Türkistan'dan Osmanlı'ya Türkler'de Sosyal Tesisler

Prof.Dr.Zekeriya Kitapçı 11.10.2013 3588

  Türkler Müslüman olduktan sonra Peygamberimizin “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır” Hadis-i şerifini kendilerine düstur edinerek mücahidlere, halka, yolculara hizmet için pek çok ribat, kervansaray, han, hamam gibi sosyal tesisler yaptılar. Tarihçi Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’nın bu konudaki bir yazısını aşağıya alıyoruz. Editör


Türkistan'da Ribatlar

T

ürkistan’da Müslüman halkın varını yoğunu Allah yolunda harcamaları ve birçok ribat yapmaları her türlü takdirin üstündedir. Yapılan bu ribatlar mücahid gazîlerin, yeme ve barınmalarını  temin için özel surette yapılmış yarı askerî ve fakat genellikle dini hayır müesseseleri idi. Buralarda değil gazilerin hatta onların hayvanları için dahî gerekli yaşama kolaylıkları sağlanırdı. Kendi imkânları ile ribatlar yapmak, veya yapılmış olan bu ribatların kuruluş gayesine uygun olarak fonksiyonlarını devam ettirmek, bölge müslümanları arasında bir adet haline gelmişti.

  Büyük İslâm coğrafyacısı Hamevî, bu yüce maksat için Baykent'de zenginler tarafından binden fazla ribat yapıldığını zikretmektedir. Muhtelif köy ve kasabalardan gelen yerli mücahidler, mühtedîler bu ribatlarda toplanırlardı. Buralarda bir mürşid veya şeyhin manevî tebiyesinde yetişen, olgunlaşan ve adetâ şehid olmaya hazır hale gelen bu mücahidler, gazî dervişler, özellikle ilk bahar ve yaz aylarında kâfirlere karşı gaza ve cihad'da bulunurlardı. Bu mücahidler zaman zaman halkın arasına bir erenler ordusu olarak katılırlar, onları  aydınlatır, irşad ederlerdi.

  Daha sonraları, değil Orta-Asyanın, Anadolunun bile Türkleşme ve İslâmlaşmasında büyük hizmetleri dokunan ve “Horasanlı Erenleri” olarak bizim tarih ve edebiyat literatürümüze geçen böylesine sevdalı kişileri yetiştiren işte bu şekilde kurulmuş ve zamanla tekke ve dergâh şeklini almış müesseselerdir.

Türk yurtlarında hele hele İslâmlaştırma faaliyetlerinin kollektif bir heyecan ve fırtına haline geldikten sonra yerli halk varlıklarının çok büyük bir kısmını bu kabil hayır ve hasenat müesseselerine sarfetmede âdeta yarışır hale gelmişlerdir. Bu konuda İstaharî şöyle demektedir.

“Maveraünnehr'de (Aşağı Türkistan) zenginlerin büyük bir kısmı, mallarını Allah yolunda harcarlar, ribatlar, yol ve köprüler yaparlar, din uğrunda cihadı teşvik ederler. Ancak onlardan çok az bir kimse servetlerini eğlence ve sefahete harcamaktadırlar. Buralarda, hiç bir şehir, kasaba, su kaynağı, sebil, önemli geçitler, hatta hiç bir köy yoktur ki, orada yolcu ve misafirlerin istirahatlarını temin etmek için mutlaka bir ribat vardır. Aşağı Türkistan’da, bu şekilde hizmet gören ribatların sayısı 10,000 kadardır. İhtiyaç sahipleri, ribatlarda dilediği kadar kalırlar. Buralarda onların yiyecek ve barınmaları temin edildiği gibi hayvanlarının da bakımı yapılmaktadır.”

Osmanlı ve Selçuklu’larda Kervansaraylar

 Aşağı Türkistan’da, îslâmiyetin yayılış yıllarındaki bu îslâmi gelişmeler ve müesseseler, daha sonraları büyük imparatorluklar kurmuş olan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri ile önemli benzerlikler arz etmektedir. Gerek Selçuklu, gerekse Osmanlı Türkleri  olsun imparatorluk hudutları içinde kalan geniş ülkeleri hanlar, hamamlar, kervansaraylar, sebiller, cami ve mescidlerle donatmışlardır.

 Aradan asırlar geçtikten sonra, Kanunî Sultan Süleyman devrinde, Avusturya imparatorluğunun sefiri ve koyu bir Hıristiyan olan G.D. Bucbecg'in hükümdarına yazdığı mektuplarda belirttiği müşahedeler, Istaharî’nin ifadeleri ile nekadar bir benzerlik arz etmektedir. G.D. Bucbecg hatıralarında, bu hanlar ve kervansaraylar hakkında şu sitayişkâr ifadelerde bulunmaktadır:

“Kervansaraylar, bunlar cidden büyük binalar. Hancılar, Hıristiyan, Yahudi, zengin, fakir herkesi misafir eder, hiç kimseyi reddetmezler. Kapıları aynı şekilde herkese açıktır. Paşalar, sancak beyleri, seyahatlerinde bu hanlara inerler, sanki kral saraylarında imiş gibi bende bu hanlarda bir çok resmî kabuller yaptım. Büyük bir itina ile hana inen herkese istisnasız yemek verilir. Yemek zamanı gelir gelmez, bir hizmetçi kocaman bir tahta tabla ile ortada görünür. Tablanın ortasında bir sahan, sahanın içinde etli bulgur pilavı bulunur. Ekmekler sahanın etrafına dizilmiştir. Bazen de bir parça bal gömeci vardır. Yemekleri hakîkaten lezzetli idi. Çok hoşuma gitti. İşte hanlarda yolcular, bu surette bedava besleniyorlar. Fakat çok ciddi bir sebep olmayınca yolcular üçgünden sonra gitmelidirler. Zira devamlı yolcular gelmektedir.”

 

Kaynaklar: İstahari - el-Mesâlik vel- Memalik
             G.D Bucbecg - Türk Mektupları Kanûni Devrinde Bir Sefirin Hatıraları

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür