Dolayısıyla; dil, bütün millî kültür unsurlarını tarihî muhtevasıyla kucaklıyor demektir. Güzel, zengin ve işlek bir lisan olan Türkçemizi bir aşiret dili seviyesinde görenler veya onu o seviyeye indirmek isteyenler bu hazin maceranın gafletteki yolcularıdırlar.
Bugün, bu güzel lisanı, büyük bir heyecanla geliştirip, onu dillerde ve gönüllerde şahlandırmak isteyenler çok şükür ki mevcuttur. Amma; güzel Türkçemiz öyle bir tahribata uğratılmıştır ki, “uydurmaca” hastalığına musallat edilmiş ve yabancı kelimelerin zalim ağına düşürülmüştür. Onun, bu kıskaçlardan kurtarılması, bütün millî kuruluşlara düşen bir vazife, bir borçtur.
Dünkü imparatorluk dili ve bugünkü Birleşmiş Milletler dili namzedi olan
Türkçenin getirildiği duruma bakınca, insanın ürpermemesi imkânsız oluyor.
Evlerimizin içi, sokaklarımız baştan sona yabancı kelimelerin kokuşmuş
soluklarıyla tıklım tıklım. Kitaplarımız baştan sona uydurukçanın maskaralığına
musallat olmuş vaziyette.
Hayalimiz darlaşmış; düşüncelerimiz kısırlaşmış, pısırıklaşmış! Mesela; bir "saygın" tutturmuşlar;
bir "gereksinim"; bir "özgür";
bir "örneğin"...
Nedir bunlar dersiniz? Bu birkaç örnek üzerinde duralım isterseniz. "Saygın", itibarlı
mı demektir? Öyleyse itibarsıza ne diyeceğiz? Muteber nasıl ifade edilecek?
İtibar hangi kelimeyle karşılanacak? Görülüyor ki, bir kelime uğruna dört
kelimenin canına okuyanlar, Türkçenin geliştiğinden utanmadan söz
edebiliyorlar.
Peki, şu "gereksinim" için ne diyeceksiniz?
Gereksinim, şayet ihtiyaç ise, ihtiyaçtı, ihtiyaçsız ve muhtaç için ne demek
gerekir? Yine görülüyor ki, bir kelimeye feda edilen, birkaç kelimeye feda
edilen birkaç kelime vardır.
Öyleyse, Ermeniceden, Öztürkçe (!) diye yutturulmaya çalışılan şu "örneğin"e
de bir göz atalım: Böyle bir uydurma kelimeyle “mesela” kelimesini herkesin
bitmesine ve kullanmasına rağmen sözlüklerden çıkarmak uydurmaca hastalığının
bir kandırmacasından başka ne olabilir ki! Mesela, sözgelimi veya sözgelişi
kelimelerine karşı tek fakat yanlış olan "örneğinle" karşı
çıkmak Türkçeyi kısırlaştırmak değil midir?
Gelelim son günlerin moda kelimesi "özgür"e: Bu kelime,
bir defa kuruluşu bakımından kökten yanlıştır. Mânâ itibariyle de hür'ün yerini
katiyetle tutmamaktadır. Kaldı ki bu kelime; hür, serbest kelimelerini de
katletmektedir. Serbest, serbesti, serbestlik, hür, hürlük, hürriyet, gibi
kelimeleri de bir kelimeyle karşılamak cılızlığına inilmektedir. Bu, nasıl
Türkçe sevgisidir, anlamak mümkün değildir.
Türkçenin, kuruluşuna, güzelliğine hatta işlekliğine uygun olmayan bir
kelimeyle; herkes tarafından konuşulan o güzelim kelimelere kıyacaksınız ve
ondan sonra da Türkçeyi zenginleştiriyoruz naraları atacaksınız öyle mi?
Tabiat, tabii, kelimesini de "doğa"nızla boğmadınız mı?
Mizaç, karakter, huy'u da bir tek "doğa"nızla
sıfırlamadınız mı? Hatta, Fransızca olan "normal" kelimesini
bile "doğal"la eşitlemediniz mi? "Normal" ve "doğal"a
baktığınızda bir yakınlık hissetmiyor musunuz? Son ekleri aynı olan bu iki
kelimenin biri Fransızca ise diğeri nasıl Türkçe olabiliyor? Elbette, şüphesiz
gibi kelimelerin yerine de "doğal" demiyor musunuz?
Biliyorum ki, bu, bu kelimeler sahipleri için "natürel"dir.
Türkçeyi gerçekten sevenler, inanıyorum ki daha gayretli ve daha şuurlu bir
şekilde, onu geliştirmeyi bir vazife addederek bu hazin manzara ve maceraya son
vereceklerdir; onu, layık olduğu Türk Dünyası Dili ve Birleşmiş Milletler dili
seviyesine kısa zamanda çıkaracaklardır.