Türkistan’da İslamî Türk Edebiyatı

Prof. Dr. Emine Terzi 07.02.2023 759
resim
T

ürk Edebiyatı'nda na't türünün başlangıcı ve gelişmesini takip edebilmek için, Türkler'in İslâmiyet'i kabulüne kadar uzanmak gerekir. İslâm dini sekizinci asırda Türkler arasında yayılmaya başlamış, onuncu asrın ortalarında büyük kitleler Müslüman olmuştur.

İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar döneminde İslâmiyetle birlikte yeni bir medeniyet sahasına giren Türkler, yeni bir edebiyat meydana getirmişlerdir. İslâmi Türk Edebiyatı'nın bu dönemindeki ilk eseri “Yusuf Has Hâcib”e ait, Siyâsetnâme türünde hacimli bir mesnevi olan Kutadgu Biligdir.

Eserde on beş beyitlik na't bölümünde; Hazreti Peygamber'in insanların en seçkini ve en iyisi, karanlıkları aydınlatan bir meşale, Allah tarafından gönderilen davetçi, ümmeti üzerine Allah'ın rahmeti olduğunu belirten şâir, O'nun ahlâki vasıflarını sayar, bütün peygamberlerin ilki ve sonuncusu olduğunu dile getirir; Cenâb-ı Hakk'a dua ve Hazreti Peygamber'den şefaat dileğiyle na't sona erer.

On ikinci asırda yine Orta Asya'da ve Kaşgar diliyle meydana getirilen bir diğer mühim eser de “Edib Ahmed Yükneki”nin “Atabetül-Hakâyık” adlı dini ve ahlâki eseridir. Atabetül-Hakâyık'ta yer alan beş beyitlik na'tta Hazreti Peygamber'in seçkinliği, diğer peygamberlerden üstünlüğü ve kıyametteki şefaati anlatılır.

Aynı asrın bir diğer mühim simâsı da “Ahmed-i Yesevi”dir. Ahmed-i Yesevi dini ve tasavvufi düşüncelerini hikmet adını verdiği dörtlüklerle ifâde etmiş, bunları da “Divân-ı Hikmet”de bir araya getirmiştir. Hikmetleri; Yesevî dervişleriyle bütün Türk dünyasına yayılmış, on üçüncü asırda Anadolu'da Yunus Emre'yi yetiştiren edebî ve fikrî zemini hazırlamada büyük rolü olmuştur.

Ahmed-i Yesevi’nin Hazreti Peygambere duyduğu samimi sevgi, bağlılık ve hürmeti dile getiren hikmetlerde Yüce Peygamber'in kâinâtın yaratılış sebebi olup, bütün insanlara bir hidayet vesilesi ve bir rahmet elçisi olarak gönderildiği, Allah'ın Habib'i, inananların rehberi olduğu, dünyada iken herkese merhamet gösterdiği, kıyamette de şefaat edeceği gibi konular ele alınır.

On üç ve on dördüncü asırdan itibaren Türkçe yazılmış eser sayısının arttığını ve Türk Edebiyatı'nın daha geniş bir sahaya yayıldığını görüyoruz. On beşinci   yüzyılda ise özellikle Horasan ve Mâverâünnehir'de Çağatay Türkçesi'yle son derece güçlü eserler ortaya konmuştur. Bu dönemde Haydar Tilbe’nin “Mahzenül-Esrâr”, Seydî Ahmed Mirzâ’nın “Taaşşuk-Nâme” adlı mesnevilerinde; Lütfi, Gedâi, Hâfız-ı Harezmi ve Sultan Hüseyin Baykara'nın divânlarında muhtevâ yönüyle zengin, başarılı na'tlar yer almaktadır.

Ancak on beşinci yüzyılın na't vâdisindeki en büyük isim Alî Şîr Nevâi'dir. Klasik Çağatay Edebiyatı’nın teşekkülünde önemli rolü olan Nevâî; beş dîvânında da na’ta yer vermiş, aynı zamanda bir tertip hususiyeti olarak divânlarının gazeliyyât bölümünde, kafiye harfi değiştikçe ilk gazelin dînî muhtevâda, özellikle Hazreti Peygamber medhinde bir na't olmasına dikkat etmiştir. Bunların dışında divanlarında âşıkâne gazel gibi görünen pek çok şiir de na'ttır.

Şâirin hamsesini meydana getiren mesnevilerin hepsinde na't ve mi'râciyye bölümleri yer alırken; aynı geleneği mensur eserlerinde de sürdürdüğünü görüyoruz. Nevâi’nin na'tlarının sayıca çokluğu yanında, muhtevâsı da geniştir. Dînî ve tasavvufi ağırlıklı na'tlarında Fars Edebiyatı'nın klişeleşmiş teşbihlerine ve kalıplaşmış motiflerine yer vermemiş olması da O'nun kudretli şâirliğinin orijinalite yönünü gösterir.

En parlak dönemini on beş ve on altıncı yüzyıllarda yaşayan Çağatay Edebiyatı’nın on altıncı asırdaki mühim simâları olan Seybânî, Ubeydullah Han, Bâbur Şah ve Kâmrân Mirzâ da na't yazan güçlü şâirlerdir.

Babur Şah'ın hastalandığı zaman, “Kaside-i Bürdeşâiri Busîrî’nin felçten kurtulduğu gibi, eserinin kabulüyle kendisinin de şifâ bulacağı ümidiyle Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin tasavvuf ahlakı konusundaki Farsça mesnevisini manzum olarak tercüme etmesi enteresandır. “Risâle-i Vâlidiyye Tercümesi” adıyla anılan mesnevisindeki na't oldukça sâde bir dille Peygamber sevgisini ve derman dileğini belirtir.

 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür