi isimler ve kültürel âdetler çokça yer almaktadır.
 
II. Dünya Savaşı sonrası Anadolu’ya göçler devam etmiştir. 1952 yılında 12 Aile Tanrı Dağlarının eteklerinden koparak Türkiye’ye yerleşmiştir. En son olarak 1982 yılında Van’ın Ulupamir Köyüne gelen son Kırgız Han’ı Rahmankul Han önderliğinde ülkemize Kırgız göçü yaşanmıştır.
 
Komünizmden Kaçış 

Komünizm, Çarlık Rusya’sının 19. Yüzyılın ortalarında Türkistan’a yayılmaya başlamasından sonra 1917 ekim devrimi ile ortaya çıkmış; propaganda ile Türk kavimleri içinde elde ettikleri beyinler (mankurt) ile kuzey Türkistan’dan güneye doğru adım adım ilerlemiştir.
 
Türk tarihi uzmanı Yılmaz Öztuna, komünizmi insanlık tarihi boyunca dünyanın başına gelmiş en büyük felaket olarak tanımlar. Gerçekten bu insanlık dışı rejim, milyonlarca insanı katlederek, zülüm ve zorbalık ile kurulmuş ve hâkim olduğu coğrafyalarda 70 yıl boyunca birçok kavimden yüz milyonlarca insanın yokluk, acı ve ızdırap içinde yaşamasına sebep olmuştur. Özellikle Türk ve Müslüman toplumlar bu acımasız rejimin içinde âdete eriyip yok olma raddesine gelmişlerdir.
 
Türkistan’ı idare eden üç Hanlık idaresi (Buhara Hanlığı, Hive Hanlığı ve Hokand Hanlığı) işgal ve istila yoluyla peyderpey komünizmin pençesine düşmüştür. Komünizmin yayılmasına karşı büyük Türkistan coğrafyasının her yerinde direnişler olmuş, bu acımasız istilaya karşı büyük mücadeleler verilmiştir. Gencinden yaşlısına, köylüsünden âlimine eli silah tutan herkes bu mücadeleye katılmış, yıllarca işgal hareketine karşı savaşmıştır. Bu millî mücadeleyi verenler maksatlı olarak Komünist Ruslar tarafından “Basmacı Hareketi” olarak tanımlanmış ve literatüre de öyle geçmiştir. Bu yazıda “Basmacı Hareketi” ifadesi yerine “millî mücadele” tabiri tercih edilmiştir. Çünkü bu hakikatte bir terör faaliyeti değil, vatan müdafaasıdır.
 
Fergana'da Doğan Bir Âlim

Millî mücadele hareketine birçok müderris ve âlim gibi Kırgızistan Oş şehri doğumlu Molla Muhammed Aziz de katılmıştır. Muhammed Aziz (Metes Kâri) 1888 yılında Oş şehrinde köklü ve zengin bir sülalenin en küçük oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Kırgızların geleneğine göre en küçük oğlan çocuk olduğu için babası Törekulhan’ın yerine dedesi Hacı Gence Bey’in elinde büyümüştür (Kırgızlarda o zamanlar âdet olarak en küçük evlat dedenin elinde büyürdü). 8-10 yaşlarında babaannesinin gördüğü bir rüya üzerine içine okuma aşkı düşmüş ve Oş Medresesinde tahsiline başlamıştır. Beş sene okuduğu medreseden birincilikle mezun olduktan sonra Buhara’da Kökeldaş ve Mir Arab medreselerinde tahsiline devam etmiştir. Buralardan da birincilikle mezun olmuş, müderrislik diplomasını alarak Kırgızistan’a dönerken millî mücadeleye katılmıştır.
 
İlk Mücadele

Muhammed Aziz bir talebesi ile Buhara’dan Oş şehrine dönerken çok hızlı giden bir atlıyı durdurmuşlar, silahlı dört Rus askerinin sınırı geçtiklerini öğrenmişlerdir. O ana kadar kendisi zayıf atta, talebesi semiz atta olarak yol alırlarken, atları değiştirerek sınıra doğru seğirtmişlerdir. Bir müddet ise sonra sadece ellerinde kamçı olduğu hâlde, akşam karanlığında silahlı Rus askerlerini teslim alarak o bölgenin mücadele liderine teslim edip böylelikle mücadeleye katılmışlardır.
 
Yüksek ilimler tahsil etmiş, müstesna meziyetlere sahip bir âlim olan Muhammed Aziz, elinde silah Kırgızistan’ın sarp dağlarında ağabeyi Sahip Kâri ve Korbaşı Moyudun (Mühiddin) Bek ve onun mahiyeti ile yıllarca Ruslara karşı ülkesini savunmuş sayısız çatışmaya katılmıştır. Sekiz yılı aşan bu mücadelede binlerce şehit verilmiş ama en az bir o kadar istilacı Rus öldürülmüştür. Öyle ki Celalabad, Alay Dağlarının dereleri insan cesetleri ile dolmuştur. 

Dağlık bir araziye sahip olan Kırgızistan’da emellerine kolayca ulaşamayacağını anlayan Rus hükûmeti, entrikalara başvurmuş ve içeriden elde ettiği hainler vasıtasıyla hareketi çökertme yoluna koyulmuştur. Ve maalesef Bizans oyunlarını aratmayan hilelerle bunu başarmıştır. Mücadelenin merkez gücü Korbaşı Moyudun Bek, Sahip Kâri 9 üst düzey komutan şehit olmuş, Muhammed Aziz esir düşmüştür. Moskova’ya götürülen Muhammed Aziz, göstermelik hızlı bir mahkeme neticesinde; millî mücadeleye fiilî katılmanın ötesinde millî mücadele liderlerinin arkasında manevi güç olma “suçu”yla ölüm cezasına çarptırılmıştır.
 
Öldürmeyen Allah...

Ancak idamın gerçekleşeceği gün mahkemeye Rus hükûmetinden gelen bir tamim ile -o günün Bolşevik devrimin yıl dönümü olması sebebiyle- bütün idamlıkların ömür boyu hapse çevrildiği yazısı gelmiştir. İnfazı durdurulan Muhammed Aziz için artık müebbet hapis hayatı başlamıştır. O günlerde bir kimse ziyaretine gelip kendisinin medrese yıllarından tanıdığı bir hizmetlinin oğlu olduğunu söylemiştir. Kaç yıllık evli olmasına rağmen hiç çocuğu olmadığını, evladı olması için kendisinden dua etmesini istemiştir ve 12 ay içinde hapisten çıkarabileceği vaadinde bulunmuştur. Gönlü kırık bir mücahid olan Muhammed Aziz, hapishane hücresinde el kaldırıp dua etmiş, hakikaten 9 ay sonra o kimsenin bir evladı olmuştur. Bu kimse de vaadinde durarak cezasının ev hapsine çevrilip askerler nezaretinde Kırgızistan’a gönderilmesini sağlamıştır.
 
Ev Hapsi Günleri

İdam edildiği zannedilen Muhammed Aziz, bir yıl sonra evine döner. Şaşkınlık içinde büyük sevinç yaşanır. Fakat bu sevinç Muhammed Aziz için buruk bir sevinçtir. Zira Kırgızistan işgal edilmiş, komünizm rejimi her tarafı devletleştirmiş, Kırgız milleti kendilerine vadedilenin aksine karın tokluğuna devletin ırgatı durumuna getirilmiştir. Bin yıldır Müslüman olan bir milletin evlatları, okullarda dinsiz birer komünist olarak yetiştirilmektedir. Bu duruma ancak üç ay tahammül edebilen Muhammed Aziz, Hazreti Peygamberin sünneti olan “hicret” kararını almıştır. Bunun için fırsat kollayıp bir gün sadece Buhara Medresesinden kalma kitaplarını yanına almak suretiyle tek başına çok gizli yollar ile Doğu Türkistan’ın Kaşgar iline varmayı başarmıştır. Burada da Çin komünizmine karşı iki yıl mücadele vermiş ve bu arada hanımı ile 4 çocuğunu komünizmin pençesinden kaçırmıştır. Doğu Türkistan’da da komünizmin etkisi güçlenince buradan da hicret ederek Pamir Dağlarına intikal etmiştir.
 
Pamir'den Afganistan'a
 
Pamir Dağları, “dünyanın çatısı” tabiri ile meşhur yüksek Himalaya dağ silsilesindendir. 7-8 bin metreyi bulan yükseklikleri olan bu dağların 3-4 bin metrelerinde Kırgız Toplulukları yaşamaktadır. Muhammed Aziz, burada ünlü son Kırgız Hanı Rahman Kulhan ile iki yıl kadar kaldıktan sonra Kuzey Afganistan’a geçmiştir. Burada üç evladı daha olmuş ama hanımını doğum esnasında kaybetmiştir.
 
Büyük âlim, Kuzey Afganistan’ın çeşitli şehirlerinde 15 yıl müderrislik yapmış, üç büyük evladını hafız olarak yetiştirmiştir. Kuzey Afganistan’ın büyük âlimi Halife Kızılayak ile görüşüp kuzeydeki Türk toplulukları tarafından tanınmış ve saygı görmüştür. Fakat üç büyük hafız evladı da rahmet-i Rahmana kavuşmuştur… Artık bir oğlu ile kalınca, tekrar evlilik yapmak mecburiyetine düşüp Kazak Türklerinden kimsesiz dul bir hanımla evlenmiştir.
 
Türkiye'ye Hicret
 
Muhammed Aziz, komünizmin nasıl bir felaket olduğunu çok iyi bilmektedir. Afganistan’ın bu yönden geleceğini iyi görmemektedir. Ahirete giderken tek kalan evladını emin yerlere teslim etmek istemektedir. Bu yüzden Türkiye’ye hicret kararı alır. Bu kararın gerekçesini soran hatta sorgulayan oğluna şunları söyler: “Türkiye öyle bir ülkedir ki İslam ağacının kökleri çok derinlere gitmiştir. Kızıl rüzgâr (komünizm) dalından yaprağından götürür kökü sağlam kalır. Seni oraya bıraksam gözüm arkada kalmaz. Kıyamete kadar din orada bakidir.”
 
Böylelikle yeniden yollara düşerler. İlk önce Kâbil’e oradan Pakistan’ın Karaçi şehrine gelirler. Buradan 9 gün süren deniz yolculuğu sonunda Basra Körfezine gelirler. Bağdat Süleymaniye şehirlerinden geçerek Nusaybin sınırından Türkiye’ye 1952 yılında vasıl olurlar.
 
Hacıveyiszade Efendi İle Görüşme
 
Muhammed Aziz’in ailesi ile birlikte 11 Kırgız aile daha vardır. İlk önce Adana’ya gelirler, oradan Konya’ya geçerler. Devlet onlara ilk önce Cihanbeyli ilçesine bağlı Ömeranlı kasabasından arazi verir buraya yerleştirilirler. Konya’ya geldiklerinde ise bir vesile ile o zamanda şehrin çok sevilen ve sayılan âlimi Hacıveyiszade Efendi ile görüşür. Hacıveyiszade Efendi, Muhammed Aziz’in ilmine hayran kalır ve daha sonra kendisini defalarca ziyaret eder. Bir ziyareti esnasında Muhammed Hadimî hazretlerinden kendisine intikal eden kütüphaneyi Muhammed Aziz’e hediye eder. Neden böyle yaptığını sorduklarında “Bu ilimleri ancak Türkistanlı büyük âlim Muhammed Aziz anlayabilir. O ikinci bir İsmail-i Buharî hazretleridir” demiştir. En son olarak Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinin Akin Köyüne yerleşen Muhammed Aziz, 1974 yılında -gözü arkada kalmayarak- burada vefat etmiştir. Biz de torunları olarak daima minnetle dua ediyor, millî mücadele yolunda ona layık olmaya çalışıyoruz...
 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
Türkistan
Yesevi Yolunu Anadolu'ya Timur Han Ulaştırdı
B
irçok kişi tarafından ağır tenkitlere uğrayan Emîr Timur, aslında Anadolu’ya daha önce de gelmiş olan Horasan Erenleri’nin târihî yolculuğundaki tasavvuf-tarîkat geleneğini perçinlemiştir.

Asya’dan 15. asrın sonuna kadar Batı’ya dolayısıyla Anadolu’ya Moğol işgallerinin de etkisiyle büyük bir göç olmuştur. Bu arada…