Kutadgu Bilig’e Göre İdeal İnsan ve Türklerde Adalet Anlayışı

Avukat Ramazan Erem 24.07.2026 60

İ

Av. Ramazan Erem
Av. Ramazan Erem
çinde yaşadığımız asırda insanlık her geçen gün maziyi aratır hale gelmiştir. İnsanlık adına adaletin, iyi ahlakın tesisi için fert, cemiyet, aile, millet ve devlet olarak her yeni gün çareler aranmalı, bu konuda farkındalık oluşturmaya çalışılmalıdır. Kötü huylarımızdan kurtulmanın en kestirme yolunun kurtulanlarla birlikte olmaktan geçtiği veciz sözüne sığınarak, Müslüman Türk milletinin yetiştirdiği İmam-ı Azam, İmam-ı Matüridi, İmam-ı Buhari, Ahmet Yesevi, İmam-ı Gazali, Nizam-ül Mülk, Mevlana Celaleddin Rumi, Yunus Emre, Kaşgarlı Mahmut gibi manevi şahsiyetlerimize ve onların kıymetli eserlerine yeniden ve daha sıkı bir duygu ile sarılmamız gerekir. 

Bu niyetle hazırladığımız yazımızda; insanoğluna her iki cihanda da mutlu olmanın yolunu anlatmaya çalışmış Türk-İslam edebiyatının ilk şair ve mütefekkiri sayılan Yusuf Has Hacib ve eseri Kutadgu Bilig’den söz etmek istedik.

Yusuf Has Hâcib Kimdir? Nasıl Bir Kişiliğe Haizdir?

Karahanlılar Devletine bir dönem başkentlik yapmış olan Balagasun’da dünyaya geldiği için pek çok tarihi kaynakta Balagasunlu Yusuf olarak da anılan yazar, Karahanlılar döneminde yaşamış, Türk-İslam kültürünün etkisi ile yetişmiş, edebi yönü çok kuvvetli, ilim ve irfan sahibi bir şahsiyettir. Kutadgu Bilig’i (1069-1070) yıllarında yazdığı ve o yıllarda yaşının altmışa yakın olduğu bilgisine göre 1015-1020 yılları arasında doğmuş olduğu söylenebilir. 1077 yılında Kaşgar’da vefat ettiği ve türbesinin de burada olduğu bilinmektedir.

Kutadgu Bilig’in Edebi Hususiyetleri

Eser Hakani Türkçesi ile yazılmıştır. Alegorik (sembollerle ve karşılıklı konuşmalarla) usûl üzerine tasarlanan eser, insanlara her iki dünyada da mutlu olmaları için lazım gelen davranışları öğütleyen didaktik bir nasihatname olduğu kadar, devlet yönetimi ile alakalı bilgi ve tavsiyeler içermesi yönüyle de tesirli bir siyasetname hususiyet taşımaktadır. Yazar 18 ayda tamamladığı eserini Karahanlı Hakanı Tabgaç Buğra Hân’ın huzurunda okuyarak Hakana takdim etmiştir. Hakan, eserin mana ve kalem kudretini takdir ederek, yazarına çok iltifat etmiş ve vezirlik ve ordu kumandanlığından sonra en mühim vazife sayılan Has Hacip’lik (teşrifat nâzırlığı) makamına tayin ederek yazarını mükafatlandırmıştır. 

O güne kadar Balagasunlu Yusuf olarak anılan yazar bundan böyle Has Hâcib ünvanı ile anılagelmiştir. Tarihi vesikalara göre eserin Herat, Mısır ve Fergana nüshası olarak bilinen üç nüshası bulunmaktadır. Türk Tarih Kurumu riyasetinde Reşid Rahmeti Arat tarafından üç nüsha karşılaştırılarak hazırlanan Kutadgu Bilig’de 6645 beyit vardır.

Esere Neden Kutatgu Bilig Adını Verdiğini Yusuf Has Hacib Yine Kendisi Açıklamıştır.

“Okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin” diye kitabın adını Kutadgu Bilig koydum diyerek (beyit:350) Kutadgu Bilig adının nereden geldiğini yazarın kendisi açıklamıştır. 351nci beyitinde; “Bu kitap uzanıp,her iki dünyayı tutan bir eldir”, 352nci beyitinde; “İnsan her iki dünyayı devletle elinde tutarsa; Mes'ud olur, bu sözüm doğrudur” diyerek Kutadgu Bilig'in okuyana her iki cihanda da mutlu olmak için lazım gelen “bilgi ve yolu ” öğreteceğini belirtir. Eseri yazmaktaki muradı eserinin ismine de yansımış olduğundan olsa gerek, eserine “kutlu olma bilgisi” “Saadet veren bilgi” anlamına gelen “Kutadgu Bilig” ismini verdiği anlaşılmaktadır.

Eserin Duru Bir Tevhid İnancı, Peygambere İman ve Sağlam Bir Ehli Sünnet İtikadı Ölçüsü İçerisinde Kaleme Alındığı Görülmektedir.

Besmeleyi şerif ile başlanan “Kudretli ve en üstün olan, gerçek şan ve hürmet sahibi Allahü tealanın Medhini Söyler; denilerek yazılan ilk 33 beyitte; Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyye’si (Vücûd, Kıdem, Bekâ, Vahdaniyyet, Muhalefetün-lilhavadis ve Kıyâm bi-nefsihi) ile  Sıfat-ı sübûtiyye’sini (Hayat,İlm, Sem’, Basar, İrade,Kudret, Kelam, Tekvîn) nakleden beyitler yer almaktadır. Peygamber Aleyhisselam’ın Medhini Söyler diyerek devam eden ikinci kısımdaki (34-48 arası) beyitlerinde; Peygambere imanı, salat ve selamı izhar ederek, akibetinde Peygamberimizin şefaatine kavuşma arzusunu dile getirir. Dört Sahabenin Medhini Söyler; kısmında yer alan (49-62) beyitlerinde ise; 

“Bunlar onun en sevdiği dört arkadaşı idi; yanındaki müşavirleri bunlar idi. İkisi kayın-babası, ikisi damadı idi; bunlar halkın en iyisi ve en seçkini idiler. Başta, herkesten önce, Allaha inanmış, gönülü ve dili düşürt (sıddık) olan Ebu Bekir gelir. Malını, tenini ve canını feda etti; dilediği ancak Peygamberin rızası idi. Sonra insanların seçkini, halk içinde mümtazı, dili ve gönülü bir olan Ömer vardı. Yardımcısı ve doğru dinin temeli o idi; Şeriatin yüzünden perdeyi o kaldırdı. Sonra haya sahibi, yumuşak huylu, insanların seçkini, cömert ve eli açık olan Osman idi. O bütün malını ve kendisini feda etti; Peygamberde ona iki kızını verdi. Ondan sonra seçkin, cesur, yiğit, kahraman ve akıllı Ali vardı. Eli cömert idi, yüreği saf idi; bilgili, takva sahibi ve adı büyük bir zat idi. Bunlar din ve şeriatin temeli idi; bunlar kafirler ile münafıklardan gelen eziyetlere katlandılar. Bu dört sahabe benim için dört unsur gibidir; unsurlar denkleşirse, gerçek hayat vücuda gelir. Ey Rabbim, sen bunlara benden sonsuz selamları, devamlı olarak ulaştır. Onları daima benden razı et, ulu günde onları bana şefaatçi kıl” diyerek, Hulefâ-yi Râşidîn hakkında ehli sünnet itikadına uygun, samimi bir iman, sevgi ve muhabbet duygusu nakledilir.

Kutadgu Bilig’in başında yer alan tevhid inancına, naat ve ehli sünnet itikadına ait bu kıymetli bilgileri görünce, Sultan Alparslan’ın; “Biz Türkler temiz Müslümanlarız. Bi’dat nedir bilmeyiz. Onun için Allahü teala halis Türkleri aziz kıldı" sözünün mana derinliği daha iyi idrak edilmekte, kılıç ehli ile ilim ehlinin aynı düşündüğü, ilim ve ihlas üzere oldukları dönemlerde Müslüman Türk Milletinin kurduğu Devletlerin en inkişaflı dönemlerini yaşadıkları akla gelmektedir.

Yazarın Eseri Yazmakda Bir Muradı Vardır Ve Bu Muradını Eserde Konuşturduğu Dört Kahramanı Üzerinden Aktarmaktadır.

Manzum hikâye şeklinde yazılan eser dört kahramanı vardır: Kün-Togdu, Ay-Toldı, Öğdülmiş, Odgurmış. Bu kahramanlardan her biri Adalet, devlet, akıl ve akıbet temsil etmektedir. Örneğin Hükümdar Kün Toğdı (Gün Doğdu) Adaleti, Vezir Ay Toldı devleti, saadeti, diğer Vezir Öğdülmiş (Öğülmüş) Akıl, Bilgeliği, tasavvuf ehli, sofu kişi Odgurmış (Uyanmış) ise Akibeti temsil etmektedir. Temsili dört kahraman arasında geçen hikâyenin asıl konusu ise kutlu bir devletin ve ideal bir insanın nasıl olması gerektiğidir.

Kutadgu Bilig’de İdeal İnsan, İdeal Toplum Tanımı Yapılır.

Yusuf Has Hacib’in, adaleti temsil eden Kün Toğdı-Hükümdar ve Akibeti temsil eden, tasavvuf ehli, sofu kişi Odgurmış (Uyanmış) karakteri üzerinden, aslında ideal insanı açıklamaya çalıştığı söylenebilir. Bu anlamda adaleti temsil eden Kün Toğdı ideal insan olma gayretinde bir kahramandır ve diğer kahramanlar onun ideal insan olma yolculuğundaki ilerleme süreçleridir.

Adaleti temsil eden hükümdar kahramanı özelinde, tüm insanlığa; “ilme ve bilgiye önem verilmesi, doğruluk, adalet, bilgelik gibi faziletlere sahip olunası, iyi ve kötü yanlarını keşfederek, kendisini her daim iyi insan olma yolunda düzeltmeye çalışması, hem kendisi hem de insanlık için faydalı işler yapmaya gayret göstermesi, aç gözlü olmaması, kanaat sahibi, gözü tok, gönlü zengin, huyu suyu güzel olması, dinimizin emrettiği gibi elinden ve dilinden kimseye zarar gelmeyen, emin kişi olması, gaflete düşmeyerek ömrünü her iki dünya saadetine vesile olacak faydalı işlerle geçiren ilim, amel ve ihlas sahibi bir kişi olma gaye ve gayreti içerisinde ömrünü yaşaması gerektiği” nasihat edilerek, ölümden sonraki ebedi hayatı için hazırlanan kişinin ideal insan olduğu vurgulanır. Yusuf Has Hacibe göre, ideal toplum da ideal bireylerden meydana geleceğinden, ideal insana ulaşma amacı millet ve devlet için çok önemli bir amaçtır.

Kutadgu Bilig’e Göre Anayasa Hükmünde Olan Törenin Değişmez Prensipleri: Adalet, İyilik, Eşitlik İnsanlık 

Türk Devlet hayatında yazılı hukuk kurallarının olmadığı dönemde Töre adı verilen kurallarla nizam sağlanmıştır. Töreye bağlılık ile Türkler adalet anlayışını devletin merkezine yerleştirmeyi en iyi başaran milletlerden olmuşlardır. Kutadgu Bilig’de Törenin değişmez prensipleri konusunda da önemli tespitler bulunmaktadır. Törenin bozulması, millet ve devletin zaafiyeti olarak tanımlanmıştır. Töre karşısında, şahıs, zümre, aile, boy, soy vs. fark etmez herkes eşit kabul edilmiştir. Bu eşitlik soyut bir ifade olarak kalmamış, uygulama ile de karşılığını bulmuştur. İslamiyetin kabulünden sonra ise Türkler şeri ve örfi hukuku birlikte tatbik etmeyi başarmışlardır. 

Bu yaklaşım Kutadgu Bilig’de yer alan; “Sen ancak doğrulukla Tanrı’nın sevgisini kazanırsın; halka kızıp onlara karşı doğruluktan ayrılma” (beyit:5598), “Beylik çok iyi bir şeydir, fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru tatbik etmek lazımdır (beyit:454)” , “Bey ne kadar doğru olur ve iyi hareket ederse, halk için o kadar mes’ud bir devir ve hayat başlar (beyit:455)”, “Ben işleri doğruluk ile hallederim; insanları bey veya kul olarak, ayırmam (beyit:809)”, “İster oğlum ister yakınım veya hısımım olsun; ister yolcu, geçici, ister misafir olsun; kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken hiç biri beni farklı bulmaz. (beyit:817,818)”  Beyitleri ile beylerin kıymetinin, kanunlara uymaları, doğru karar vermeleri, halka kızıp kin gütmemeleri ve halk arasında ayrım gözetmeksizin onlara eşit muamelede bulunmalarından kaynaklandığı vurgulanır. 

Türk Milletinin yetiştirdiği tarihi şahsiyetlerin başında gelen; Bilge Kaan da törenin önemini; “Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir? diyerek Töre’nin muhafaza edilmesi gereği ve önemini ne güzel ifade etmişlerdir.

Kanunlara Herkesten Önce Beylerin ve İdarecilerin Uyması Gerekir

Türk kağanları “kut almış” olarak bilinir ve Kök Tengri’den aldıkları güç ve onay ile devleti yönetirlerdi. Allah tarafından bahşedilen Kut; herkese değil, doğuştan yüceltilmiş, gönülleri iman ve irfanla doldurulmuş, adalet, cesaret, akıl, izan ve ahlaken yüksek seciyeli kişilere ihsan edilen bir hususiyettir. Yusuf Has Hacib de eserinde bu konuda şöyle demektedir: 

“Bu beyler hâkimiyetlerini Allahtan alırlar; halk iyi olursa,beyde iyi olur. (beyit:5947)”, “Allah seni doğruluk için bu mevkiye getirdi; haydi doğru ol ve doğruluk ile yaşa (beyit:5195).” Türk Kağanlarının güçleri Yaratıcıdan aldıkları Kut’a dayandırılmakla birlikte, onlar hiçbir zaman ayrıcalıklı görülmemiş, Yaratıcı tarafından bahşedilen bu güç, onlar için topluma karşı sorumluluklarını artıran manevi bir vebal olarak telakki edilmiştir. 

Zira hükümdar görevini yerine getirmezse, Kut’u bahşeden Yaratıcının onun elinden alıp başka birine vereceğine inanılmaktadır. Bu durum Kutadgu Bilig’de de; “Bu beylik mesnedine sen isteyerek gelmedin; onu Allah kendi fazlı ile sana ihsan etti” beyitinde (5469) ifadesini bulur, “Beyler örf ve kanuna nasıl riayet ederlerse halk da aynı şekilde örf ve kanuna itaat eder (beyit:211)” diyerek kanunlar karşısında hükümdar veya beyler dahil hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadıklarına vurgu yapılır.

Zulüm Yanar Ateştir, Yaklaşanı Yakar; Kanun (Adalet) Sudur, Akarsa Nimet Yetişir 

İyi kanunlar yapmak ve adaletle yönetmek hükümdara yüklenen bir vazifedir. “Ey kanun yapan, iyi kanun koy; kötü kanun yapan kimse, daha hayatta iken ölmüş demektir (beyit:1458)”, “Doğruluk yüzünden gök ayakta durur; yer sabit olduğu için, üzerinde ot ve ekin biter (beyit:5600)” beyitleri ile idarecilerin doğru karar vermeleri ve adaletle yönetmeleri tavsiye edilir.

Uzun süre hüküm sürmek isteyen hükümdarlara; “Bir memleketin bağı ve kilidi iki şeyden ibarettir; biri ihtiyatlılık, biri kanun; bunlar esastır (beyit: 2015)”, “Hangi bey ihtiyatlı ise, o memleketini muhafaza eder; düşmana boyun eğdirir ve onu sım-sıkık bağlar (beyit: 2016)” “ Hangi bey memlekete doğru kanun koydu ise, o memleketini tanzim etmiş ve gününü aydınlatmıştır (beyit: 2017)”, “Adaletle iş gör, buna gayret et; hiçbir zaman zulüm etme; Allaha kulluk et ve onun kapısına yüz sür (beyit: 1451)”, “Ey hâkim devlet adamı, kötü teamül koyma; kötü kanunlarla dünyaya hüküm edilmez (beyit: 1459)”, “Zulüm yanar ateştir, yaklaşanı yakar; kanun (ADALET) sudur, akarsa nimet yetişir (beyit: 2032)” beyitleri ile adaleti gözetmemenin, eziyet etmenin o kişinin felaketi olduğuna işaret edilir. Bu inanış ve beklenti hükümdarlara, sahip oldukları yönetme gücünü doğru ve yerinde kullanıp kullanmadığı konusunda manevi bir mesuliyet yüklemiştir.

Milletin Hükümdar Üzerinde Hakları Olduğu Açıklanır.

Tebaanın senin üzerinde üç hakkı vardır; bu hakları öde ve onları zorluğa düşürme. Bunlardan ”biri memleketinde gümüş temiz kalsın, onun ayarını koru”,” ikincisi halkı adil kanunlar ile idare et; birinin diğerine tahakküme kalkışmasına meydan verme, onları koru”, “üçüncüsü bütün yolları emin tut, yol kesici ve haydutları ortadan kaldır” (beyit: 5574, 5575, 5576, 5577) diyerek, hükümdara ekonomik istikrar, adaleti tesis ve asayişi sağlaması konusunda ve bunu yaparken de güçlü güçsüz, sınıf ayrımı yapmaksızın adaleti gözetmesi gerektiği nasihat edilir.

Kutadgu Bilig Gibi Eserler Medeniyetimizin Manevi Hazineleridir.

Türk Devletlerinin güçlü olduğu dönemlerde fert, aile, boy, millet ve idarecilerinin yaşantısında ictimâî bir uyum olduğu, ilim adamları ile emri maruf niteliğindeki eser ve tavsiyelerinin Devleti yönetenlerce baş üstünde tutulduğu görülür. İlim adamlarına ve onların eser ve tavsiyelerine idareciler tarafından da çok kıymet veriliyor olmasının halk tarafından da biliniyor olması, ilmi çalışmaların daha bir şevk ile yapılmasına ve bu vesile ile de Kutadgu Bilig gibi çok kıymetli ilmi eserlerin meydana gelmesine zemin hazırlamıştır. 

Türklerde en eski devirlerden itibaren, köklü bir hukuk ve adalet anlayışının varlığı bugün artık tartışma götürmez bir gerçektir. Yusuf Has Hacib’in XI yüzyılda kaleme aldığı Kutadgu Bilig kitabı gibi eserler bu iddianın en güçlü ve en somut delilidir. Kutadgu Bilig’de yer alan beyitlerinden de anlaşılacağı üzere, hükümdara kanun ve adaleti temsil etme görevi yüklenerek, Türk Devlet geleneğinde adalete atfedilen önem ve değer vurgulanmaktadır.

Eser Mana İtibariyle Çağlar Ötesi, Cihan Şümul Bir Mesaj İçermektedir

Yazar; Büyük Has Hacib, Kendi Kendine Nasihat Eder başlığı altındaki son bölümünde; “Ey Rabbim, bütün müminleri affet; bol rahmetini onlardan esirgeme. Peygamberimize ve onun dört arkadaşına da binlerce selam olsun” diyerek kendi şahsında tüm insanlığa yaptığı son bir nasihat ile dünyaya düşkün olmamayı, haram yememeyi, haram söz söylememeyi, harama bakmamayı kısacası Cenab-ı hakkın emir ve yasaklarına uyarak huzur içinde yaşamayı tavsiye eder (6641-6645). 

Eser ilk bakışta Karahanlı hükümdarına takdim edilmek üzere yazılmış bir siyasetname gibi değerlendirilse de bütünündeki mana içeriğinden aslında tüm insanlığa emri maruf yapan, çağlar ötesi ve cihan şümul bir nasihatname olduğu kolaylıkla söylenebilir.

Az Söz ile İnsanlığa Mutlu Olmanın Reçetesini Bildirmiştir.

Sen reca ile havfı kendine kanat edin; bu ikisinin arasındaki yoldan şaşma (beyit:3671), Reca ile havf, bu ikisi iki kanat gibidir; bu ikisi ile uçan göğe yol bulur (beyit:3673), Günahım çok diye ümit kesmemeli; yalnız ibadete güvenerek de ibadette ifrada gitmemeli (beyit:3674), İbadette kendini fakir bil, fakir; ibadetçe fakir ve günahça zengil bil (beyit:3677), İşte ben bildiklerimi sana söyledim; sözüme göre hareket edersen, yarın karşılığını bulursun (beyit:3679), Bu dünyanın her tarafı zevkle doludur; onu bırak, öteki dünyaya bak (beyit:6642), Dilini tut, boğazına hakim ol, çok uyuma, gözünü yum, kulağını tıka ve böylece huzur içinde yaşa (beyit:6643)” nasihatlerini bizler de üzerimize alalım ve hatırladıkça kendisine hayır dua edelim.

Hikmet kaynağı olan bu kıymetli eserin milli kültürün genç nesillere aktarımı anlamında referans kaynak olarak ön plana çıkartılarak eğitim müfredatı içerinde hukuk, adalet, ahlak gibi kavramlar verilirken daha kapsamlı ve daha şuurlu bir anlayışla okutulmasına ehemmiyet verilmesini tavsiye ediyoruz.


Kaynaklar; Kutadgu Bilig’e Göre Türklerde Adalet Anlayışı, Mehmet Ali Çakmak ve Rumeysa Tezcan, C.3, S.5, 25.05.2016, 

                   Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, https://tees.yesevi.edu.tr,

                   Kutadgu Bilig, Reşid Rahmeti Arat, Türk Tarih Kurumu,  7. Baskı, 1998.

İlgili Makaleler

Türkistan
Türkmenlerin Osmanlı Sevgisi
B Fahrettin Erdoğan irinci Cihan Savaşı'nda Ruslara esir düştükten sonra Sibirya'ya gönderilen Fahrettin Erdoğan hatıralarında şöyle diyor: Sibirya'daki esir Türk subay ve erleri Çar hükümetinin…
Türkmenlerin Osmanlı Sevgisi
Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…