Evet, çoğumuzun hayranı olduğu batı, başıboş değil. Fransa’da en ağır bir diğer bakanlığın adı: Kültür Bakanlığı’dır. Fransa, dilini uydurukçulara teslim etmiyor. Bu, haysiyettir!
Kâinatta yeni bulunmuş galâksilere, gezegenlere, kara deliklere pat diye ucuz isimler bulmuyorlar. Şairleri, edipleri hizmete dâvet ediyorlar. Diyorlar ki: “Dili büyüten ve güzelleştiren sizlersiniz. Yakışan ismi siz tesbit edeceksiniz.”
Bu, haysiyettir!
Türkçe ölüyor diye çırpınmaktayız. Diliniz gitgide bulmacaya dönüyor, her yıl daha pasaklı hâle geliyorsa yeryüzünde sözünüz geçmez. Çünkü, düşünen adam yetiştiremezsiniz. Milletlerin en büyük ihtiyacı düşünen kafalardır. O kafalar yüzbinlerce kelime ile; keşifler, yenilikler, bilinmeyen hacimler peşinde yorulacaktır.
Münevveri tıkızlığa hapsettiğiniz, düşünme fırsatını elinden aldığınız ân üçüncü sınıf toplum derekesine düşersiniz. Şimdi Türkiye’nin hâli bu. Uydurukça; gazetelere, dergilere sirâyet etmiştir. Okul kitaplarını bozmuş, komikleştirmiştir.
Fransa niye Fransa? Orada Fransız Dili Bakanlığı var. Orada dilin nelere muktedir olduğunu bilenler var.
Türkçe üstüne hangi siyasî partimiz hangi tedbirleri düşünmekte acaba?
Merak ediyoruz. Ekonomiydi, Iraklı sığınmacılardı, Avrupa Topluluğu idi, tamam da, Türkçeden ne haber? O anlaşılmaz lisanla nereye varılacak?
Kaç gram Türkçe biliyorsanız, hayaliniz de o ağırlıktadır. Ne fazla ne eksik.
Sâde ediplerin değil; mimarların, ressamların, sanatkârların, ilim adamlarının da ana dillerini iyi bilmeleri şart. Aksi halde araştırıcı olamazlar. Derinlik kazanamaz, sanat ve ilmin hakkını veremezler. Hayâl kurma hürriyetini ellerinden almışsınızdır da ondan.
Düşünen adamı, düşünme ihtiyacındaki adamı cezalandırmak ancak uyduruk kaydırık dil ile mümkün. Biz şimdi onu yapıyoruz.
Asıl vahim olana gelelim:
İktidarların Türkçeye dâir politikaları yok. Siyasî partiler ise meseleye ciddi yaklaşamıyor. Ve Türkçemiz pasaklı bir seslenişe mahkûm ediliyor.
Bir okuyucum sormakta: “Hayat kelimesini Türkiye’de bilmeyen var mıydı ki, ‘yaşam’a ihtiyaç duyuldu?”
Türkçe ölüyor… Hayır efendim, öldürülüyor. Ve karşıda, kayıtsız milyonlarca seyirci…
“Fransız Dili Bakanlığı…”
Yaa. Çağdaş olmanın yolu budur. Ciddiyet budur, haysiyet budur.
Arada bir diklenip “Ülkemizde kitap az okunuyor” diye celâlleniriz. Hangi anlaşılır ve zengin dil ile neler yazılmakta ki? Eciş bücüş örnekleri niye okuyalım ki?