Türkistanlı Münevverlerin Hicret Yılları

Zuhriddin Mirza Abid 31.07.2018 2470
T
resim
ürkistan’a Sovyet Komünizminin tam hakim olması sonucunda, yüzlerce Türk münevveri öldürüldü. Binlercesi de ölümden ve Sibirya’ya sürgün olmaktan kurtulmak için ülkelerini terk ederek, hür dünyanın pek çok yerine hicret ettiler. Ayrıca II. Dünya savaşında binlerce Türkistanlı genç Alman cephesinde hayatını kaybetti. Yüz binlercesi de esir düştü. Savaştan sonra bunların pek çoğu yurtlarına dönemedi. Dünyanın çeşitli ülkelerine yerleşerek vatanlarının kurtuluşu için çalıştılar. Sovyetlerin dağılmasından sonra bunlardan bazıları, bir delikanlı olarak ayrıldıkları yurtlarını birer pîr-i fanî ihtiyar olarak ziyaret etme imkanı buldular. 

Bu Türkistanlı münevverlerden Dr. Baymirza Hayit , Zuhriddin Mirza Abid, Mustafa Çokay, Veli Kayyum, Hüseyin İkram Han hicret yıllarında ülkelerinin  istiklali için dergiler, kitaplar çıkararak, toplantılar yaparak milli davalarını canlı tutmaya gayret sarf ettiler.  İşte bunlardan Zuhriddin Mirza Abid’in  hatıralarından bir bölümü aşağıda sunuyoruz.
  Editör
________

Türkistan’ın kara talihi şöyle başlamıştı. 19. Yüzyılın ortalarında Rus istilâ ve zulmü, 20. Yüzyılın başlarındaki Sovyet devrim diktatörlüğü, Rus emperyalizminin yayılması, II. Dünya Savaşı gibi sebeplerden dolayı milyonlarca Türkistanlı dünyanın çeşitli memleketlerine dağıldı. Günümüz dünyasında, Kanada’dan uzak Japon yurduna, Malezya, Avustralya’dan Arap ülkelerine, Amerika’dan Hindistan’a kadar olan bölgelerde muhacir Türkistanlılar ve onların çocukları hayatlarını sürdürmektedirler. 

Onların vasıtasıyla Türkistan insanının akıl ve zekâsı, ilim ve marifeti, yüksek değerleri dünya halklarına ait olan medeniyetin yükselişine, fen bilimleri ve teknolojinin gelişmesine kendince katkı sağlamaktadır. Bu gelişmeler, tesadüf değildir. Türkistan halkının saf imanı, bütün ve sağlam itikadı, temiz vicdanı, kısaca birlik ve Milli istiklâl yolu, bu büyük başarılara ulaştırdı.

Böylesine geniş bir faaliyet alanında gurbetteki yurttaşlarımızın hak yolunda oluşturdukları ittifak ve dayanışma, vatana sahip çıkma duygusu, büyük bir çaba sayesinde mümkün olmuştur. Helva deyince ağız tatlanmadığı gibi, hayatta hiçbir şey, hiçbir nimet zahmetsiz ve kolayca elde edilemiyor. Burada yeri gelmişken, gurbetteki aydınlarımızdan Şermat Bulakbaşı’nın (Milli Komite’de kâtip) 1961 yılında Washington ve Ankara’da neşredilen “Güller Mekânı” kitabından bir şiiri sizlerle paylaşacağım:

Dinleyin, hey…!
Haksızlık azabın tadı çekenler, 
Zulüm altında öz yurdundan kovulanlar,
Yaban elde divane gibi, tozup gezenler,
Hak peşinde her cefaya başvuranlar.
Unutmayın…!

Binlerce vatansever, cesur evlatlar,
Milli hak için vatansever, cesur evlatlar,
Milli hak için savaş verip, şehit olanlar,
İlim, iman vekilleri, aydınlar,
Halk bahtı için hayatını kurban edenler.

Birleşin…!
Bitsin artık iç çekişmeler.
Birleşmezsek, yanar, biter, kül olacağız,
Her birimiz yalnızlıkta yeşermeden, solacağız.
Güç birliği olsa biz de var olacağız,
Hak yolunda cesaretle yürüyeceğiz,
Ne kadar büyürse içimizde fitne, kargaşa,
Bundan düşman faydalanır, güler sevinçle.
Bitsin artık şuurlu şuursuz cehalet eli,
Düşmanlardan temizlensin birliğin yolu.
Hürriyet de İstiklal de, güzel hayat da,
Elde olur, yalnız bir şart,
Olsa güçler bir!

Türkistanlıları birlik ve ittifaka davet edici bu şiirde vatanseverlik, milli dayanışma duyguları sosyo-politik bir mesele olarak görülmektedir. Yazarın kalbindeki ses, milli birliği sağlamadan hürriyet, istiklâl hür bir hayat hakkında düşünmek yetersizdir demektedir. Muhacirler arasında değer kazanan bu şiir, milletin dertli, ıstıraplı ve arzu dolu gönlüdür sanki.  Her bir muhacir Türkistanlı ailenin ayrılmaz dostu olan bu şiir, her okunuşunda gönlümüze ışık tutmakta, fikrimizi aydınlatmakta ve keskinleştirmektedir.

Bugünlerde, bir zamanlar kaderin yazgısıyla Türkistan topraklarından ayrı düşmüş, gurbette hayatlarına devam etmeye mecbur kalmış yurttaşlarımız gibi, onların çocukları da muhacerette hayatlarını sürdürmekteler. Vatanperverlik, milli istiklal için mücadele etme duyguları ve ataların toprağı Türkistan’ı hür görme isteği, onların kalbini hiçbir zaman terk etmemişti.

Muhacir oldukları halde, vatanın istiklali uğrunda mücadele eden ve hayatlarını bu mübarek yola adayan insanların isimlerini dile getirirken, önce Dr. Baymirza Hayit, Mustafa Çokay, Veli Kayyum, Hüseyin İkram Han” gibi değerli şahıslar gelir göz önüme.

Bu isimleri hatırlayıp, yazımın başlarında sıralamamın sebebine gelince: Onlar bulundukları memleketlerde fen, ilim, eğitim ve öğretim alanlarında önde gelen insanlar, ticaret ve işadamları arasında kendilerine lâyık olan yerleri alan insanlardı. Onları bir araya getiren ve bir arada tutan, birlikte yürüttükleri faaliyetlerde onları büyük bir yumruğa dönüştüren en önemli sebep, Ata yurt Türkistan uğrunda mücadele gayesi ve vatanı hür görme isteğiydi. 

Bu muhacir Türkistanlıların evlatları, hayatlarını bu kutsal işe, Türkistan’ın istiklaline ve halkın hürriyete kavuşmasına adadılar. Bu hareket altmış yılı aşkın bir süre içerisindeki “Milli Türkistan Birlik Komitesi”yle, bu komitenin Pakistan, Afganistan, Türkiye, Suudi  Arabistan, Almanya ve Amerika’da yaşayan Türkistanlılar tarafından açılan şubelerinde yürütülen faaliyetleri ihtiva etmektedir.

Aciz hafızamda biriken arzu ve dilekler, uzun yıllar içinde muhacerette neşredilen “Milli Türkistan” dergisinin sayfalarında yayımlanan ateşli sözler, kalpte akan kanla, göz nuruyla yoğrulan kitaplar, risaleler, makaleler, mülâkat ve hatıralar hepsi birer yaşayan canlı tarihtir. Bunların hepsi vatanın azatlığı için coşan, dağ gibi ülken dalgaları barındıran denizi (bahrül umman) andırır. 

Yıllarca yüreğimde taşıdığım, gözyaşları misâli hafızamdan sızan hatıralar, bu denizde olsa olsa bir damladır. Bu hatıralar bir çay sohbetinde konuşulup, geçen sıradan bir sohbet gibi değiller. Bu hatıratlar, muhacir Türkistanlıların millet ve vatanın mukadderatı hakkındaki yazışmaları, mücadeleleri aktardığı için çok değerlidir. 

Timur Kocaoğlu, babası Osman Kocaoğlu’nun arzu ve umutlarının gerçekleşmesine büyük katkı bulunan, çabalarını esirgemeyen bir evlattır. Onun şiirleri muhaceretteki Türkistanlıların kalp nidalarını, vatan hasretini, inanç ve itikadını, hayâl ve düşüncelerini dile getirmektedir. Timur Kocaoğlu “Nevai Ruhu Ah Çekince” adlı şiirinde de şöyle demekte:

“Elim!”, diye açmış kâlp gözün,
“Dilim!”, diye söylemiş kâlp sözün,
“Yurdum!”, diye yakmış kâlp yüzün,
Aziz başın yere koyunca.
Bu zalim takdir kime gerek, 
Bu ulu zatı benim gibi, felek,
Ecnebi biri eylemiş, demek,
Herat, Türkistan’a dönene dek.
Sema sesimle dolsun, 
Ya, dertli gönlüm vatana yetsin,
Ya da, vatan kalkıp kendi gelsin,
Nevai ruhu ah çekince.
Nevai ruhu ah çekince.

Bunun gibi şiirler el, yurt hasretiyle vatan ve millete hasret kalan, bağrı dili yanan ve lime lime olan milyonlarca muhacir Türkistanlının yaşadığı duyguları ifade etmekte. Ana yurt hasretinde yazılan bu şiirlerde ifade edilen duygular, ecdadımızın kanının döküldüğü, yollarını gözlediği, muteber zemine karşı duydukları hislerdir. 

İstiklal, iman ve itikadın hür olması, manevî değerlerin, medeniyetin, eğitim ve öğretimin gelişmesi, memleketin hudutlarına, sosyo-ekonomik ve siyâsî hayatına müdahale edilmemesi demektir.

Bugünleri göremeyen ecdadımızın hürriyet ve aydınlığa erişme çabalarını aksettiren bu hatıralar bize adalet, güzellik ve umut dolu gelecek yolunda mücadele eden halkımızın ruh halini ve tarihî gerçekleri görmemize ve anlamamıza imkân sağlayacaktır. 

Ata yurdum, Ana halkım! hürriyet baki olsun! Yaradan, Ana Yurdumu türlü bela, kazalardan, düşmanlardan ve onların kötü niyetlerinden korusun!

Kaynak: Türkistan İstiklal Yolunda Hicret Yılları- Zuhriddin Mirza Abid Türkistani

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür