Yahşılık

Ahmet Murat 16.08.2017 3332
Ü
niversiteye yabancı öğrenci kontenjanı için başvuran öğrencilerle mülakat yapıyoruz. Hepsi birbirinden çarpıcı hikâyeler, hepsi birbirinden ilginç kahramanlar sırayla önümüzden geçiyor. Ama bütün bunların içinde "Doğu Türkistan"dan başvuran Uygur gençlerinin hikayeleri bambaşka.

Önemli bir kısmı Mısır’dan Türkiye’ye gelmiş gençler. Mısır’a Arapça ve dini ilimleri öğrenmeye gitmişler. Ezher’i bırakıp gelenler de var, bir Mısır lisesini bitirenler de. Mısır polisinin geçtiğimiz ay (AA’nın haberine göre Çin polisiyle birlikte), Kahire’de yaşayan Uygur Türklerinin lokantalarına, evlerine baskın yaparak Uygur Türklerini tutukladığını, bir kısmını Çin’e gönderdiğini ya da sınır dışı ettiğini biliyoruz (BBC’nin haberine göre Çin bu öğrencilerin radikalleşmelerinden endişeleniyormuş). Aralarında az da olsa bu hengâmede Türkiye’ye kaçabilmiş olanlar da var. Ama çoğu daha önceden gelmiş, Türkçe konuşma sorunlarını halletmiş gençler.

On yedi yaşında bir kız çocuğu olan G. ile sohbet ediyoruz. Laf dönüp dolaşıp anne babasına geliyor. Kendisini günlerdir bu soğuk mülakat odasına dirayetle hazırlamış olan G. bir anda çözülüyor, gözleri yaşla doluyor. Çünkü anne babasının ikisi de Çin’de hapiste. Niçin? Kızlarının Mısır’da dini eğitim almasına göz yumdukları için.

Sonrasında hemen her çocuğun hikâyesinden bir hapis teması çıkıyor. Altı aydır anne babasından haber alamayan bir delikanlı, “belki de hapistedirler, bilemiyorum” diyor. Dolmayan, ifadesiz, sakınımlı gözleri var.

Hemen hepsi Arapça öğrenmiş. İçlerinde İngilizce ve Korece bilenler de var. Neredeyse tamamı hafızlıkla meşgul olmuş, önemli bir kısmı da hafızlığını tamamlamış. (-Nasıl hafız oldun? -Evde, annemle birlikte. -Okulu bırakarak mı? -Hayır, hem okula gittim, hem sabah erken saatlerde bir-iki sayfa ezberledim.)

O anneyi merak ediyorum. Çocuğuna bir Müslüman ismini vermekte zorluk çekme sınırında yaşayan, oruç tutması bile yasaklanan, her türlü kısıtlamaya maruz kalmış ama evinde, artık Çin’in giremeyeceği o kurtarılmış, asude bölgede, Kur’an-ı Kerim’i çocuğunun hafızasına emanet eden o anneyi. O da bu emaneti kendi annesinden almıştı.

Gençlerin hemen hepsi onlu yaşlarda hafız olmuşlar. Oyun çağında, okul çağında, oyunla okul çağında, hepsini birden yaparken bir yandan da hıfzlarını tamamlamışlar. Hafızlıktan mıdır bilemiyorum ama hepsi, üzerlerine sinmiş bir olgunluğu hiç de emanet gibi olmayan bir biçimde taşıyorlar.

On altı yaşındaki bir genç kız olan M. bu yaşına kadar bir yandan Kur’an-ı Kerim’in yarısını ezberlemiş, öte yandan dört yaşında başladığı eğitim hayatında iki kere sınıf atlayarak, çok erken bir yaşta üniversite kapısına gelmiş. Ha yine bu arada annesinden Arapça öğrenmiş, tefsir okumuş (Buyurun, merak uyandıran bir anne daha). Rahman Sûresi’nin altmışıncı ayeti olan “Hel cezâü’l- ihsâni ille’l-ihsân” ayetinin meali sence nasıl olmalı, diye soruyoruz (Dikkatinizi çekerim, daha lise mezunu gepegenç biri o). “Yahşılıkın karşılığı yine yahşılıktır” diyor, Kaşgarlı Mahmud’un hemşehrisi. Güzelim Türkçe, güzelim Türkçe.

Ailelerinden haber alamayan, Mısır’dan can havliyle Türkiye’ye kaçan, memleketlerine dönüş ümitleri giderek zayıflayan bu çocuklara bakıyorum. Metanetleri, gayretleri, dirayetleri etkileyici. İleride davetçi olmak isteyenler, Çin’e dönüp İslam’ı tebliğ etmeyi ümit edenler var içlerinde. Hepsi Çince biliyor. Uzun süredir Mısır’da olduğu için Çince’yi unutmaya başladığını söyleyen bir kız öğrenciye, sen zaten Çinlileri de, Çince’yi de sevmezsin, diyoruz. “Ama” diyor, “kötülüğe iyilikle muamele etmek sünnettir. Biz, Çinlilere de iyilik götürmeliyiz.”.

Üç gündür, çağdaş eğitim kuramlarından bütünüyle habersiz, anne-baba olmaya dair popüler ve afili literatürden tamamen mahrum olan, Urumçili, Hotanlı, Doğu Türkistanlı o anneleri, çocuklarına bu eğitimi, bu terbiyeyi, bu metaneti, bu dayanıklılığı, bu azmi aşılama yöntemlerinden başka bir şey düşünemiyorum. Evlerini okul kılmalarını, çocuklarını alınlarından öpüp meçhul bir geleceğe uğurlamalarını, bütün bunları da dini hamiyetle yapmalarını benzersiz buluyorum. Günümüzün mucizesi gibi bir şey bu.

Uygurlu sanatçı Abdurehim Heyit’in şu meşhur türküsünü hatırlamanın vakti:

“Dedim, niçin korkmazsın? Dedi, Allahım var.

Dedim, ya başka? Dedi, halkım var.”
























İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür