Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel 01.07.2025 269
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 1552’de Müslüman-Türk Kazan’ı, 1556’da Astrahan Hanlığını, 1783’de Kırım’ı 1828’de Azerbaycan’ı, 1864’te Kuzey Kafkasya’yı ve 1716-1895 yılları arasında da çeşitli vesilelerle Türkistan’ı işgal etmeleri, son zamanlarda Anadolu’ya kadar saldırmaya kalkmaları bu niyetlerinin devamıdır. Çünkü Türkistan’da Türklerin elinde bulunan dört buçuk milyon km2’Iik Türk-Müslüman topraklarını zorla tamamen işgal etmeleri de gözden kaçmamaktadır.  

Ruslar, son yıllarda Türklerin çoğunluğu teşkil ettiği bölgelerde idareye de tamamen el koymuşlardır. Rus kaynaklarına göre, Müslüman Türklerin devlet idaresi bünyesinde kilit noktalarına Ruslar yerleştirilmiştir. Bu cümleden olarak, Gizli Polis Teşkilatı Başkanları, Askerî Komutanlar, idarî ve mülkî âmirler, Posta ve Demir Yolları İdaresi başkanlarının hepsi Rus’tur.  

İdarede kukla şeklinde yer alan Müslüman Devlet Başkanları ve Parti Sekreterlerinin hiçbir icraî salahiyeti yoktur. Bunların yanına verilen iki veya üçer Rus yardımcıları, icrayı yürüterek her şeyi kontrol altında tutar. Müslüman-Türk idarecileri ise dış politika için sadece sembolik olarak bulundurulur.  

Ruslar, Müslüman-Türklerin devlet idaresine hâkimiyetlerinden sonra yapılacak icraatlarının başında Türklerin millî eğitiminin Ruslaştırılması ve İslamî inançlarının da ateistleştirilmesi gayelerini tahakkuka başlamışlardır. Çünkü Türkler dünya tarihinde, millî duygu ve dinî inançlarına son derece sadık bir millet olarak bilinmekteydi. Türklerin Ruslaştırılmasının, bu iki manevî varlığın yok edilmesi ile mümkün olacağına inanıyorlardı. 

Türkler arasında manevî vahdetin yok edilmesi için ilk icraat olarak Türk-Müslüman aileleri ve çocuklarını birbirinden ayırıp farklı farklı yerlere yerleştirerek coğrafi dağılımı sağladılar. Böylece Türklerin toplu halde yaşamaları yasaklandı. Öncelikle Türk-Müslüman topraklarına Ruslar yerleştirildi. Buna örnek olarak Tataristan, Başkurdistan ve Kazakistan’ı gösterebiliriz.  

Türk okullarındaki Türkçe tedrisat, tedricen yok edilmeye başlandı. İlkokullardan itibaren mecburen Rus dili “ikinci ana dil”, Ruslar “büyük insanlar”, Rusya “anavatan” olarak öğretilmeye ve propaganda yapılmaya başlandı. Türk alfabeleri Rus alfabelerine dönüştürüldü. Şivelerden ayrı ayrı diller türetilerek öz dilleri Türkçeyi bozmayı başlattılar.  

Tarihini inkâr ettirerek bu kavmin ilk olarak mazisi ile olan köklü millî kültür bağını tamamen kestiler. Tarihini yok ettiler. Yepyeni soysuz, köksüz ot misali bir nesil türeterek Türk kavimlerini, Türk Milletine mensup olduklarını inkâr ettirmeye başladılar. 

Maarif sahasındaki icraatlarını, Türk toplumunun dinî duyguları üzerinde de tatbike başladılar. Rusların, Türk Müslümanlarının yok olması için gerekli Rus politikasını 1493’te başlattığını görüyoruz. Çünkü bu yıllarda Rusların İslam dini aleyhinde yaptıkları İslamî araştırmaları, sırf kendi Çarlık gayelerine mâtuf ve İslam inancını yok etme politikasına dayanır. 

Rusya’da dün ve bugün İslam dini hakkındaki politika ise Allahsızlık inancının devlet politikası oluşudur. Zira 1927 yılından önce Rusya’da; 24.321 adet cami, 45.339 adet din adamı vardı. Bunlardan sadece Türkistan’da 12.733 cami, 12.499 imam, 5.771 ilahiyat profesörü (müderris), 1.526 şeyh, 686 Îşan, 1.515 yüksek rütbeli din bilgini ve otuz binden fazla diğer din adamları vardı. Ayrıca Türkistan’da 699 adet medrese mevcut idi. Rusya’da 1926’ya kadar “İslam dini ile komünizmin yakınlıkları olduğu” propagandası yapılıyordu.  Hatta Hazreti Muhammed’e bile bu isnatlar atfediliyordu.  

1927 yılından sonra genel olarak Rusya’da din adamları hapsediliyor, Sibirya’daki kamplara sürülüyor, camiler kapatılıyor, yıkılıyor, ambar veya depo olarak kullanılıyor, medreseler yok ediliyordu. 8 Nisan 1929 günü Rus parlamentosunda “Dini inanç ve kuralları kanunu (!)” çıkarılırken bütün gaye İslam dininin yok edilmesine mâtuftu. 

İslam dini aleyhindeki tedbirler genel olarak Lenin ve Stalin devrinde “Savaşçı Allahsızlık” adı altında kurulup, Stalin’den sonra “İlmî Allahsızlık” şeklinde devam ettirilmektedir.  

1958 yılında Aşkabat şehrinde bir “Ateizm Üniversitesi” kuruldu. Ayrıca Müslüman Türklerin çoğunluğunun yaşadığı Türkistan’ın Taşkent şehrindeki Taşkent Üniversitesi’ne bağlı olarak “Ateizm Fakültesi” ihdas edildi. Gaye, Türklerin dimağındaki Allah inancını tamamen yok etmekti.  

Rusların; Türkistan Türklerine karşı yürüttükleri dini kökünden kazıma, ölüm, işkence, zulüm ve baskı politikasına rağmen hepsi birer Bilal-i Habeşi hazretleri örneği olarak İslam inançlarından kopmamışlardır.  

1970’te ise 40 milyona yakın Türk Müslümanlarının varlığından bahsediliyordu. Hâlbuki Kırım, Kabardin, Balkar, Çeçen ve İnguş Müslümanlarının başına getirilen faciaları, vatanlarından kovuluşlarını, anayı babayı evlatlarından koparışlarını, Sovyet Rusya’nın Müslüman Türkler aleyhinde yürütmekte olduğu korkunç politikayı dünya basını gayet iyi bir şekilde bütün dünyaya duyuruyordu.  

Dr. Baymirza Hayit

İşte bu basını yakinen takip eden Türkistanlı ilim ve fikir adamı, Nemangen şehrinin Yerçek Köyünde 17 Aralık 1917’de, pamuk ve pirinç ziraatı yapan az topraklı bir çiftçi ailesinin 16 çocuğundan dokuzuncusu olan Dr. Baymirza Hayit’i de kısaca tanıtmalıyız.  

Baymirza Hayit, ilk öğrenimini (1923) Yerçek köyünde, Lise öğrenimini Nemangen’de, yüksek öğrenimini de (19234-1939) Taşkent’teki Orta Asya Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi’nde tamamlar.  

1939’da Kızıl Ordu hizmetine alınan Dr. Baymirza, Polonya’yı işgal eden tank birliklerinde vazifelendirilmişti, Alman-Sovyet Savaşında yaralanarak 4 Temmuz 1941’de Almanlara esir olmuştur. 16 Mart 1942’ye kadar Alman kamplarında tutulmuştur. Kasım 1942’de Berlin’deki Millî Türkistan Birlik Komitesi’nde Veli Kayyum Han Başkanlığı’ndaki Türkistan kuvvetlerinin askerî ve sosyal meseleleri ile meşgul olan Baymirza Bey, Şubat 1944’te Millî Komite’nin Askerî Şubesi’ne müdür tayin edilmiş, savaş sonuna kadar yüzbaşı rütbesiyle burada vazife görmüştür.  

1945’te Çekoslovakya’nın Marienbad şehrinde Amerikalılar tarafından esir edilen Baymirza Bey, serbest bırakılınca München’e gelmiş, Şubat 1945’te Yalta Antlaşması gereğince Sovyetlere iade edilmek istenince, elde ettiği eski bir Türk (Osmanlı) pasaportu ile kurtulmuştur. 1947’de Münster/Westfalen Üniversitesine girerek İslamî İlimler (Türk-Arap-Fars Dilleri) Orta ve Yeni Çağ Tarihi, Slav dilleri üzerinde çalışan Baymirza Bey, 1950’de felsefe (edebiyat) doktoru ünvanını almıştır. 

Dr. Baymirza Bey, bilhassa ilmî neşriyatını 1953 yılından itibaren vermeye başlamıştır. Bu cümleden olarak çeşitli dillerde Avrupa ve Amerika’da, Türkistan’ın umumi durumu hakkında 30’dan fazla ilmî eser, 60’ın üstünde inceleme yazısı ve 200’ün üstünde makale yayınlamıştır.  

İşte biz burada Dr. Baymirza Bey’in her yönüyle inceleme konusu olan eserlerinden beşini kısaca tanıtmaya çalışacağız. Türkiye’de bugüne kadar bu tarihî kitapların çoğu derinlemesine tanıtılamadı. Bâhusus Rusya’da yaşayan soydaşlarımız hakkında köklü bilgi verecek Türkçe eser yok denecek kadar azdır.  

Bunun içindir ki, Türkistan tarihi hakkında umumi bir bilgi sahibi olmak isteyenler için bu eserlerin tercümesi mühimdir. Zira Türk Dünyasının beşiği ve Türklerin ana yurdu olan Türkistan’ın; Rusya’nın kalkınmasındaki yer altı ve yer üstü kaynakları, ekonomik yönden ne gibi mühim rol oynadığı, ekonomik ve kültürel hususiyetlerinin tanımı ve Rus rejiminin soydaşlarımıza olan baskısını bu eserde bütün açıklığıyla görmekteyiz.  

Bu noktadan hareketle muhterem dostumuz Dr. Baymirza Bey’in eserlerinin tamamını değil, sadece Almanca yazılan, dünya bilim adamları ve efkâr-ı umûmiyede müspet tesirler icra eden ve Sovyetler Birliği’nde devamlı bir şekilde söz konusu edilen beş eserinin isimlerini vermeyi faydalı buluyoruz.  

Almanca olan bu yayınların Türkçe başlıkları: 

1) 20. Asır Türkistan’ı. 
2) Sovyet Rusya’nın Doğu Politikası Örneği: Türkistan. 
3) Türkistan’da Sovyet-Rus Kolonializmi ve Emperyalizmi. 
4) Türkistan’ın İktisadi Problemleri. 
5) Rusya ile Çin Arasında Türkistan. 

Not: Bu makale Sovyetler Birliği dağılmadan önce yazılmıştır. 

Kaynak: Dr. Baymirza Hayit’in Eserleri ve Faaliyetleri Hakkında Bildirilen Fikirler – (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Sayı 88.) 

 

 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
Türkistan
Yesevi Yolunu Anadolu'ya Timur Han Ulaştırdı
B
irçok kişi tarafından ağır tenkitlere uğrayan Emîr Timur, aslında Anadolu’ya daha önce de gelmiş olan Horasan Erenleri’nin târihî yolculuğundaki tasavvuf-tarîkat geleneğini perçinlemiştir.

Asya’dan 15. asrın sonuna kadar Batı’ya dolayısıyla Anadolu’ya Moğol işgallerinin de etkisiyle büyük bir göç olmuştur. Bu arada…