Türklerin Misafir-Perverliği

Prof. Dr. Osman Turan 23.01.2017 4400
T
resim
ürk hükümdarlarının cihân hâkimiyeti ve dünya nizâmı mefkûreleri ve velilik sıfatları onları milleti ve tebaalarını korumak, beslemek ve umumî ziyafetler vermek vazifesi ile mükellef kılıyordu. İşte Türk misâfir-perverliği de menşeini bu tarihî-dinî an’anadan ve asâlet duygularından almaktadır. Nitekim Kâşgarlı Mahmud “Konuk Gelince kut (uğur) gelir” der. Bugünkü halkın da “Misafir rızkı ile gelir” atasözü bu inancı güzel bir belirtisidir. Kâşgarlı’nın naklettiği şu eski şiir de kayde şâyandır: “Kendin güzel elbiseler giy; başkalarına tatlı aş ver; konuğunu ağırla. Bu sâyede Millet arasında şöhretin artsın.” 

Bununla beraber eski misafir-perverliğin zayıfladığına dair şikâyetler de daha o zaman başlar. Gerçekten Kâşgarlı’nın: “Konuk gördüğünde bunu kut (uğur) sayanlar gitti; şimdi bir karartı görünce çadırını yıkan kimseler kaldı” ata-sözünü nakletmesi kayda değer. Dede-korkut kitabı misafir-perverlikten bahsederken “Er malına kıymayınca adı çıkmaz”  ve “Konuğu gelmiyen kara evler yıkılsa gerek” cümleleri ile Kâşgarlı Mahmud’un ifadelerini tekrarlamış olur. 

Misafir-perverlikte kadınların vazifelerini belirtirken de erkek olmadığı zamanda dahi misafirin ağırlanması lüzumunu anlatır. Bu eski inanç ve an’aneler miafir-perverliğin nasıl dinî ve millî bir müessese halini aldığını, hâkan ve beylerden millete yayıldığını gösterir. 

XI. asırda devlet idaresinin fikriyâtını yapan Yusuf Has Hacip çağdaşı ve hemşerisi Kaşgalı Mahmud gibi “Beyler cömert olursa adları dünyaya yayılır; dünya da bu şöhretleri sâyesinde korunur” derken devrinin millî töre ve hislerine tercüman olur. O bu münasebetle de hükümdara hazineyi açmasını ve mal dağıtmasını tavsiye eder.  

Şamanî Oğuzlara gidin İbn Fadlân onların Müslüman tacirlere karşı misafir-severliği ve dürüstlüğü hakkında dikkate şâyan bilgiler verir. Bir Müslüman bir Türk’e konuk olacağını söyleyince o da kendisine “Türk çadırı” kurar; koyun keser. 

Misafir zengin veya bir devlet adamı olursa emrine bineceği atları tahsis eder. Ailesi ve akrabalarını da oraya dâvet ederek misafirini ağırlar. Misafir tâcir ev-sahibinden istediği kadar at, deve ve para ödünç alır. Türk misafir-perverliği ve hayır işleri millî ve İslâmî unsurların imtizacı ile öyle kuvvetlenmiştir ki Müslüman ve Hıristiyan müellifler ve hususta hayranlıklarını belirtmekte müttefiktirler. 

Gerçekten İslâmın yüksek idealleri ile de canlanan bu hayır duyguları Türkistan ve Türkiye’nin devlet adamları ve zenginleri tarafından vakfedilen imâret, zâviye, ribât, kervansaray ve hastahane gibi sayısız vakıf müesseseleri ve âbidelerle dolmasına sebep olmuştur. Nitekim X. asırda İslâm coğrafyacıları başka ülkelerde zenginler servetlerini kendi zevk ve eğlencelerine harcarken Türkistan’da zenginlerin mallarını din, hayır ve cihâd yolunda fedâ ettiklerini, Türkler kadar dindar ve hayır-sever bir millet bulunmadığını söylerler. 

XIII. asır Türkiye hakkında da aynı hükümler verilmiştir. Nitekim bunlar arasında Selçuklu ve Osmanlılara ait muhteşem kervansaraylarda, yüksek medenî seviyeleri yanında, yolculara zengin-fakir, hür-köle, Müslüman-kâfir farkı gözetilmeden müsavi muamele yapılıyor; tâcir, yolcu ve devlet adamlarının kendilerine ve hayvanlarına meccanen bakılıyor; hastaların tedâvisi ve daha başka birçok ihtiyaçları da görülüyordu. 

Hattâ bu hayır müesseselerinde yolcuların kültür ihtiyaçları için kütüphâne kurulduğuna dair kayıtlara da rastlanmıştır. Kervansaraylar bugün de ihtişamları ile bizleri hayrân bırakan büyük medeniyet ve san’at âbideleridir. Böylece kaynakların belirttiği üzere her sınıf yolcu ve misafir mamur Türk ülkelerinde, hiç para sarfetmeden, aylarca seyahat edebiliyor ve yaşıyordu. Bu münasebetle meselâ el-Omari Türkiye’nin “Selçuklular zamanında cennet gibi” olduğunu söylerken bu hükümü tafsil eden 
zengin malûmat da verir. 

İbn Batûta da Anadolu Türkleri ve "Ahi"lerin misafirseverliği ve cömertliği hakkında çok güzel tasvirler yapar ve Türkiyenin bir “Şefkat diyârı” olarak tanındığını yazar. Esasen Kâşgarlı’nın anlattığına göre Türkçe “akı” kelimesi de cömert mânasında kullanılıyordu. Bu sebeple Fransız âlimi J. Deny "Ahi"lerin (misafir-perverliği gibi) ismini de bu eski Türk an’anesine bağlamaktadır.

Devlet Politikası

İşte Türk Hâkan ve sultanları milletin babası olduğu için halkı beslemek vazifeleri, cihânın sâhibi ve efendisi oldukları için de yabancı milletlere şefkat ve adâlet muameleleri bu eski anlayış ve inanmışlardın doğmuş; İslâmın din ve hayır duyguları ile de birleşerek birçok müesseselerin meydana gelmesine, Türk cemiyetinin vakıf sâyesinde teşkilatlanarak ilim, maarif, sıhhat, nafia ve sair hayır ve ictimaî yardım işlerinin ifasına ve tarihî Türk misafir-perverliğinin millî bir karakter olarak belirmesine sebep olmuştur. 

Bu vasıfla cihân hâkimiyeti şuuru ile destan ve an’anelerinde hasislik daima nefret mevzuu ve kusur olarak belirtilmiştir. Türk devletinin tarih boyunca mukaddes sayılması, Osmanlı mefkûresinin “Din ve devlet, mülk (vatan) ve millet” gibi dört esasa dayanması ve Türk hâkimiyetinin dünyaya yayılması sebepleri arasında hükümdarların babalık sıfat ve vazifeleri de mühim bir rol oynamıştır.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür