Urumçi Hapishanelerinde Yazılan Târihî Roman: Suç

Kabdeş Cumadilov 29.05.2013 2992

   (18 Kasım 2009 tarihinde, Almatı şehrinde uzun yıllar Urumçi hapishanesinde yattığı yıllarda gizlice kaleme alarak Kazakistan’a gönderen ve bu şekilde Kasım ayında basılmasını sağlayan Kacıgumar Şabdanoğlu’nun altı ciltlik otobiyografik târihî romanının tanıtım toplantısı yapıldı. Bu önemli eseri tanıtmak amacıyla, eseri yayına hazırlayan Kazakistan’ın önde gelen yazarlarından Kabdeş Cumadilov tarafından kaleme alınan kitabın önsözünü Kazak Türkçesinden aktararak sunuyoruz. -Abdulvahap Kara-)


Hapishanede En Uzun Süre Kalma Rekoru!
       

K
acıgumar [Hacı Ömer] Sabdanoğlu! Bu ismi günümüzde bilmeyen, duymayan bir Kazak Türk’ünün olduğunu sanmıyorum. Onu Kazak edebiyatının klasiği, Sincan’daki yeni edebiyatın temelini atan yazar olarak tanımasalar bile, Guinness rekorlar kitabına giren bir kişi olarak muhakkak biliyorlardır. Guinness rekorlar kitabı… Bu yazar hangi alanda rekor sahibi diye merak ettiniz, değil mi? Söyleyeyim; “hapishanede en uzun süre kalma” rekoru. 

    Sabdanoğlu simdi 84 yaşındadır. Aradaki kesintileri saymazsak, o bu uzun yaşının yarısını hapishanede geçirmiş. Sanki böyle olacağını bilmişçesine, kader ona uzun bir ömür bahşetmiş. Seksen dört yıl, yazmaya da, demir parmaklıklar gerisinde yaşamaya da bolca yetiyor. 

    Yazar ve hapishane. Kalem ve demir parmaklıklar. Bunlar normal zamanlarda birbirleriyle bağdaşmayan mefhumlardır. Diğer taraftan buna şaşırmak da yersiz gibidir. Bir emperyalist devletin pençesine düşen sömürgeleştirilmiş bir halkın, sevdiği, özgürlükçü aydını hapishanelerde yatmayacak da, başka ne yapacaktı ki? Akıntıyla birlikte yüzen açıkgözler ile menfaat düşkünü ikiyüzlülerden değilse, kovuşturma, sürgün, hapishane dedikleriniz, yiğit kişinin alın yazısı değil midir? Rusya İmparatorluğu’nda gideceğin sürgün yerin Sibirya’nın soğuk, balta girmemiş ormanlarıdır… 

    Fakat Çin Kağanlığı’nda böyle soğuk Sibiryalar yoktur. Onun yerine Tarım’ın içinde olduğu Taklamakan çölü vardır. Gölgesiz, susuz, tamamen çöl... Altmış derece sıcaklarda uçan kuşların kanatlarının bile kavrulduğu bir mekân. Sibirya’da azap varsa, Tarım’da cehennem var. Yazar Sabdanoğlu cezasının yirmi yılını (1958 – 1978) bu Tarım kampında geçirdi. Ancak Mao öldükten sonra, o da az bir zaman için, rahat yüzü görebildi. 
    
Sovyet Casusluğu ile İthâm!

    Fakat bu rahatlık uzun sürmez. Kısa bir kesintiden sonra yazar tekrar dört duvar arasına hapsedilir. Bahane ve gerekçeler yeterlidir. “Sovyetler Birliği’nin casusu” olmakla yaftalanır. Bu defa verilen ceza 15 senedir. Cezasını çekeceği yer Urumçi’nin 1 no'lu hapishanesidir. Ayı, senesi, hattâ saat ve dakikasına varıncaya, cezasını sonuna kadar çektirdiler (1986 – 2000). Hapishaneden çıktıktan sonra uzaklara gitmesine engel olacak ve devamlı gözetimde tutacak göz hapsi başlar. Bütün bunlara Hacıgumar’ın gençlik devrinde, öğrencilik yıllarında Koumintang hapishanesinde yattığı iki yılı da ilave ederseniz, onun hapishanelerdeki stajının kırk yılı aştığını görürsünüz. 
    
    Evet, adaletsizlik ve diktatörlüğün yaygın olduğu bir ülkede hapishanelerde kimler yatmadı ki! Böyle yerlerde köleliğe boyun eğmeyen şuurlu insanların mekânı hapishanelerdir. Ancak, şuurlu insanlar için mesele hapishaneye düşmek değildir, mesele mahpustaki günlerin nasıl geçirildiğindedir. Şabdanoğlu’nun dünyada eşi benzeri olmayan yiğitliği şudur ki; o bütün eserlerini hapishanede yazmıştır. Tarım çölünde kamplarda bulunduğu sırada olayları kafasında olgunlaştırıp roman kurgularının ilk taslaklarını kafasında oluşturmuş olmalıdır. Tarım’dan döner dönmez hemen “Kılmıs” [Suç] romanını yazmaya başladı. Fakat özgürce yaşadığı az zamanda altı ciltlik eserinin ancak ilk iki kitabını yazabildi. Üçüncü kitabı matbaadan çıkıp mücellide geldiği sırada yakalandı ve kitabı yakıldı. “Suç”un kalan ciltlerini Urumçi hapishanesinde yazdı. 
    
    Gizlice yazdığı roman sayfalarını saklama metotları, sonra bunları nasıl dışarıya gönderdiği, daha sonra bu sayfaların sınırdan hangi yollardan geçirilerek benim elime geçtiği, ayrı bir hikâyenin konusudur. 
    
    Böylece Kazak edebiyatı tarihinde bu şekilde ilk defa dünyaya gelen altı ciltlik romanın göbek bağı hapishanede kesildi. Bu nasıl bir sabır, nasıl bir çalışkanlık ve nasıl bir edebiyat aşkıdır, Allah aşkına söylesenize! Kendisi zindanda yatan, özgür dünyaya kavuşup kavuşmayacağı şüpheli bir insanın yüce ülküsünden tâviz vermeden, gelecek nesillere ithaf ederek kitap yazmasından daha büyük bir kahramanlık olabilir mi? 

Hapishane Doğumlu Bir Başka Eseri: Pana (Himâye) 

    Yazarın “Suç”tan başka, hapishanede dünyaya gelen bir başka büyük eseri, Pana [Himaye] isimli romanıdır. Sincan’daki hürriyet mücadelesinin kahramanı Zuvka [Süha] Batur’un hayatını konu eden bu roman, 2004 yılında Almatı’daki Dünya Kazakları Cemiyeti tarafından yayınlandı. Romanın sonunda “Urumçi, 26.02.1988 – 25.07.1989, 1 no’lu Hapishane” yazısı bulunmaktadır. Evet, Hacıgumar’ın on beş yılının geçtiği mekânı burasıdır. Yazarın bu hapishanede, başka hangi eserler yazdığı şimdilik bize malum değildir. 
    
    Sincan’daki Kazak edebiyatının diğerlerine benzemeyen bir özelliği, “hapishanelerde doğan edebiyat” olarak nitelendirilebilecek önemli eserlerin kaleme alınmış olmasıdır. Sincan’da “hapishane eserlerinin” temelini atan şair Tancarık’tır. Yedi sene (1940 – 1946) Urumçi hapishanesinde azap çeken Tancarık Coldıoğlu’nun eserlerinin % 70’i demir parmaklıklar arasında yazılmıştır. Aradan yarım asır geçtikten sonra onun geleneğini Sabdanoğlu devam ettirdi. Akılda tutulması kolay, kafiyeli şiirler, hücrelerde yatanlar tarafından ezberlenerek halka ulaştırıldı. Fakat nesirden, uzun cümlelerden oluşan roman serisini kâğıt parçalarına yazmak ve sonra bunları bir yolunu bularak dışarıya çıkarmak… Allah kimsenin başına vermesin, çok zor bir iştir. 
    
    Yeri gelmişken söylemek gerekir ki, elbette Kazakistan’da da vurulup dövülen, hapishanelere girip uzun süre yatan yazarlar az değildir. Hattâ bunların çoğu sürgün yerlerinden dönmeyerek cellâtların elinde hayatlarını da kaybettiler. Ancak, ne yazık ki, bunlardan bize intikal eden edebî miras yok gibidir. İmancüsip [İman Yusuf] ve Madi’nin [Mehdi] dertli ve acıklı türkülerinden başka elimizdeki “hapishane eserleri” sayılıdır. Niçin böyledir? Rusya hapishanelerinin kapısı niçin bu kadar sımsıkı kapalıdır? Hapishaneye girenlerin izleri vardır, fakat çıkanların izleri yoktur. Yoksa atalarımızın “Rus demir pençe; Çin deri pençe!” dedikleri hakikat midir? Araştırmak gerekir. 
    
