Türkistan Kadınlarının Yesevîcilik Ananesi

Dr. Baymirza Hayit 05.03.2019 2101
A
resim
hmet Yesevi'nin "Divân-Hikmet" adlı eseri, onun hayatı ve ondan sonra, halk arasında Türk Dili vasıtasıyla Allah'a yakınlaşma niyetlerini ifade etmenin en tesirli bir ruhi kuvveti idi. Tahminlere göre, Ahmet Yesevi'nin "Hikmet" konusu altındaki el yazmaları, 15. asırdan itibaren meydana çıkmıştır. 

"Hikmet"19. asır sonuna kadar, dar bir çevre içinde, Ahmet Yesevi'nin talebeleri tarafından ve Yesevi Tarikatının tekkelerinde çok okunuyordu. Lâkin halk "Hikmet"den uzakta kalmaktaydı. "Hikmet" ilk olarak 1887 Kazan şehrinde, 1880'de Taşkent'te ve 1881'de İstanbul da basılmıştır. Üç yıl içinde Türk aleminin üç kültür şehrinde(Kazan, Taşkent, İstanbul) "Hikmet"in basılması bu eseri okuyanların sayısı artırmıştı. 

19. asır sonlarında yayınlanan “Hikmet”lerin nüshaları 3000’e yakın olmuştu. Bunun için basılan "Hikmet"lerile umum halka Yesevî talimatını anlatmışlardı. Ahmet Yesevî’yi halk arasında yayan ve onun fikirlerini geniş miktardaki halk gruplarına anlatan yegane kuvvet, Türkistanlı Türk-Müslüman kadınlarıydı.

Kadınlar arasında Ahmet Yesevî’nin hikmetlerini öğrenmek ve öğretmek faaliyeti Yesevî’nin hayatı devrinde başlamıştı. Onun kızı Gevher Şahnaz hanım, babasından öğrendiği hikmetleri, önce komşularına sonra etraflarındaki köy ve aul’lardaki kadınlar arasında okuyor ve onlara “Hikmet”i başka kadınlara öğretme üslûplarını da öğretiyordu. Bu ise Yesevî’den ve Gevher Şahnaz hanımdan sonra kadınların devamlı ananesi girmiştir. Bu an’ane on ikinci asır sonundan zamanımıza kadar, sekiz yüzyıl boyunca devam etmektedir. Gevher Şehnaz hanım devrinde “Hikmet”i öğrenmek, öğretmek ve okumak bir âdet haline girmişti. 

Sonbahardan ilkbahara kadar “Hikmet”i okuyan kırk kadın-kızlar, köylerde, şehirlerin mahallelerinde, yurt’larda (çadırlarda) toplanıyorlar. Bunlar dört köşeli bir daire teşkil ediyorlardı. Rivayetlere göre bunlar Çiltanları tasvir ediyorlardı.  Çiltan (Türkiye Türkçesi’nde çilten:Kırklar) hakkında Türkler arasında çok hikayeler var. Bunlar meleklerdir. Başka tasvire göre, kırıklar, kırk kişinin bir niyet toplumudur. Umumiyetle Çiltanlar, insanlara hayırlı olmak niyetini taşıyan toplumdur. Bunun için olabilir ki, kırk kadın-kızlar Yesevî Hikmetlerini umum olarak okumakla Allah yolunda hayırlı hareketlerde bulunduklarını ifade etmek istediğinde bulunmuşlardı. 

“Hikmet”i ezberden okuyan kırk kadın-kızlar diz çökerek oturuyorlar. Onların arkasında dinleyiciler oturuyorlar. Ergenliğe yetişen erkek çocukları kadın-kızlar toplumuna almıyorlar. Ortada yeşil bir ağaç (1-1,5 metre yüksekliğinde) dikiyorlar. Hikmetler okunmadan önce dua okuyorlar. Dua ve hikmet okuma sesini aralarında bulunan ihtiyar hanım idare ediyor. Kırk kadın-kızlar, “bir defa bismillahirrahmanirrahim” dediktan sonra kırk defa da Allahu Ekber diye dua okuyorlar. 

Bunun devamı olarak kırk kadın kızlardan birinci On-Kadın, “Hikmet”i okumaya başlıyorlar. Kalan üç onluk gruplar okumayı sırasıyla devam ettiriyorlar. Onluk gruplar “Hikmet” parçalarını seçmekte serbesttirler. “Hikmet”ten okuma merasimi iki saat kadar devam edebilir. 

Okumanın sonunda kırk kadın-kız beraber “Hikmet'in Münâcât be-dergâh-ı kâdi’l-hâcât celle celâluhu” (Bütün ihtiyaçları yerine getiren yüce Allah’ın celâli yücedir, dergâhına münâcât) kısmının ilahi olarak söylüyorlar. İlahiyeye yavaş sesle başlanıyor; münacatın ortasında sesler yükseliyor; en sonunda yavaş-yavaş yüksek sesten sakin ses vermeye başlıyorlar. İlahi uygun bir makamla devam ettiriliyor. Hikmetler’in okunmasından sonra; “Pîr-i Türkistan” şerefi için dua okunuyor.  

“Hikmet” okuma merasiminden sonra, çay içmeye başlıyorlar. Çay merâsimi vaktinde “Yesevîhan’lar Ahmet Yesevî”nin hayatı ve nasihatları hakkında hikâyeler söylüyorlar. Hikâyelerin çoğunluğu, Yesevî’nin Halvet’deki hayatından bahsediyor. 

Sovyetler zamanında yasaktı

Bolşevizm devrinde, ayrıca, 1925-1989 arasında, Hoca Ahmet Yesevî’nin eserlerini okumak, insanlara onun talimatlarını bildirmek, onun zamanının ve günümüz büyük bir mütefekkir insanı, İslâm hayatında ilk defa dinî talimatın halka halkın dili ile anlatmaya cesaret eden ilim adamı sıfatında göstermek yasak edilmişti. 

Hattâ, Yesevîciliğin gerici bir faaliyet ve bir hayal olduğunu da propaganda etmişlerdi; ama asırlardan beri kadınlar arasında devam ettirilen Yesevî Okulları, Bolşevizm devrinde de gizli olarak yaşatılmıştır. Kadınlar, iş yerlerinde ve ziraat işlerinde, imkân buldukları toplantılarda (meselâ, düğünlerde) Yesevî Hikmeti’nden parçalar okumuşlardır. 

Türkistan kadınlarının Yesevîcilik ananesi, bir taraftan Pîr-i Türkistan’ın fikirlerinin halk arasında yayılmasına, genç nesillerin Yesevî talimatı için kazanmaya, Hikmet’in yaşamasına ve himaye edilmesine bir temel olarak hizmet etmiştir. 

Kadınlar, Yesevîciliğin kan damarı olarak hizmette bulundukları hâlde, maalesef bu konuda araştırma yapılmamıştır. Kadınlar “Hikmet”i, okumaları ve “Hikmet”i ezberden gençlere öğretmeleri yoluyla Yesevî’nin dilini Karluk-Türkçesi olduğunu ifade eden fikirlerle beraber, Türk lehçelerini de günümüze kadar yaşatmaya imkân bulmuşlardır. Bu günkü Türkistan kadınları Yesevî ananesini yeniden yaşamaya başlamıştır.  

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür