Birçok vesileyle olduğu gibi
Osmanlı devlet yönetimine lisan mevzuunda da çok iftiralar edildi. "Bakın, dediler, Cezayir'de Tunus'ta
vs. Fransızlar kısacık kaldıkları halde dillerini öğretmişler. Osmanlılarsa
Türkçeyi öğretmemiş."
Hatta bazıları, Osmanlıyı Türk
düşmanı ilan etmek gibi sapık düşüncelere bile kapılıyordu. Herhangi bir
araştırma yapmadan kendi zannını gerçek gibi konuşunca yanılma kaçınılmazdı. “Devlet-i ali Osman”, idaresi altındaki
kavimlere kendi dillerini, dinlerini, örflerini yaşama hakkı tanıdığı gibi
Türkçe'yi de resmi dil, devlet dili olarak uygulamıştı. Üst dil Türkçeydi...
Ancak sonraki zamanlarda
İslâmiyeti reddetmek, Osmanlıyı reddetmek, tarihi reddetmek, Arapları
reddetmek, her komşuyu düşman ilan etmek rejimin bir devamlılık projesiydi.
Mısır'dan Yunanistan'a, oradan Irak'a kadar değişik ülkelere gittiğimizde şunu
gördük.
Şayet 75 yıl boyunca çevreyle husumetler
besleneceğine Türkçe'nin varlığını muhafaza için fikri mesai sarf edilseydi
bugün manzara çok farklı olurdu. Jetlerin Ege'de "it dalaşı" yapmaları iki komşu millete değil, o uçakları
satan devlete yaradı. Osmanlı coğrafyasındaki memleketlerde manzara şudur.
Osmanlı teb'ası/vatandaşı
insanlar, mükemmel Türkçe bilmektedirler. Ne var ki bunlar, yok denecek kadar
azalmış. Onların çocukları ise Türkçe'ye şöyle-böyle vakıflar. Ama üçüncü
neslin dilimizle alakası kalmamış. Irak Kürt Muhtar idaresinde Kürt çocukları,
gayet güzel Türkçe konuşuyorlar. Türkçe'ye ilgi yüksek. Onun gibi Arap ve
Balkan ülkelerinde de Türkçe gözde.
Son asırlarda dünyadaki ikinci
dil, Fransızca ve Almanca'ydı. Ardından önce İngiltere'nin bilahare de ABD'nin
cihan devleti olmaları sebebiyle İngilizce onların yerini aldı. Doğuda da Rusça
aynı mevkide.
Şimdilerde ise Türkçe, yeniden
yükselen değer. Bu değer daha da gelişecek. Devletin buna dair siyaset
geliştirmesi ve var olan siyaseti çoğaltması gerekir. Dil köprüdür. Dostluklara
açılır.