Türkçe'nin Türkistan'daki Üstadı: Ali Şir Nevaî

Ali Akar 11.01.2013 4223
A
li Şir Nevaî, 1441'de Herat’ta doğdu. Yedi göbekten beri Timur ve Timuroğullarının sarayında önemli görevler üstlenmiş bir aileye mensuptur. Bu bakımdan şehzadelerle birlikte büyüdü ve onlarla birlikte eğitim aldı.

Ali Şir Nevaî yalnız Özbek edebiyatının değil, bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. O, verdiği otuzu aşkın eseriyle, Türkçeyi, Orta Asya’daki bütün Türk boyları için ortak bir edebî dil yapma başarısını göstermiştir. Nevaî sonrasında, Türk dili Orta Asya’da ortak bir yazı dili âline gelmiş ve bütün Türk halkları tarafından 20. yüzyılın başına kadar ulaşmıştır.

Diğer yandan Nevaî, Çin, Hint, Fars ve Arap dillerinin hakimiyet alanı olan bir coğrafyada, Türkçeyi, edebiyat dili haline getirerek, kültür tarihi bakımından da önemli bir misyonu yerine getirmiştir.

Nevaî, Muhakemetü’l-lugateyn’i, 1499 yılında yazmıştır. Eserde temel olarak, Türk dilinin Fars dilinden daha üstün olduğu düşüncesi işlenmektedir. Bu eseri, ömrünün son yıllarında yazması, Farsçanın ve Türkçenin imkânlarını "sınamış" bir edib olması bakımından önem taşımakta ve bu eserde ileri sürdüğü düşünceleri, kuru bir dil milliyetçiliğinden öte, dilin, edebî imkânlarını iyi bilen bir edebiyatçının tecrübeleri olması bakımından son derece önemlidir.

Ona göre, Türkçe, kelime hâzinesi ve gramer bakımından Farsçadan imkânları daha iyi olan bir dildir. Farsça ise ilim ve sanat kavramlarının zenginliği bakımından Türkçeden daha çok işlenmiştir. Bunun yanı sıra Türkçe, eklerden isim ve fiil türetilmesi bakımından işlek ve hareketli bir dildir.

Türkçe Yazmayana Sitem..

Nevaî, Türkçenin bu imkânlarına rağmen ana dili ile yazmayan Türk şair ve yazarlarına sitemler göndermekte ve şöyle demektedir:

"Türkün beceriksiz ve değersiz gençleri, kolaydır diye, Farsça şiir söylemeye özeniyorlar... Türk dilinin genişliği bu kadar tanıklarla anlaşıldıktan sonra, istidatlı Türk gençlerinin kendi dilleri dururken başka dille şiirlerini yazmamaları gerekirdi. Eğer her iki dilde eser verebilecek kabiliyetteyseler, kendi dillerinde daha çok eser vermeliydiler. Doğrusu şudur ki bunlar, Türkçe şiir söyleyecek güçte değildirler."

Nevaî, burada, kendi tecrübesini anlatmakta ve bu konuda nasıl uyandığını şöyle dile getirmektedir:

"Türk dili bırakılmak üzereydi. Bunun içindir ki ben de gençliğimde geleneğe uyarak Farsça söyledim. Kendimi anlamaya başlayınca güçlükleri yenmek isteğiyle Türk diline döndüm ve onu düşünmeye başladım. O zaman gözlerimin önünde on sekiz bin âlemden daha geniş bir âlem belirdi. O âlemin süslerle dolu göğü bana dokuz felekten daha yüksek göründü. İncileri yıldız cevherlerinden daha parlak olan erdemlik hâzinesi bana açıldı.... Herşeyin değerini bilen zevkim bu hâzineden inciler, sayısız inciler ve mücevherler topladı. Bu kadar varlıklar ve bolluklar bana nasip olunca, tabiatımda güller açmaya ve âleme yayılmaya başladı.”

Nevaî’nln Türkçecilik davası milliyetçilikten yahut dayanaksız bir iddiadan ibaret sayılmamalıdır. O, dil işçisi ve dilin içinde biri olarak gramer ve kelime hâzinesi bakımından da Türkçenin zenginliklerini ortaya koymaktadır.

Nevaî’ye göre:

-Türkçenin kelime hâzinesi çok geniştir. Meselâ ağlama, birçok kelime ile ifade edilir.

-Türkçe cinaslı bir dildir. (Buna örnek olarak at, at-; it, it-; bar, bar- "git-"...)

-Şiir sanatı bakımından elverişli kafiye imkânları sunan bir dildir.

-Her kavram için ayrı bir kelime vardır. Büyük, küçük, kız ve erkek kardeşleri karşılamak için ayrı ayrı kelimeler kullanılır.

-Türkçe, eklerle yeni kelime yapmaya elverişli bir dildir. Arapçadaki "mufaale" bâbı, Türkçede "ş" ekiyle karşılanır. Kuçuşmak, öpüşmek gibi. Yine kelimelerin sonuna "" eklenerek, mevki, hüner ve sanat sahipleri belirtilir. Suçı, kuşçı, tamgaçı...

-Kelimelerin sonuna dik "gibi” edatı getirilerek anlama başkalık verilir.

Ömrünün son yıllarında giriştiği bu dil hamlesinin semeresini sağlığında göremedi ama ölümünden sonra bütün Türk dünyasında etkilerini gösterdi. Çağatayca ve Nevaî tarzında yazmak, Osmanlı, İran, Azerbaycan şairleri tarafından âdeta moda oldu. Hatta, Nevaî’nin eserlerine daha iyi nüfuz edebilmek için ona izafe edilmiş sözlükler hazırlandı.

Nevaî, gerek yazmış olduğu eserlerle, gerekse bu eserlerde göstermiş olduğu sanat gücüyle kendini Türk ve dünya edebiyatının en büyük şairleri arasında kabul ettirmiş biridir.

O, her ne kadar Çağatay dilinin ve Timurlular coğrafyasının şairi olarak adlandırılsa da aslında bütün Doğu’nun şairidir. Çünkü O, devrinin önemli kültür, edebiyat ve sanat dilleri olan Arapça ve Farsçayı biliyor, Hintçeyi tanıyordu.

O, Türk dünyasının şairidir. Çünkü, kendi devrinde Türkçenin öteki büyük lehçesi olan Osmanlı Türkçesini ve bu sahanın sanatçılarını bilmekteydi. Osmanlı Türkçesinin kelime ve şekillerini kullanıyor; Osmanlı şairlerinin şiirlerindeki sanat ve dil unsurlarını kendi eserlerine taşıyordu.

O, çağının dünya şairidir, çünkü, 16. yüzyıl dünyasında kullandığı kelime sayısı bakımından çağdaşı Shakespeare eserlerini 22 bin kelime ile yazarken, Nevaî’nin kelime kadrosu 24 bindir.

Nevaî 21.yüzyılda yeniden şekillenen Türk dünyasının gerek eserleri ve şahsiyeti, gerekse millî dil mücadelesi bakımından örnek alacağı büyük bir kültür adamıdır.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür