Türkistan’ın Büyük Dava Adamı : Dr. Baymirza Hayit

İrfan Özfatura 23.06.2020 2239
F

ergana vadisi, Namangan vilayeti, Yargorgan köyü sakinlerinden Hayit Mirza Mahmutmirzaoğlu ile hanımı Rabia 9.uncu kez evlad sahibi olurlar (Aralık-1917). O yıl cepleri para görür, beklediklerinin çok fevkinde ürün alırlar. Ambarlar pirinç dolar, telislerden pamuk taşar. 

Allahü teâlâ bu bereketi oğulcuğumuza ihsan etti der, minik yavrunun adını Baymirza (zengin Mirza) koyarlar. (Mirza, seyyid, şerif gibi bir yakınlığa işaret eder ki Resûl-i erkemle süt annesi cihetinden akraba olurlar.) Bu saadet uzun sürmez Ruslar Kokandı işgal eder Türkistan Muhtar Cumhuriyetini yıkar, ortalığı kana boyarlar. Hele Ermenilerde vicdanın ‘’v’’ si bulunmaz, gece yarısı Türklerin kapısına dayanır, sorgusuz sualsiz kurşun yağdırırlar. Yağmacıdırlar da... Para eden ne varsa kaldırır, kadınları kirletir, bebeleri boğarlar.

Mirzagiller böylesi bir hengameyi kilere saklanarak atlatırlar. Meğer azadlık’’ ne mânâlı bir kelime imiş, artık onun hasretiyle yatar, onun hasretiyle kalkarlar. Baymirza küçük yaşına rağmen dostu düşmanı tanır, şapkalıları gördü mü siner, sarıklıları gördü mü neşeyle fırlar, elini yumruk yapar. Yıl 1922... Baymirza 5 yaşındadır.

O gün bayramlıklarını giyer, babasının elinden tutar. Camide bayram namazını kılar, el öper, dua alırlar. Artık kınalı bir koç kesmeli, gülüşe oynaşa sofraya oturmalıdırlar. Kahvaltılarını sıcak çörek (ekmeğe öyle derler) ve kavurmayla yapmalıdırlar.

Bayram Hediyesi 

Ancak eve döndüklerinde Rabia Hanımı baygın bulurlar. Yanı başında kırık bir tabak vardır, sonra beze sarılı bir topak. İçinden kanlı kıllı bir şey göze batar. Babası merakla kaldırır. Aaa o da ne? Karşılarına Mücahid Ağabeyi Nurmirza Hayitin başı çıkar. Yanında bir not: Basmacıların sonu böyle olacak!’’

Bolşevik usulü bayram hediyesi... Zulme bak! Sahi kimdir bu Basmacılar? Çerçi gibi avul avul dolanıp pazen basma mı satarlar? Burada bir nokta koyup parantez açalım. (Meraklılar Babıali Kültür Yayıncılığının çıkardığı Basmacılar’’ kitabını okusunlar.)

Neyse... Baymirza ilk tahsilini köyünde tamamlar, önlerinde iki imkân vardır, dilerlerse klasik eğitim veren Kadimcilerde de (mollalarda) okuyabilir ama onlar Ceditçilerin (yenilikçiler) hakim olduğu mektebi tercihe şayan bulurlar. Efendim yaşlı hocanın upuzun bir sopası varmış da, falaka filan... Hep aynı masal, külli yalan... İşin aslı ceditçilerin verdiği diploma Rusyada da geçer, tabip, mühendis olmak isteyen bu mektebi seçer, o kadar...

Onlar Daha Eşit

Ceditçiler İttihat Terakkicileri andırırlar, her söze Türklükle’’ girmelerine rağmen, Bolşeviklere yakın dururlar. Kazan merkezli hareket Sultan Galiyevin fazla tesiri altında kalır. Ki o Galiyev, adı Lenin, Stalin, Buharin ve Troçki ile anılan devrimci bir Tatardır. Bunlar genelde reformisttirler, alışılagelmiş medrese sisteminden nefret eder, ihtilalci Ruslara mesafe koyan yaşlıları gericilikle’’ suçlarlar. Lâkin zaman aksakalları haklı çıkarır, Komünistler ipleri ele geçirir geçirmez Türkleri kırar. Halkların kardaşlığı’’ masalına kananlar, rejime yaranamazlar.

Aslında Türkistanda işçi sınıfı yoktur ki sınıf kavgası ola... Türkler tertemiz Müslümandırlar, kendini ilerici sanan birkaç aydın bozuntusu dışında Marksistleri ciddiye alan çıkmaz. Türk illerini istila eden kızıllar, ata yurda devasa üniversiteler, tiyatrolar, sinemalar kurar, matbuatı da kullanırlar. Türklerin aslında Türk olmadıklarını anlatmaya çalışır, öz kardeşleri Azeri, Türkmen, Kırgız, Kazak, Özbek, Tacik, Uygur, Başkırt gibi kamplara ayırırlar. Her birine ayrı bir alfabe dayatır, birbirlerinden koparırlar. 

Balaca Şair

Hikayemize dönelim. Baymirza, Namanganda Talim Terbiye Teknikleri Okuluna devam ederken adeta okulun duvar gazetesine el koyar. Bizim Fikir’’ başlığı ile çıkan nüshalar elbette şiir, ağırlıklıdır. Çiçekler, böcekler, kuşlar, ağaçlar...

Ancak zamanla bu muhabbet kesmez olur, ucundan köşesinden siyasete ısınmaya başlar. Hele yeraltı milliyetçilerinden Süleyman Çolpan ile tanışınca kaleminden kan damlar. Baymirza edipleri dikkatle izler, nerede nefes aldıklarına, nerelere vurgu yaptıklarına bakar. Artık o da ustalar gibi elini kolunu kullanır ve mimikleriyle oynar. Sesine hakimdir, öfkeyse öfke, hüzünse hüzün, ironi istemediğin kadar... Kâh ağlatır, kâh coşturur, en büyük alkışı o kapar.

Baymirza küçük yaşına rağmen Çınaraltı Kıraathanesindeki edebiyat sohbetlerinin müdavimi olur, destanlar menkıbeler derken Milletini daha çok sevmeye başlar. Ancak Bolşeviklere göre milletini sevenler halk düşmanıdırlar’’, onlara asla acınmaz. Nitekim okul müdürü Sabirovu tutuklar, yalap şap yargılayıp kurşuna dizer, gençlerin gözünü korkuturlar.

Liseyi dereceyle bitiren Baymirza, Üniversiteyi kazanmakta zorlanmaz, ancak ne Andican Sulama Sistemleri Enstitüsünde ne de Kokand Tıb Fakültesinde aradıklarını bulamaz. Tutar Taşkente gider Tarih okumaya başlar. Özbekistan Halk Komiserleri Şûrası Başkanı Feyzullah Hocayev aracılığı ile devlet bursu alır ve çok rahatlar. (Komünistler Hocayevi kullanamaz olunca,  idam eder sustururlar-1938). 

Ağzından Çıkanı

Tarih bölümünde sadece devrim tarihi’’ okutulur, koskoca Türk tarihini yok sayarlar. Zaten Sovyetlerde Türkistan’’ demek kesinlikle yasaktır, ağzından kaçıranı takibe alırlar. Bakın bu baskı sisteminde kelimeler ne kadar önemlidir: Talebeler kolhozlarda bedavaya ter dökerken içlerinden biri USSR harflerinin ne manaya geldiğini sorar. Arkadaşı şaka yollu ucuz sebze satana rahmet’’ diye açıklayınca, onu derhal tutuklar, ibret-i alem için sallandırırlar. Yine makara olsun diye koluna Nazi işareti çizen bir akranı kurşuna dizilir. Yeter ki biri jurnallemesin, o saat biletinizi keserler, hayatınız kayar.

Baymirza öğrenci komitesi başkanı olarak rektöre çıkar bu mânâsız cinayetlerin hesabını sorar. Rektör cevap vermeye dahi tenezzül etmez, zile basar. Gelen odacılara atın şunu dışarı’’ der, o kadar... 

İki Cephe Arasında Baymirza Hayit 

Hani zalimler korkak, korkaklar zalim olurlar ya, işte karşı devrim fobisi ile uykuları dağıtan Stalin de, Yejov adlı bir seri katili İçişleri Bakanı yapar, üç vardiya kafa koparırlar. Baymirza, Türkistanlı ediplerin şairlerin tutuklandığı günlerde öğretmen çıkar. İşe Sir-i Derya kıyılarında Torokurgan adlı bir rayonda başlar. Onu Camacoy, Sayram, Uyçiboyun köylerinde dolandırır, okul olarak camileri’’ kullandırırlar. 

Baymirza eğitim dendi mi çok heyecanlanır, vazifesini eksiksiz yapar. Gün gelir, Torokurgan kasabasına Maarif Müdürü atarlar. Baymirza 8.sınıftaki çocukları da karatahta başına geçirir, ortalıkta okuma yazma bilmeyen kalmaz. Bu arada fakülteyi bitirir ve Znok Poçeta’’ madalyasını göğsüne asar. Her ne kadar Konsomola çalışıyor gibi görünse de okul müdürlerini milliyetçi Türklerden seçer, ufak ufak kadrolaşırlar. 

Sovyet rejimi iğneli fıçı gibidir, ona bir yandan Hürmet Beratı’’ sunar bir yandan KGByi peşine takarlar. Jurnalcinin biri faşo’’ diye fısıldasa yeter, anında defterini dürer, hizmetlerini yok sayarlar. Kaldı ki Baymirza Bağımsız Türkistan’’ dendi mi duramaz. Coşar, taşar, kabına sığamaz. İzleniyormuş dipleniyormuş hiiiç kulak asmaz.  

Gönüllü Asker! 

Baymirza henüz Tohtahan adlı çiçeği burnunda bir kızcağızla nikah kıymıştır ki, NKVD (gizli polis) bir sürü masum çocuğu içeri tıkar. Baymirza, Leninin Bakan eşYoldaş Nadejka’’ya bir mektup yazar, neler olduğunu’’ sorar. Ve başına en püsküllüsünden’’ dert açar. İçişleri Bakanlığındaki dostları hakkında tutuklama emri geldiğini sızdırır git bir an önce Kızıl Orduya katıl’’ derler, ya da infaza hazırlan!’’ 

Baymirza derhal Mareşal Voraşilova telgraf çeker, hasta olduğum bahanesi ile beni askere almıyorlar. Halbuki Sovyetler için çarpışmak istiyordum’’ yazar. 

Savaş kapıdadır onu ilk trenle cepheye yollarlar. Vagon henüz kıpırdamıştır ki hasret başlar, öyle ya gidip de dönmemek, dönüp de görmemek var... 

İhanete Uğrayınca 

Baymirzayı yüksek tahsilli olduğu için teğmen yaparlar. Doğrusu Polonyalılar karşısında pek zorlanmazlar ama Almanlar çetin çıkar. Zaten tayın, ilaç yoktur, komutan da zıbarınca işler iyice aksar. Naziler tankları bir bir vurup yakar, Ruslar kamyonlara binip kaçar. Türklerin eline tüfeğe benzer tahta parçaları sıkıştırır, ayazda bırakırlar. Netice Almanlar gelir, alayını toplar. (1941). SS subayları Rus esirlerin arasında ısrarla Yahudi arar, sünnetlilerin beynine kurşun sıkarlar. Sıra Baymirzaya gelir, o idamdan evvel iki rekat namaz kılar. Almanlar Müslümanların da sünnetli olduklarını ancak o zaman anlarlar... 160 garibi kırdıktan sonra... 

Kış başlarken esirleri yorucu ve yıpratıcı bir yolculuğa çıkarırlar, yürüyen yürür, yürüyemeyene acınmaz. Baymirza hasta ve yaralıdır, arkadaşları onu kaputlarına yatırıp taşır, ortada bırakmazlar. Nitekim 360 bin Türkistanlıyı Çnestahov esir kampında toplarlar. Almanlar Türklerin savaşa gönülsüz katıldıklarını ve Stalinden nefret ettiklerini farkedince Türk lejyonu’’ kurmaya kalkarlar. Mürekkep yaladığı her halinden belli olan Baymirzayı çağırır, akıl sorarlar. 

Bu arada Pariste yaşayan ve Türkistan’’ adlı bir dergi çıkaran Mustafa Çokay, Hitlerle irtibata geçer ve Türkistan Milli Ordusu’’ kurulmasındaki faydaları anlatmaya çabalar. Almanlar, müstakbel orduda idareci olacak 250 Türkü ciddi bir eğitimden geçirir, özellikle Komünizm ve Siyonizm aleyhinde propaganda yaparlar. Baymirza bu gruba milli kimlik’’ kazandırmakla vazifelendirilir ve Türkistan Fedaileri Birliğine’’ din, dil, tarih, kültür dersleri vermeye başlar. 

Veli Kayyum Hanı komutan yapar, Baymirzanın omzuna yüzbaşı apoleti takarlar. Göğüslerinde Allah biz bilan’’ (Allah bizimle) yazan armalar taşıyan Türkistan Birlikleri 1942den itibaren Rusları bunaltır. Kızıllar bunlara Kara Faşist’’ der, asla esir almaz, cesedlerine bile kurşun sıkarlar. O günlerde Almanyanın Türkiye ye saldırma ihtimali belirir, ancak Yzb. Baymirza Türkiyeye açılacak bir savaşta karşı tarafa geçeceklerini söylemekten korkmaz, Azeriler, Tatarlar ve Başkırtlar da arkasında dururlar. 

Ruslarla Asla 

Türkistan Birlikleri, Rus, Gürcü ve Ermenilerle (anti komünist olsalar bile) yan yana savaşmak istemez, mesela Alman tarafına geçen General Vloşovdan emir almaya yanaşmazlar. Azeri Binbaşı Abdurrahman Fatihalibey bunu anlatmaya çalışırsa da başarılı olamaz. Tutar isyan çıkarır, Çekoslovak milisleriyle birlikte Almanlara saldırırlar. Gestapolar fena kızar, Baymirzayı çağırıp ‘’neler olduğunu’’ sorarlar. Baymirza Türklerdeki Rus alerjisini anlatır ki esasen bu öfke Almanların da işine yarar. Türklerden müstakil birlikler kurmaya razı olurlar. O yıl Baymirza ve arkadaşları Viyanada yapılan MTB kongresine çağrılırlar. Trene Drestenden üç Gestapo biner ve ukalalık yapar. Baymirza bir Alman subayına hem de Almanyada namlu doğrultmaktan kaçmaz, emrindeki askerler havaya ateş açınca adamlar limon gibi sararırlar. Hayit, bu yüzden rütbelerini kaybeder, sivillerle dolanmaya başlar. 

Savaştan Sonra 

Bunda da bir hayır vardır, o günlerde savaş biter. Bulundukları şehri (Marienbad’ı) Amerikalılar devralırlar, Baymirzayı rütbelerinden eden karar çok işine yarar, savaş suçlusu olarak yargılanmaktan yırtar. Gelgelelim artık bu saatten sonra Rusyaya dönemez, Almanyada da yapamazlar. Türkiyeye gitmeyi çok arzularsalar da İnönü hükümeti ‘’içinde casuslar olabileceği kuruntusu ile’’ kapıları kapar. 

Müttefikler Yalta Anlaşmasıyla Türkistanlıları Ruslara satar. Kızıllar tam 110 bin çocuğumuzu kurşuna dizer, birini bile bırakmazlar. Baymirza o hengamede eline eski bir Osmanlı pasaportu geçirir, bunu İslam harflerini okuyamayan görevlilere yutturursa da CIA ajanlarını atlatamaz. Tam Moskofa teslim edilmek üzeredir ki bir Gürcü ona yeğenim’’ der, sahip çıkar. Düşünebiliyor musunuz koca ordudan sadece 800 Türkistanlı hayatta kalır. Vebale bak! 

Hayali Azadlıktı 

İkinci cihan Harbinde Ruslar cepheye kaç Türk sürer, bunların ne kadarı ölür, ne kadarı kalır bilmiyoruz ama sadece Almanlar 360 bin Türkistanlıyı esir alırlar. Sakatları, hastaları ayıklar, sağlamlardan 180 bin kişilik bir ordu kurarlar. Gençlerimiz kendilerine müstakil bir Türkistan vaat eden Hitlere inanır, Rusları felaket bunaltırlar.

Ancak Almanların yanında oldukları için mağlup sayılırlar. CHP Hükümeti aman bizden uzak dursunlar’’ deyince, ABD, 110 bin soydaşımızı Ruslara satar. Katliama kapı aralar. O hengamede Almanyada barınabilen ve hayatta kalabilen Türkler parmakla gösterilir ki bunlardan biri de Baymirza Hayittir.

Baymirza yeniden ilmî araştırmalara yönelir, Westfalen Üniversitesinde İslam tarihi ve medeniyeti okur, ardından doktoraya başlar. Savaş yıllarında kitaplardan uzak kalsa da Arabi, Farisi ve Türkçede ustadır, Slav dilleri deseniz ona keza...

Cemiyetçidir de... Birçok ilmi enstitüye, konsile üye olur ve Almanyada ilk İslam derneğini o kurar (1952). Orman bakanlığından bir saha koparır, Müslüman mezarlığı yapar.

Boyunca Kitap

Baymirza, Alman Araştırma Cemiyetinden sadece 200 mark burs alır. Bu cüzi para ile 20asırda Türkistan’’ gibi ciddi bir eser yazar. Köln, Frankfurt, Münster, Münih Salzburg, Viyana kütüphanelerine bisikletiyle gider gelir, yağmur demez, çamur demez belge toplar. Aç susuz pedal basa basa doktorasını tamamlar. Sadece Türkistan tarihi ile uğraşmaz, içinde İngilizce-Özbekçe lügat de olan 13 kitap, 15 risale hazırlar. Dile kolay 400 küsur makaleye imza atar. Türkistan Ansiklopedisi için ölümüne çalışırsa da muhtevayı geniş tutar, son noktayı bir türlü koyamaz. Derken mütehassıs hekim olan Bayan Ruth ile evlenir, oğulları Ertay, Mirza ve kızları Dilberle Türkiyeye yerleşmek isterler ama bürokrasiyi aşamazlar.

Bu arada ilk hanımından olan oğlu Bekmirza Baymirzaev baskı altına alınır, onu vatan haininin oğlu’’ diye yaftalar, casus muamelesi yaparlar. Baba oğul Rusya yıkılana kadar buluşamazlar. 1953 yılında Lübnan, Ürdün, Suriye, Türkiye seyahatine çıkar. Arabistana da iner, hem Hac farizasını ifa eder, hem de Çin ve Sovyet sınırları içinde kalan mazlum Müslümanların sesi olmaya bakar. Onun milliyetçiliğinde şovenizme yer yoktur, öyle ya Osmanlı kafatasçılık yapsa bugün Helen kültürü ve Grek dili diye bir şey kalmaz... 

Baymirza, dişinden tırnağından artırdığı paralarla İngiltere, ABD, Hindistan, Endonezya ve Pakistanda ilmî kongrelere katılır, ciddi tebliğler sunar. Zor olmasına rağmen Urumçi ve Turfanı gezer. Çinli meslektaşları da Türklerin çilesine şahit olurlar. Afgan mücahitlerinin başarılarından çok heyecanlanır zaten o Afganistanı da büyük Türkistanın parçası sayar.

Bir ara Hacettepe Üniversitesinde (İhsan Doğramacı himayesinde) Türkistan Tarihi’’ derslerine girer çıkar. Ardından İbrahim Kafesoğlu İstanbul Üniversitesinde ders vermesini sağlar. Dünyanın dört bir yanını dolanıp Türkistan davasını anlatan Hayit, Marmara Üniversitesinden davet alınca yine İstanbula koşar ama bu kez yalnız kalır, sığındığı izbelerde titrer, kalbi teklemeye başlar. 

Baymirza Hayit, yurduna ancak 1992 yılında girebilir, Özbek Tarih Enstitüsü Başkanı Dr. Ahmadali Askarovun davetine uyar (aslında Özal devri bürokratları vesile olurlar) köyünü kentini dolanır, saçları ağaran oğluyla 52 yıl aradan sonra hasret dindirmeye bakar. Ancak ilgi fazla olunca onu yaka paça tutar, sınır dışına atarlar. Buna rağmen Asyayı aşındırır, Kazaklara Abayları, Kırgızlara Manasçıları anlatır. 1996 Ankara Kurultayında Taciklerin sesi olur, onları da kucaklar. 

Rus olarak dünyaya gelen insanlara düşman değildir, onları da Komünizmden kurtarmaya bakar. Ona göre vatanseverler sadece yurdunun çiçeklerini sevmez, taşlarına ve dikenlerine de katlanmalıdırlar. Dünyanın en zengin bölgesini kurutan rüşvetçi karaborsacı ve insafsız rejime karşı birlikte savaşmalıdırlar.

Stalin, iktidara azınlıklar haklarını alacaklar’’ diye gelir, tam tersini yapar. Beş ayrı Kiril alfabesi ile kardeşi kardeşten koparır, Kazak, Kırgızın, Azeri, Tatarın yazdığını okuyamaz. Hayit hepsini de okur ve hepsinin anlayacağı dilden yazar.

Evet, Baymirza gönlündeki Türkistan önünde SSCByi engel görür ve kızıl çarlara karşı mücadele yapar. Ancak Sovyetlerin yıkılması ile kurulan Özbekistanın yöneticileri Rusları bile aratırlar. Hayali bir fundamentalizm tehdidi uydurur, kah İsraile yanaşır, kah Papaya sırnaşırlar. Gizli teşkilatlar tarafından amansız takibe alınan Hayit, T.C.nin Türkistan meselesine bigane kalmasını anlayamaz. Nasıl olur da Türkiye Türkleri, Türkçülüğü suç sayarlar? Nitekim her fırsatta Türkiyede Türkistan kültürünü araştıran ilmî bir kurum yok. Ankara, Orta Asyaya el atmalı’’ diye çağrı yapar. Sanmayın ki o, Adriyatikten Çine uzanan bir Turan devleti arzular. Mesele esirin hürriyet talebidir, aç kalanın ekmek istemesi gibi...  O kadar...

Şimdi bunca kan zulüm varken Çeçenlerin çığlığına nasıl kulak tıkar? Hasılı nerede Türkistan hakkında bir faaliyet varsa ortaya çıkar, kah alkışlanır, kah ıslıklanır ama asla usanmaz. Dinmeyen bir istiklal hasretiyle çalışır, çabalar.

Ömrü cephelerde geçen Baymirza silah kullanmakta nice ustadır bilmiyoruz ama kalemini konuşturur, Türkistan üzerine araştırma yapacak gençlere ufuk açar. Aslen Özbektir ama ısrarla Türkistanlıyım der, Kerimov ve hempalarının düşman’’ ilan etmelerini umursamaz.

İnna lillah...

Mütebessimdir, mesela Prof. Von Mende Mirza Beyi ne zaman görsem gülümsüyor, onu çatık kaşlı düşünemiyorum’’ der ve çok şaşar. İçi kan ağlarken gülebilmek... Bunu 4 defa hacca giden, seccadesini gözyaşıyla ıslatan, samimi bir müminin tevekkülünde arasa iyi yapar. Baymirza iki gün evvel gurbet elde vefat etti, tutup yaban yurdunda (Kölnde) toprağa bıraktılar. Hüzünlenme üstad Allah biz bilan!’’





İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür