Sahtekâr: Aldatan, aldatıcı, hile yapan, dolandıran gibi mânâlar ifade eden bu kelimenin yerine son zamanlarda “sahteci” deniyor. Sahtekâr kelimesinde bir dehşet, ağırlık ve korku hissedilir. “Sahteci” ise sahtekârı yumuşatıyor, hafifletiyor; şekerci, çiçekçi, meyveci gibi bir çağrışım yaptırıyor.
Millî oyunlar: Erzurum barı, Ege zeybeği, Karadeniz horonu, Güneydoğunun halayı gibi millî oyunlarımıza şimdi “Halk dansları” deniliyor. Böylece millî kelimesi unutturuluyor; kadın-erkek birlikte oynanan, Fransızca “dans” kelimesi yerleştiriliyor.
Sarhoş: Ülkemizde trafik kazalarının çoğu, alkollü araba kullanmaktan meydana gelmektedir. Bu bakımdan trafik polisleri, ellerinde promil cihazıyla devamlı kontrol yapmaktadır. Kontrol neticesinde alkol derecesi yüksek bulunursa sürücüye ceza kesiliyor. Her gün çeşitli yayın organlarında sıkça duyduğumuz bir ifade de; alkollü sürücü; alkollü sürücünün ehliyetine el konuldu, şu kadar promil çıktı... Ancak sarhoş kelimesi hiç kullanılmıyor. Sadece alkollü deniyor. Sanki mentollü gibi... Halbuki sarhoş kelimesinde bir korku, dehşet var. Böylece sarhoş ve sarhoşluk kelimeleri unutturuluyor.
Refakat: Refik, arkadaş; refakatçi de yardımcı demektir. Bir hastanede, duvarda “Hasta sahiplerinin dikkatine!” şeklinde bir yazı vardı. Hasta, bir eşya veya mal değildir, insandır. Hasta sahibi demek, hastayı aşağılamak olur. Refakatçi ise, hastanın arkadaşı, yardımcısı, gibi bir mânâ ifade eder. Ecdâdımız, hanımlarına “refikamız, refikamız hanımefendi” derlerdi. Erkeğe zevc, hanıma zevce denirdi. Şimdi ikisine de birden “eş” deniyor. Esasen eş, hayvanlar için kullanılır. Mesela öküzün eşi öldü denilir. Ayrıca ayakkabının da eşi denir.
Kumar: Tarihte ve günümüzde de insanlığı, aileyi tehdit eden ve tehlikeli bağımlılık yapan oyunlara “kumar”, kumar oynayana da “kumarbaz” denirdi. Şimdi bu kelimeler unutturuldu. Günümüzde kumara “şans oyunu”, “bahis oyunu” gibi ifadeler kullanarak dinen haram, kanunen yasak olan bu işlere meşruiyet havası veriliyor.
Cesur poz: İnternet sitelerinde ve bazı magazin gazete ve dergilerinde müstehcen; açık, çıplak kadın resimleri altına “cesur poz” yazarak müstehcenlik asâlet, fazilet gibi ifade edilmeye çalışılıyor.
Yasak aşk: Başta İslamiyet olmak üzere bütün dinlerde suç, günah olan gayrimeşru ilişkilerin dinimizde ve kanunlardaki ifadeleri: “Zina, fuhuş, fahişe, metres” gibi kelimeler artık kullanılmaz oldu. Bunların yerine; “yasak aşk, yasak ilişki, seviyeli birliktelik, birlikte yaşamak, gönül ilişkisi” gibi ifadeler kullanılıyor. Böylece dinimizde ve kültürümüzde büyük suç olan fuhuş meşrulaştırılıyor. Her gün gazetelerde pek çok kadın cinayetlerinin “yasak aşk”tan ileri geldiği okunmaktadır.
Cinsel saldırı: Kültürümüzde ve dinimizde bir kadın ve kızın ırzına, namusuna yapılan gayrimeşru bir harekete eskiden “ırzına geçildi veya tecavüze uğradı” denilirdi. Şimdi bunların yerine “taciz edildi, cinsel saldırıya uğradı, nitelikli cinsel saldırı yapıldı, istismar edildi, çocuk istismarı” gibi uydurma ifadeler kullanılıyor. Böylece meselenin esas mahiyeti anlaşılamıyor.
Kız: Kültürümüzde kız kelimesi ciddiyeti ve zarâfeti ifade eder. Kız; evlenmemiş, bekâr, temiz, dokunulmamış gibi özellikleri ifade eder. Bugün ısrarla kız kelimesi yerine genç bayan ifadesi kullanılıyor. Mesela eskiden kızlar arası yarışmalar denilirdi şimdi ise genç bayanlar arası yarışma deniliyor. Maksat kız kelimesinin manevî değerini unutturmaktır.
Hitâbet: Hitâbet kültürümüz de bozuldu. Ne yazık ki, günümüzde genç spiker, muhabir veya gazeteciler, babaları yaşındaki kimselere sadece isimleriyle hitap ediyorlar. Ecdâdımız, hiç kimseye katiyen “sen” diye hitap etmezlerdi. Osmanlı saray âdâbında buna son derece dikkat edilirdi. Bu hususa Türkistanlılar da çok önem verirler. Türkistanlı çocuklar henüz ilkokulda iken öğretmenleri koro halinde; “Ben demeyin, biz deyin; Sen demeyin, Siz deyin; Bana demeyin, Bize deyin; Sana demeyin, Size deyin.” ifadelerini ezberletirlerdi.
Bugün dahi bütün Türk Dünyası ve Türkistan'da bir kimse karşısındakine “sen” diye hitap etmiyor, “siz” diyor. Üzüntüyle belirtelim ki Türkiye'de bu zarâfet çoktan unutturuldu. Aslen Türkistanlı olan bir akademisyen arkadaşım, yaşlı babasını üniversite hastanesinde tedaviye götürüyor. Muayene yapılırken babasına hep “siz” diye hitap ediyor. Bunu duyan doktor, “Bu senin baban değil mi?” diye sorunca, “Evet, babam”, “O halde niçin sen demiyorsun da siz diyorsun.” diyerek hayret ediyor.
Eskiden büyüklere beyefendi, hanımefendi denirdi... Şimdi sayın bay, sayın bayan deniyor. Esasen beyefendi, hanımefendi ifadeleri kanunen yasaktı; ama günümüzde kadınlar kendilerine bayan denmesini kabul etmiyor, bunu bir nevi aşağılanmak olarak görüyor. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisinde bayan milletvekilleri yerine “kadın milletvekilleri” ifadesi kullanılması kabul edildi.
Karşılaşma ve vedâlaşma: Şimdi insanlar birbiri ile karşılaştığında ve ayrılırken “Allah'a ısmarladık, selametle” yerine “görüşürüz, esen kal, kendine iyi bak, bay bay” gibi ifadeler kullanıyorlar. Bugün Türkçe bilmeyen Boşnaklar bile birbirlerinden ayrılırken “Allah'a emanet” diyorlar.