Yarım Asırlık Çileli Bir Hayat ve Hâtıralar...
    
    Değerli okuyucu, Kacıgumar’ın romanını tarz bakımından bir hâtırat, bir otobiyografik eser olarak kabul edebiliriz. Fakat yazar, eserinde sadece kendi hayatını konu etmemektedir. Altı kitaptan oluşan kapsamlı eser, yarım asırlık bir dönemi de gözler önüne seriyor. Romanın ilk bölümlerinde 1930’lu yıllardaki Kazakistan’ın acı gerçekleri yer almaktadır. 1925’te Kazakistan’ın Ayagöz şehrinin Tansık bozkırında doğan yazar 1932’de yedi yaşında açlık felaketine uğrayan halkla beraber Sincan’ın Çaveşek şehrine geçti. Ondan sonraki bölümlerde Sincan’daki özgürlük mücadelesi, reformlar ve ihtilâller, şahıslar değişse de mahiyet ve tutumları değişmeyen hükümetler gözlerinizin önünden sırayla geçip gidiyor. Biz bütün bunları yazarın ikinci “beni”, başkarakteri Biygabil’in başından geçenler olarak takip ediyoruz. 
    
    Romanın en dikkat çekici yanı, yazarın böylesine uzun bir süreci çeşitli olayları sığdıracak bir biçimde kendine özgü bir teknikle vermiş olmasıdır. O bu tekniği, Batı’dan değil, yazarın kendisinin de iyi bildiği Doğu’dan almaktadır. Ona bu konuda yol gösteren, hepimizin bildiği “Binbir Gece Masalları”ndaki metottur. Bu eski Arap masalında “O benim hürmetli padişahım” diye başlayan Şehrazat’ın birbirinden ilginç hikâyeleri anlatılır ya, işte tam onun gibi. Roman olayları, mahkûmun sorgu görevlisine verdiği cevaplar şeklinde ortaya konmaktadır. Her bölümün başında yazar “O hürmetli soruşturmacım eğer yalanım varsa, kafamı parçalayınız” sözünü tekrarlamaktadır. 
    
    Eser; acı mizaha, düşmanlık ve intikama tebessüm ettiren kinâyelerle doludur. Yazar ile toplum birbirine zıttır. Savcı onun bütün hayatında yönetime karşı suçun izlerini görür. Bu sebeple yazar, savcıya “Evet, doğru söylüyorsunuz, benim bu dünyaya gelmem ve yaşamamın kendisi de suçtur. Benden sonraki en büyük suçlu annemdir. Eğer o kişi beni doğurmasaydı, yedi yaşımda elimden tutarak bu ülkeye getirmeseydi, o zaman benim bu suçlarımın hiçbirisi olmayacaktı…” der.
    
Velûd Bir Kalem...

    Kacıgumar Sabdanoğlu, edebiyatın bütün alanlarında çalışmış bir yazardır. Edebiyata ilk adımlarını şiirle attı. Onun “Bizim Ev” şiiri daha 1950’li yıllarda yazarın şöhret olmasını sağlamıştı. 
    
    Yazarın dram türündeki eserleri ile manzum çalışmaları da yok değildir. Genel olarak Şabdanoğlu’nun eserlerinin hepsini yayınlamak ve incelemek, gelecek günlerin işi olmalıdır. 
    
    Şimdi Kacıgumar Şabdanoğlu Çaveşek şehrinde yaşamaktadır. Seksen yaşını geçen yaşlı yazarın bundan sonraki arzusu doğduğu topraklara, Kazakistan’a dönmektir. Bu hususta Kazakistan Cumhurbaşkanı’ndan yardım isteyerek iki defa mektup yazdığını biliyorum. 

    Şimdilik yazarın kendisinden önce eserleri bize ulaşmış bulunmaktadır. Dört duvar arasında, taş zindanlarda doğan romanları, Kazakların engin bozkırlarında özgürce kanat çırpacak ve kadirşinas okuyucularına ulaşacaktır diye ümit ediyoruz.   

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür