Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür

Dr. Mehmet Can 28.01.2024 819
T
resim
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ismi siyasi endişe ve içerisinde Türk kavramı geçtiği için yasaklandı. Yerine Orta Asya ismi getirildi. Bilhassa Sovyetler Birliği devri Josef Stalin terörünün “Uluğ Türkistan”ın her tarafında hissedildiği bir dönem oldu. Halk, “Basmacı”, “Pan-Türkist”, “Pan-İslamist” ve “Emperyalistlerin ajanı” gibi uydurma suçlarla, sudan bahanelerle ya zindanlarda çürütüldü ya da sürgüne zorlandı. Bu vahşi uygulamalar ile “Türkler” yer yüzünden silinmek istendi.
 
Tarihte Türkleri birleştiren asli unsurlara bakacak olursak, karşımıza şu üç önemli tablo çıkar: XIX. yüzyıla kadar ortak alfabenin hâkim olması, müşterek bir tarih ve aynı dile mensup bulunmalarıdır.
 
Muazzam Gücün Önü Kesilmek İstendi  

XIX-XX. yüzyıl bu muazzam gücün önünün kesilmeye çalışıldığı bir dönem oldu. Osmanlı İmparatorluğu ateşler içerisinde, savaş meydanlarında, binbir zorlukla mevcudiyetini korumaya çalışırken, Türkistan Türkleri de bundan farksızdı. Zulüm altında kanlara boyanmışlardı. Gözlerini Osmanlı İmparatorluğu üzerine çevirmişlerse de durum bundan ibaretti.
 
Çare olarak Ruslara karşı hürriyet mücadelesi vermeleri, başlarının çaresine bakmaları gerekiyordu. Lakin müşterek bir tarih ve düşünce altında yaşamış olmalarına rağmen Rus emperyalizminin boyunduruğundan nasıl kurtulacaklarına dair sistemli bir programları yoktu! Lenin ve Stalin bu eksikliği gördü. Orta Asya havzasında meskûn halkın yaşadığı ve yaşattığı millî şuuru ortadan kaldırmadıktan sonra bu topraklarda uzun vadede kalamayacaklarını çok iyi hesap etmişlerdi.
 
Kızıl Ordü Katliama Başladı

Komünist Bolşevik Partisi, kendilerindeki önceki sömürgeci Çarlık rejiminin siyasetini aynen benimsedi. Rus göçmenlerini Türkistan’a doldurdu. Burada hâkimiyeti tamamen ele geçirmek için gayretlerini attırdı. Cephe Komutanı Frunze orduya şu emri veriyordu: Bu seferin maksadı, bütün Türkistan’ın işgal edilmesi ve Türkistan yerli halkının Sovyet hükûmetine dâhil edilmesidir!
 
Çarlık rejimi altında ezilen mazlum Türkler, idareyi ele alan Bolşeviklerin beyanatına göre hürriyetlerine kavuşacaklar, kendi geleceklerini tayin edebileceklerdi. Tabii, bunların hepsi oyalamadan, vakit kazanmaktan ibaretti. Kızıl Ordu, vakit kaybetmeden insanlık dışı katliamlar yaptı. 10 binden fazla Türk’ü öldürdü, yüz binlercesini başka coğrafyalara sürgün etti.

Türkistan Millî Mücadelesi Başlıyor...

Dayanılmayacak hâl alan bu duruma karşı Türkistan liderleri mücadele başlattı. “Basmacı” kelimesinin tam karşılığı “eşkıya”dır. Ruslar, Türkçe olan bu kelimeyi, 1918-35 yılları arasındaki Türkistan hürriyet mücadelesini dünyaya karşı bir eşkıya hareketi olarak gösterme gayesi ile kullandı. Oysa bu harekatın maksadı Rus zulmü altında ezilen Türkistan’ı hürriyete kavuşturmaktan başka bir şey değildi. Bu teşebbüsün maksadı Sovyet gizli raporlarına da şu şekilde kaydedilmişti: “Türkistan Türkistanlılarındır. Türkistan’ı Rusya’dan kurtarmak gerekir...”
 
Beş Parçaya Böldüler  

İdeolojik kampanya ve gizli polis operasyonları bütün Türk yurtlarına yayılıyordu. Rusların anarşist olarak nitelendirdikleri, Türklerin safında olanlar büyük işkenceden geçiriliyor, sorgusuz sualsiz hapsediliyordu. Kaçmayı başaranlar ise ya Türkiye’ye ya Afganistan’a ya da Pakistan’a hicret ediyordu.
 
