Türkler Müslüman Olmakla Ne Kazandı?

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci 30.07.2011 3859

T
ürklerin Müslüman oluşu, İslâmiyete ve Müslümanlara çok fayda sağladığı gibi; kendileri de İslâmiyetten pek istifade etti. Bünyesine uyan kuvvetli bir dinin, bir milleti ayakta tutup istikbale taşıyacak en mühim âmil olduğu inkâr edilemez. Nitekim bu sayededir ki, Yahudilik bir milleti asırlarca ayakta tutmuş, birleştirmiş ve hatta devlet kurmaya muvaffak kılmıştır. Sultan Alparslan’a izafe edilen şu kadirşinas söz bu hakikati ifade eder: “Biz Türkler temiz Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı”.

Hani Kumanlar? Hani Peçenekler?

XI. asır içinde Türklerin üç büyük dalga hâlinde, üç istikamette yayıldı:

Birincisi, Gazne hükümdarları emrinde, Kalaç ve diğer Türk boylarının, Hindistan’a yayılmalarıdır. Buraya Müslüman olarak gittiler ve buralara İslâm dini ve medeniyetini de götürdüler. Bugün Hindistan ve havâlisinde 500 milyona yakın Müslüman topluluğunun varlığı, bu istilâ hareketinin neticesidir.

İkincisi, Oğuz Türklerinin, İran’dan geçerek Anadolu’ya yayılmasıdır. Oğuzlar buraya Müslüman olarak gelmişti. Şimdi o sayede bu topraklarda oturmaktadırlar.

Üçüncü istilâ hareketi, Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara doğrudur. Peçenek, Bulgar, Kuman ve Avarlar Balkan yarımadasına yerleşti. Avrupa içlerine kadar akarak asırlarca halkı titrettiler. Ne çare ki bunlar Müslümanlığa girmeden buraya gelmişti. Etraflarını saran Hıristiyan devletlerin tazyiki ile kısa zamanda dinlerini, dillerini ve benliklerini unuttular; geleneklerini kaybettiler. Bunlar arasında eriyip yok oldular. Görülüyor ki, İslâmiyet, Türk devletlerini ve milletlerini, ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet olmuştur. Macaristan, Güney Almanya, Polonya, Romanya, Sırbistan, Ukrayna ve Gürcistan’da binlerce Türk kabilesi eriyip gitti. Bugün bile buradaki Hıristiyan halk % 50 ilâ % 80 nisbetinde Türk kanı taşır.

Türkler esasen cengâver bir milletti. İslâmiyet yardımıyla birlik ve beraberliklerini korudular. Bu dinin alevlendirdiği cihad ruhu sayesinde sağlam, büyük ve uzun ömürlü devletler kurdular. Geniş topraklara hükmettiler. Gerek savaş ganimetleri, gerekse sulh ve âsâyiş ortamının geliştirdiği ticaret sayesinde dünyanın en zengin milleti hâline geldiler. Memleketlerine asırlarca servet aktı. Orta Asya’da yaşayan ve Müslüman olmayan Moğollar ise, dünyayı işgal ettikleri halde, medeniyet bakımından geri ve maddeten fakir kaldılar. Hıristiyanlık bizâtihi terakki sebebi olsaydı, bu dine çok bağlı Habeşistan, Peru gibi ülkelerin hâli böyle olmazdı.

İlmi Hazır Buldular

Kur’an-ı kerim insanların kavimler hâlinde yaratıldığını, bunun birbirlerini tanımakta elverişli olduğunu söyler. Bununla beraber ırk, güzellik veya zenginliği değil, ancak Allah korkusunu üstünlük sebebi olduğunu kabul eder. Bu prensip kabile asabiyetini yıkmış ve millet şuurunu pekiştirmiştir. Müslüman Türkler, diğer halklarla evlenmek suretiyle karışarak, genlerindeki istidadı tazelemiştir. Kültürleri zenginleşmiştir. Zeki ve kabiliyetli Balkan çocukları, en fazla bulundukları kasabanın papazı olabilecekken, saraya alınıp hususî tahsil ve terbiye ile devletin en üst kademesine çıkabilmiştir. Böylece hem imparatorluk unsurlarının meziyetlerinden istifade edilmiş, hem bunlar İslâmiyet ile tanışmıştır. Böylece kavimler arasında kaynaşma meydana getirilmiştir. Amerika bu genetik avantaj sayesinde süper güç olabilmiştir. Dahası var, Avrupa, hele Amerika’da bir zenci ile beyaz aynı mekânda bile bulunmazken,  Müslüman Türkler kendi ırkından olmayan Müslümanlarla evlenip yuva kurmakta mahzur görmediler. Bu da cemiyette demokrat bir yapının varlığına delâlet eder.

İlk müslümanlar ilim ve teknikte ileri giderek, parlak bir medeniyet kurmuşlardı. İslâm dünyası pek çok buluşa ev sahipliği yaptı. Türkler, bu medeniyete halef oldular. Bir bakıma çok şeyi hazır buldular. Ama bu kültürü geliştirip yüksek bir estetik seviyeye getirdiler. Müslüman denince bugün Avrupalıların aklına Türklerin gelmesi boşuna değildir. 

Osmanlılar önceki Müslüman âlimlerin koyduğu ilim lisanını aynen benimsediler. Zaten Türklerin Müslüman oluşunun ardından yeni mefhumları karşılamak üzere çok sayıda Arapça ve Farsça kelimeler Türkçeye geçmişti. Böylece Türkler, çok zengin ve ahenkli bir lisana sahip oldular. Bunda da Türklerin coğrafya itibariyle yakın temasta bulundukları İranlıların mühim tesiri olmuştur. Arapça kelimeler bile Türkçe’ye Farslardan geçmiştir. Böylece Arap ve Farslarla müşterek bir ilim lisanı doğmuştur. Türklerden mühim sayıda fıkıh âliminin yetişmesi de, bu ilme dair tabirlerin Türkçe lisanına girişini kolaylaştırmıştır. 

Osmanlı Hukuku’nun dili, önceki yüzyıllarda İslâm hukukçularının teşkil ettiği sağlam bir hukuk mantığı ve buna bağlı edebiyatını yansıtmaktadır. İlk Osmanlı hukukçuları muayyen bir hukuk mantığını, felsefesini ve edebiyatını hazır buldular. Bu birikimi Osmanlı kültürü içinde geliştirerek onu klasik üslûbuna ulaştırdılar. Eğer Osmanlılarda yerleşik ve zengin birikim olmasaydı, Batı kültürüne geçiş tam bir fiyaskoyla neticelenirdi.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür