"Ne olur! Şu köşeye kadar gidiver" cümlesindeki "gi-di-ver".
"O gelinceye kadar ben köprüyü geçmiş bulunuyordum" cümlesindeki "geçmiş bulunuyordum" sîgasının ifade ettiği emrivaki, elbette "geçmiştim" sîgasından daha kuvvetlidir.
"Sen hâlâ düşünedur, ben çoktan kararımı verdim" cümlesindeki "düşünedur".
"Hele bir ağzını açmayagörsün, kıyameti koparır" cümlesindeki "açmayagörsün".
"Biz ondan bahsederken birdenbire çıkageldi" cümlesindeki "çıkageldi".
"Konuştuklarımızı unuttu mu?" cümlesindeki "konuştuklarımızı".
"Ah, keşki onu gözüm görmeseydi..." cümlesindeki "görmeseydi."
"Şu çocuğun gönlünü alıver gitsin" cümlesindeki "alıver
gitsin".
Dilin sadeleşmesini mürekkebden basite doğru gitmek gibi anlayanlar, mürekkep fiillerimizi kırmağa doğru bir temayül gösteriyorlar. "Sen hâlâ orada bekleyedur" yerine "bekle" demeği tercih ederler ve sadelik hatırı için aradaki nüansa kıyarlar.
Ben, dilimizin mânâ hazinesini zenginleştiren bu ince farklarda Türkçenin şahsiyetini bulduğum için onların feda edilmesine razı olamıyorum ve çoktan onları ifade repertuvarıma "almış bulunuyorum”.