1930’lu yıllara kadar devam eden mücadele giderek zayıflamaya başladı. Stalin’in tasfiye harekâtında öldürülen Özbekistan’ın meşhur şairi Abdülhamit Çolpan’ın bütün ülkede ezber hâline gelen “Kurtuluş umudu hiçe karıştı; senin son canını da düşman aldı...” sözü gerçeğe dönüşüyordu.

Sovyet diktatörü Stalin, Uluğ Türkistan’ı; Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan olarak beş parçaya böldü. Silindir gibi halkın üzerinden geçti; dilini, dinini, örf-âdet ve ananelerini tahrif ederek, asimile etti.
 
Büyük Fikir ve Mücadele Adamı: Dr. Baymirza Hayit
 
Komünizmin bu ağır, kanlı esaretine daha fazla dayanamayan, ana vatanını terk etmek mecburiyetinde kalan yüzlerce münevver vardı. Hâl böyle olsa da “Türkistan ideali” ölmemişti. Onu yaşatacak, gelecek kuşaklara aktaracak, destansı trajedilerin elbette şahitleri vardı. Onlardan birisi de Dr. Baymirza Hayit’ti.

Hayit, Bolşevik İhtilali’nden yaklaşık iki ay sonra yani 17 Aralık 1917’te Özbekistan’ın Nemangan şehri, Yargorgan köyünde doğdu. Babası oğluna “Dünyaya bereketi ile geldi” diyerek “Baymirza” ismini koydu. (Bay: zengin, Mirza: Şehzade, prens) Adının hakkını verecek kadar zengin bir fikir ve mücadele dünyası olan Hayit fukara bir hayat yaşadı, bütün eserlerini ve ilmî çalışmalarını, hepsinden önemlisi millî mücadele ruhunu sınırlı burslar dışında hanımı Dr. Ruth Hayit’in imkânları ile gerçekleştirebildi.

Türkistan millî mücadelesi başladığında küçük yaşlarda olan Baymirza, Ruslara karşı çarpışan yakınlarının, bu harekâta gösterdikleri gayrete şahit olmuş, kardeşlerinin hayat şartları onun dünya bakışında derin izler bırakmıştı.
  
Kanlı Bayram Hediyesi

Baymirza Hayit henüz 5 yaşındayken çok sevdiği ağabeyi Narmirza 1922’de Ruslar tarafından esir alınınca başı kesilerek, hunharca şehit edildi. Bunun hikâyesi oldukça trajiktir: Baymirza babası ile Kurban Bayramı namazından dönerken eve geldiğinde Rus askerleri tarafından bir kutu getirilerek, bayram hediyesi olduğu söylenir. Kutuyu açtığında bez parçasına sarılmış oğlunun kesik başını gören anne Rabahan Hanım baygınlık geçirir, kocası Hayitmirza Bey de hıçkırarak ağlayıp Allah’a yakarır…
 
İşte 20. asrın en önemli Türkistan tarihçisi Baymirza Hayit, kendi ana vatanı Özbekistan’da böyle trajediler ile biten bir döneme şahit oldu. Bu hadiseyi hatırladığı zaman hasta yüreği zorlanıyor, gözyaşlarını tutamıyordu.
 
Yirmi İki Yaşında Yurdundan Koparıldı...

Gördükleri ve duydukları ile Türkistan’ın sefalet ortamında yetişen Baymirza Hayit, İkinci Dünya Savaşı sırasında (23 Aralık 1939) 22 yaşındayken yurdundan koparılarak Sovyet ordusuna alındı, Polonya cephesine yollandı. Harp boyunca çok sayıda Sovyet askeri, Nazi Alman ordusuna esir düştü. O esirler arasındaki Türk asıllıların sayısı da bir hayli fazlaydı. Bunlardan Baymirza Hayit de değişik esir kamplarında bulundu. Çeşitli cephelerde yurdunu esaretten kurtarmak için Sovyet ordusuna karşı çarpıştı. Burada çok sayıda Türkistan Türkü’nün ölümüne ve ağır sıkıntılar çektiğine şahit oldu. Olanların hepsi onun ruhunda ve yüreğinde derin izler bıraktı.

O Döneme Işık Tuttu 
 
O yıllarda, Türkistan’daki gelişmeleri objektif bir şekilde ele alan ilmî eserlerin sayısı çok azdır. Bu hususta en ciddi neşriyat, 1954 senesinde Sir Olaf Caroenum’un iki ciltlik “Sovyet İmparatorluğu Sömürülen Topraklar” eseri ile Baymirza Hayit’in kitaplarıdır.
 
Hayit uzun senelerin yorucu ve zahmetli çalışmaların neticesinde Rus ihtilalinden önceki ve sonraki Sovyet Türkistan’ını, İngiliz ve Alman kaynaklarından topladığı vesikaları derleyerek 1956 yılında neşretti. Bunu bir sohbetinde şöyle ifade etti: Türkistan’ın meselelerine ne kadar derinlemesine baktıysam o kadar çok “tarihin balta girmemiş ormanı”na daldığımı hissettim.
  
Türkiye'deki Gençler Ne Zaman Türkistan'ı Tanırsa

Hayit bir üzüntüsünü de şöyle belirtiyordu: Kendi hayatımı anlatmadığım, mazlum Türklerin başından geçen, geçmekte olan hadiselere ait eserim şimdiye kadar Avrupa ve Amerika basınında bomba gibi tesirler bıraktığı hâlde, bize kardeş, dost olan, bizi ve bizim davamızı kökünden anlaması gereken bir memlekette yani bizim Türkiye’de ne yazı ile ne de söz ile bir kelime dahi bahsedilmemesi beni ziyadesiyle müteessir etmektedir. Türkiye’deki gençler ne zaman Türkistan’ı tanımaya başlarsa o zaman kurtuluş başlamıştır.
 
Doğduğu Topraklara Son Ziyareti

Vatan hasreti, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra (1991) Özbekistan Yazarlar Birliği Abdulhamit Çolpan ödülüne layık görülmesiyle son buldu. Doğduğu topraklardan ayrılışının üzerinden 50 yıl geçmişti. Vatanına yeniden dönüşü onun hayatındaki sarsıcı dönüm noktalarından birisi oldu. Yol arkadaşı Prof. Dr. Ayfer Kaynar uçaktaki o anları şöyle dile getiriyor: Son derece heyecanlı, içi kıpır kıpırdı. Kim bilir aklından neler geçiyordu? Herhâlde karışık duygular içindeydi. Yere ayak basınca eğildi ve toprağı öptü...

Etrafı devlet yetkilileri tarafından sarıldı. Kendisine gösterilen izzet, ikram sanki geçen yılların telafisi gibiydi. Taşkent’teki protokol ziyaretinden sonra doğduğu Fergana vadisine ulaştı. (Burası Türkiye köyleri gibidir. Doğduğu ev hâlen durmaktadır.)
 
“Derhâl Özbesiktan'ı Terk Edin!...”

Etrafına toplanan coşkulu kalabalığa, sürekli Türkistan davasını ihtiva eden konuşmalar yaptı. Çok geçmeden kötü bir haber geldi:
 
Derhal Özbekistan’ı terk edin!..
 
Ne olduğunu kimse anlamadan, bütün etrafındaki yetkililer kayboldu.  Herkes rejimden korktu.
 
Bu duruma kızan Hayit yetkililere “Kim böyle ahlaksızca emri verdi? Sizlerin savaşa katılan askerleriniz ile bizim Türkistan’ın istiklali için savaşan askerlerimiz arasında büyük fark var. Sizin gazileriniz Komünist Partisi ve Stalin için savaşacağız diye yemin ettiler. Biz ise Allah için, Türkistan’ın hürriyeti için yemin ettik!” dedi. Fakat bu karar dönemin Cumhurbaşkanı tarafından verilmişti.
 
Elveda Doğduğum Topraklar!

Zor şartlar altında Fergana vadisinden, Taşkent’e hareket ederler. Gün ağarırken girdikleri şehirde bir taşın üstüne oturup vatandan ikinci defa bu şekilde ayrılmak, doğduğu Özbekistan’a veda etmek Hayit’e çok zor geldi. İltica ettiği, uzun yıllar kaldığı Almanya Köln’de 13 Ekim 2006’da 88 yaşında vefat etti.

Aynı akıbete düçar olan dava arkadaşları gibi hep Türkistan hasreti ile yanıp tutuştu. Oradan gelecek haberlere, gül fidanları arasından esen rüzgârın kokusuna hasret kalarak baki âleme göç etti.

Peki Türkistanlılar onu alkışladı ama anladı mı? Bu sorunun cevabı hep muamma olarak kaldı…

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Yesevi Yolunu Anadolu'ya Timur Han Ulaştırdı
B
irçok kişi tarafından ağır tenkitlere uğrayan Emîr Timur, aslında Anadolu’ya daha önce de gelmiş olan Horasan Erenleri’nin târihî yolculuğundaki tasavvuf-tarîkat geleneğini perçinlemiştir.

Asya’dan 15. asrın sonuna kadar Batı’ya dolayısıyla Anadolu’ya Moğol işgallerinin de etkisiyle büyük bir göç olmuştur. Bu arada…