Türk lisanı senelerden beri bir tasallutun altındadır. Birtakım yenilik ve değişme hastaları Türkçe üzerinde akla hayale gelmedik müdahaleler yapıyorlar. Kendilerine temin ettikleri bir müessese sayesinde yaptıkları müdahalelerin tatbikata konulmasını sağlıyorlar ve arkasından da gittikleri yolun doğru olduğuna, uydurdukları birkaç kelimenin lisana girmiş olmasını delil diye gösteriyorlar.
Bu tasalluttan Türkçenin kurtarılmasında zaruret vardır. Dünyanın hiçbir memleketinde böylesine, doğrudan doğruya ameliyat masasına yatırılmış lisan mevcut değildir. Estetikten, incelikten mahrum türedi kelimeler şuurlu bir gayretle asıl kelimenin yerine ikâme edilmek istenince Türkçe, Türkçe olmaktan çıkıyor, başka bir lisan da olamıyor.
Halk, kelimeleri ilmî bir telaffuz esasına bağlı kalarak kullanmaz. Çünkü halkın kelimeyi öğrendiği kaynak, ilmî veya edebî bir metin değil, kulaktır. Bu bakımdan birçok kelimeler halkın ağzında bozulmuş şekilde telâffuz edilir. Türk Dil Kurumuna mensup şahıslar, dilcilik mesleğinden başka adına halkçılık dedikleri bir ideolojiye de mensup olduklarından kelime seçerken halkın kullandığı şekli ölçü olarak alıyorlar.
Yeniden lisana sokmaya çalıştıkları birçok “sözcük”, böyle aslından uzaklaşmış bozuk kelimedir. Taassup derecesinde bir inatla öz Türkçe kelime kullanan yazar takımı, bu kelimeler yüzünden fakir bir ifade çerçevesi içinde bocalamaktadırlar. Bu yolun çıkmaz olduğunu aslında onlar da anlamışlardır, fakat inatlarından vazgeçmek ağır gelmektedir.
Uzun söze lüzum kalmadan artık bu yolun sonuna gelindiğini belirtmeliyiz. Türk lisanı sahipsiz değildir. Bundan böyle lisan üzerinde devrim oyunları oynanmasına müsaade olunmayacaktır.