ürk Dil Kurumu Bakanı sayın Prof.
Dr. Ahmet Bican Ercilasun, 1995 başından itibaren, bir kampanya başlattıklarını
belirtiyor. “Dilimizdeki yozlaşmanın
durdurulması” gayesini taşıyan bu kampanya için basın ve TV’lerden destek
istiyor. Sevgili Ahmet Bican Hoca’nın gönderdiği yazıya ekli bir de liste var.
Bu listede günlük dilimize artık iyice girmiş bulunan yabancı kelimelere teklif
edilen Türkçe karşılıklar bulunuyor.
Türkçe geçtiğimiz dönemde, “Dil Devrimi terörü” geçirdi. Şimdi de
yabancı dil terörü yaşıyor. Ahmet Bican
Ercilasun, başında bulunduğu Kurum’un vazifelerinin bir gereği olarak,
Türkçe’yi korumak ve geliştirmek istiyor. Ama karşısına çıkan gücün tesiri altında
yeteri kadar başarılı olamıyor.
Nasıl başarılı olsun ki,
Türkçe’nin karşısında Türkçe davasında hiçbir şuura sahip olmayan, üstüne
üstlük Türkçe yerine İngilizce deyimleri ve kelimeleri (tercihen) kullanan bir
medya var… Bu yüzden Hoca, kampanyalarla etkili olmaya çalışıyor.
Bu husus bize bir şeyi haber
veriyor; “Dilde özleşme” yahut “Arı dilcilik” adıyla sunulan Dil
Devrimciliğinin köksüzlüğünü ve ucuzculuğunu…
İlk Dil kurultayı, 1932 tarihinde
toplandı. Bu Kurultay bir tasfiyecilik hareketini başlatmak için toplandı.
Maksat Türkçe’de yerleşmiş bulunan Arapça ve Farsça kelimeleri ortadan
kaldırmaktı. Nitekim Kurultay’dan sonra, başlayan çalışmalarda, dildeki
Fransızca ve İngilizce asıllı kelimelere dokunulmamış; bunun yerine ne kadar
Arapça ve Farsça kelime varsa hepsi “arılaştırma
kurbanı” olmuştu.
O günlere dair sayın Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’dan ilgi
çekici bir (anekdot) dinledik.. Dil Kurumu’nda görevli CHP kodamanlarından
biri, sözlük komitesini topluyor; sırasıyla Türkçe kelimeleri tarıyorlar.
Kodaman, Komite heyetine, okunan her kelime için sadece şunu soruyor; “Aslı nedir?..” Eğer sorulan soruya “Bu kelimenin aslı Arapça’dır.” yahut “Farsça’dı” diye bir karşılık alırsa
hemen şunu söylüyor; “Atın!..”
Bu tasfiyeden akıl, fikir,
tefekkür, ilim, irfan gibi mühim kelime ve mefhumlar nasiplerini alıyorlar.
Yani bu kelimeler, Türkçe’den atılıyorlar. Sıra “namus”a geliyor. Hemen CHP kodamanı namus kelimesinin aslını soruyor. Komitede bulunan bir profesör,
bakıyor ki ilim, irfan gibi, namus kelimesi
de gidecek, hemen atılıyor;
“Namus kelimesinin aslı Yunancadır. Namos kelimesinden gelmektedir.”
Bunun üzerine kodaman, “Öyleyse namus kalsın!” diyor…
Böylece CHP’nin elinden hiç
değilse namusumuz kurtulmuş oluyor…
Söylemek istediğimiz şudur;
Dil devrimi denilen şey, aslında “Türkçeyi Batılaştırmak”
diyebileceğimiz, akıl dışı bir gayretten ibaretti. Ve hiçbir ilmi temele
dayanmıyordu. Biraz evvel belirttiğimiz türden, Türkçe kelimeyi, uydurma bir
başka kelime ile değiştirme şeklinde, ucuz bir tasfiyecilik hareketiydi. Buna
bir de “Güneş Dil Teorisi” adıyla
bir teorik kılıf hazırlandı. Bu teoriye göre, bütün dünya dilleri en eski
millet olan Türklerin dilinden yani Türkçe’den doğmuştur.
Bununla ilgili, o yıllarda
yayınlaşmış bir lügatten bugüne gelmiş birkaç uydurmacılık misali vermek
istiyoruz;
Kelime Fransızcası Uydurmacası
Alemşümûl Üniversel Evrensel
Uzuv Organ Örgen
Heyet Delegate Delege
Haysiyet, şeref Honneur Onur
Umumî Genel General
Hayal İmage İmge
Demek oluyor ki, Ahmet Bican
Ercilasun Hoca’nın şikayet ettiği “dilde
yabancılaşma ve yozlaşma” meselesi, bugünlerin işi değildir. Yozlaşma Dil
Devrimi ile başlamıştır. Bugünün farkı dünün Fransızcasının yerini İngilizcenin
almış olmasındandır. Dil devriminin bize ne kadar zarar verdiğini, Orta Asya
Türk Cumhuriyetleri ile münasebetlerimiz çoğalınca daha iyi anladık… Bu
cumhuriyetlerden gelen kandaşlarımız, Dil Devrimi öncesinin Türkçe’si ile
konuşuyorlar.
Demek ki CHP, “Sizi aslınıza döndüreceğiz!” derken
aslında özümüzü bozmuş; bizi bize yabancılaştırmıştır. Bu (espiri) içinde Türk
Dil Kurumu adına yürütülen faaliyeti desteklemeyi, bir vatanseverlik borcu
sayıyoruz.