Türkistan'da Gül Sevgisi

Yavuz Bülent Bâkiler 22.11.2012 4640

1
991 yılının Temmuz ayında uçağa bindik. Önce Bükreş. Sonra Moskova. Arkasından Bişkek! Moskova'da Kırgızistan Oteli'ne indiğimizde, pasaportlarımızı alan tombalak yüzlü, mahmur bakışlı bir Kırgız memuresine sordum: "İsminiz nedir sizin?" 

Başını önündeki defterden kaldırmadan, yumuşak bir sesle cevap verdi: "Gülburak!"  İçimden "Allah! Allah!" dedim. "Hem Gül, hem Burak, Gülburak". Duyduğum ilk Kırgız kadın ismi oldu. Ürperdim. Çünkü gül, bizim tasavvuf edebiyatımızda ve kültürümüzde Hazret-i Peygamber'in sembolüdür. Yeni doğan çocuklarımız için: "Bir gül-i Muhammedi doğdu!" deriz. 

Hazret-i Peygamber'in ter damlası bile gül-i Muhammedi'dir. Güle ve gül'lü isimlere hayranlığımız sebepsiz değil. Türkçe'de, gül kökünden en az yüz dallı, yüz tomurcuktu isim türetmemiz Hazret-i Peygamber sevgisinden.
    
Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'e indiğimizde beni, büyük bir müzeye götürdüler. Önümüze düşen zarif bir kızcağız, bir Çin kasesinin çınlamasını hatırlatan gümüş renkli bir sesle bilgiler veriyordu. Ayrılırken sordum: "İsminizi söyler misiniz?" Güzel yüzü, bir gül gibi pembeleşti: "Gülmiiira!" 

Gülmira: Gül Dünyası demek. İçime bir sıcaklık yayıldı.

Kanışay/Ayçürok/Kanıkey/Çıyırdı/Çaçı-key/Bübükan/Burma/Ayturğan/Satkın/Buruluş/ Aksatkın/ Totu/ Kunduz/ Çolpan/Bubusayra /Çınar/ Tilen... gibi kadın isimlerinin çok kullanıldığı Kırgizistan'da duyduğum ikinci isim: Gülmira! Hayırdır inşaallah...


Otele döndüğümüzde: "Hazırlanın" dediler, "Yarın sizi Gülbahar Köyü'ne götüreceğiz!" Gülbahar ismi beni savurdu. Bir koltuğa oturup düşündüm. Bütün bu güllü isimler acaba tesadüfen mi beni kucaklıyor? Gülbahar Köyü'nde misafir indiğimiz evin büyük oturma odasından sofadaki bir kadına seslendiler: "Bahtıgül, oy Bahtıgül." İçimden "Allahım" dedim. "Önüme hep gül bahçeleri açıyorsun. Senin gül'üne can kurban." Bir sabah Gülbahar Köyü'nden Kırgızistan'ın Oş şehrine indik. Beni bir halk pazarına götürdüler: "Şimdi burada sizinkileri göreceksiniz!" dediler. "Sizinkiler"den maksatları "Ahıskalı Türkler." Gerçekten de pazarın en kalabalık yerinde, karşıma bizimkiler çıktılar. Kaşlarıyla, gözleriyle, yüzleriyle, dilleriyle yüzde yüz bizimkiler...

Derme çatma bir masa üzerinde domates satan bizimkilerden genç bir kıza yaklaştım: "Bereketli olsun bacım!" dedim. Gözleri iri iri açıldı. Bir süre hiç birşey söyleyemeden, şaşkınlıktan açılmış bir ağızla karşımda dondu kaldı. Sonra, kendinden 4-5 metre uzakta, yine domates satan arkadaşına ağlar gibi bağırdı: "Gülsenem! Kız Gülsenem! Koş gel! Şahabımız (sahibimiz) gelmiş Gülsenem!!!" 

Gülsenem, tezgahını bırakarak koşup boynuma sarıldı. Yüreğimi dağlayan bir sesle sızlandı: "Bizi ne zaman kurtaracaksınız gardaşlık! Bizi ne zaman kurtaracaksınız?" Ah! Gülsenem, ebediyyen unutamayacağım, senin feryadından beni kim kurtaracak acaba?..   Bir gün sonra Kırgız Demokratik Hareketi Başkanı bir hanım, bizi öğle yemeğine davet etti. Adı Gülara Hanım imiş. Beş bin üyeleri varmış.

Yeni yeni güller

Anlattıklarını dinleyemiyordum. Çünkü aklım bir gül sarkacında sallanıp duruyordu. Önce: Gülburak. Sonra Gülmira. Arkasından Gülbahar, Bahtıgül ve Gülara! İçimde misilsiz güller, yavaş yavaş açılmaya başladı. Çekilen bir sis arkasında gördüklerimi ah bir de size anlatabilsem! O gün, Kırgız Yazarlar Birliği Başkanı Doç. Osman İbrahim'in akşam yemeğine davetliydik. Eşinin ismi Gülcemal değil miymiş? Kendi kendime sorup durdum: "Bu gül demetleri tesadüf mü Allah'ım? Neden hep gül?.." Artık dikkatim hep gül üstüne kaymaya başladı. Gülcemal Hanım'dan ayrıldığımız gecenin sabahında Ala Arca Devlet Parkı'na doğru yola çıktık.

Bindiğimiz minibüs, bir ara bir dağ başında ayran satan, kımız satan kadınların yanında durdu. Ben de arabadan inerek sağa sola bakınmaya başladım. O dağ başında, yanıma Ahıskah bir trafik polisi geldi. Ayak üstü sohbete başladık. Sordum: "Evli misiniz?" "Evet efendim." " Çocuğunuz var mı?" "Bir kızım var efendim. Ellerinizden öper. Adı: Gültanem!" Kulaklarıma inanamadım, derin bir ürpertiyle sarsıldım. Üzerimden bir ağırlık mı kalkmıştı; yoksa ayakta duramayacak kadar kendimi yorgun mu hissediyordum? Oturmak için arabaya döndüm.

Benimle birlikte Ala Arca Devlet Parkı'na gelen ve içimdeki fırtınadan zerre kadar haberi olmayan Kırgız rejisöre döndüm: "Murat Ali Beg, bana iki kadın ismi söyleyin! Şu anda aklınıza ne geliyorsa onu söyleyin." Ve Vallahi ve billahi Murat Ali  gülümseyerek yüreğimi kanatlandırdı: "Gülten! Gülsen!.." İçimden: "Tamam Ya Rabbi, dedim. Fazlasına dayanamayacağım! Senin Gül'üne can kurban!" Güllü isimler  Yüzümü uzun süre avuçlarımda sakladım. Utanmasam orada sessiz sedasız ağlayacaktım. Altında sırılsıklam olduğum bu gül yağmuru, beni uzun yıllar önce gördüğüm müthiş bir rüyaya götürdü.
   
Siz rüyaya inanır mısınız? Benim gördüğüm öyle rüyalar vardır ki, bütün teferruatıyla gerçekleşmişlerdir. Ne kıl kadar noksan, ne kıl kadar fazla!..Eski Türk yurtlarıyla, Türkiye dışındaki Türkler'le ilgili olarak gördüğüm bir rüyayı size de anlatabilsem, benim kadar duygulanır, yüreğinizden bütün damarlarınıza doğru bir ince alevin yayıldığım hissedersiniz. Hazreti Peygamber güzelliğidir. Gül kökünden, yüzden fazla isim üretmemiz, etrafımızı bir gül cennetiyle ışıklandırmamız, Hazret-i Peygamber sevgisindendir. Aynı mübarek duygularla yaşayan Kırgız kardeşlerimizin güllü isimlerine bakın:
   
Gül, Gülü, Gülay, Azatgül, Atırgül, Altıngül, Gülayşe, Ayşegül, Anargül, Gülaş, Asılgül, Gülara, Gülayım, Gülüm, Gülayayım, Gülafşan, Aygül, Ayımğül, Adam-gül, Gülten, Gülsen, Bahtıgül, Ba-zargül, Gülbahar, Gülbazar, Gülbara, Batmagül, Gülbayram, Gülbarçın, Beşegül, Burmagül, Gülbana, Gülbeden, Gülbeste, Gülbübü, Gülbadam, Bübügül, Gülcan, Cazgül, Gülçehre, Cihangül, Ceengül, Gülcemile, Cumagül, Gülcar, Cipargül.Güldeste, Güldane, Gülendam, Gülen, Gülfinel, Gülgaagı, Gencegül, Gülgiyik, Gülesel, Gülhumar, Gülizar, Gülistan, Gülipe, Gülburak, Gülkan, Kanımgül, Gülkumar, Gülkaynar, Gülkerim, Gülkökül, Gülümkan, Gülkayır, Kayırgül, Gülkız, Güllale, Lalegül,Gülmaral, Gülmira, Gülmayram, Maralgül, Gülnur, Gülnar, Nurgül, Nazgül, Nazıgül, Gülnaz, Gülnara, Orazgül, Gülperi, Peyşegül, Ravşangül, Gülsara, Sağımgül, Sağıngül, Gülsana, Gülsarat, Gülsatar, Gülsüm, Sarıgül, Saymagül, Gülseren, Seynegül, Saygül, Samargül, Sadegül, Şayırgül, Gülsün, Şaygül, Tazegül, Tacıgül, Gülüsat, Gülzade, Gülzana, Gülzara, Gülzat, Ziynagül, Gülziynet....    

Benim Kırgızıstan seyahatim böyle başladı. Kırgızıstan'a gülden bir yürekle gittim. Kırgızıstan'ı bir gül yağmuru altında gezdim.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür