Türk Dünyası'nda Nüfus Azlığı Meselesi

Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş 25.09.2012 10074
G

lobal açıdan Türk Dünyasının nüfus ilişkilerine baktığımızda son dört asırda dünya nüfu­su içerisinde, Türklerin nisbetinin devamlı olarak azaldığını görmekteyiz. Global çerçeveye yerleştirilmeden önce şu durum karşımıza çıkıyor.

Türk asrı diye adlandırılan 16. asırda Hindistan'dan Osmanlı imparatorluğu'na; idil-Ural Türklerinden Habeşistan'ın ortalarına kadar bir Türk hakimiyeti mevcuttu.

Türk Dünyası en parlak dönemini 16. asır­da yaşamıştı. Burada bu parlaklıkla nüfus arasında bir ilişki çıkıyor.

Elimizdeki incelemeler ve kaynaklar 16. asrın ortalarında dünya nüfusunun 500 milyon olduğu bir donemde Türk nüfusunun 50 milyon olduğunu göstermektedir.

Ve yine enteresan bir şekilde bu 50 milyonluk Türk nüfusunun Osmanlı imparatorluğu içerisindeki ve Osmanlı imparatorluğu dışındaki Türkler olmak üzere adeta eşit olarak ikiye bölündüğünü görmekteyiz. 16. asırda dünya nüfusunun % 10'unu oluşturan bu 50 milyonun Anadolu'da, Rumeli'de, Mezopotamya'da, Kıbrıs'ta, Kırım'da, Kafkasya'nın bir kısmı ve Kuzey Afrika'da yerleşmiş Türkler ile Osmanlı toprakları dışında yasayan idil-Ural Türkleri yani Altınordu'dan kalan bugünkü Tataristan, Başkurdistan, Kuzey Kafkasya, Kazakistan dahil bütün bir Türkistan, Çin işgalindeki Doğu Türkistan, Afganistan, İran ve Hindistan'da yasa­yan Türklerden oluştuğunu görüyoruz. O devirde yasayan her 100 kişinin 10'unun Türk olduğu % 10'luk nisbet 17. asırdan itibaren düşmüstür.

Türk dünyası varlığını nüfus olarak koruyabilseydi ve bu nisbet hala % 10 olsaydı Türk dünyası bugün 500 milyon civarında olmalıydı ve bugün Türkler Çinlilerden ve Hintlilerden sonra dünyasının 3. büyük nüfusu olacaktı. Halbuki Türklerin bu­günkü nüfusu 150-180 milyon arasındadır. 180 milyon olduğunu kabul ettiğimizde 6 milyara yaklaşan dünya nüfusunun ancak % 3'ü olmuştur. Demek ki nüfus bakımından devamlı bir gerileme göstermişiz.

Bugün Kırım'da Türklerin sayısı 300 bine yaklaşmasına rağmen bu nüfus kendi vatanlarında % 10'a düşürülmüştür. Sıfıra düşürülmüştür ve büyük fedakarlıklar sonunda ancak 1995 yılının su gününde % 10'a gelmiştir. Kirim Türkleri bugün kendi vatanında azınlıktır ve % 90'i gayri Türk, gayri müslim bir nüfusla çevrilidir. Burada Kirim Türklerinin kendi fiziki varlıklarını muhafaza etmeleri buna ilaveten sosyal, ekonomik ve insanca yasama haklarını kullanabilmeleri ve kendi ülkelerine sahip olmaları bir nüfus meselesi olarak karşımıza çıkıyor.

Eğer Kırım Türklerinin nüfuslarının oranı % 10 yerine % 1 olsaydı, bugün sahip olduk-lan parlamentoda 14 milletvekili ile temsil edilme gibi haklarını da elde edemeyeceklerdi. Ama nüfuslarını getirebilirlerse bu hakları daha da fazla olacak ve kendi topraklarının sahibi olduklarını söyleyebileceklerdir. Bunun ilk şartı ise sürgün edilmiş ve hala Özbekistan'da, Kazakistan'da, Tacikistan'da, Türkmenistan'da hatta Azerbaycan'da yaşayan Kırım asilli Türklerin vatanlarına geri dönmesidir. Nüfuslarını da önce 600-700 binlere çıkararak iki misline katlayarak toplam nüfus içerisinde bugünkü % 10'luk seviyelerden % 20-25'lik seviyelere çıkmaları gerekmektedir.

Kırım'dan sonra nüfus azlığımızın ortaya çıktığı üçüncü bölge ise Kıbrıstır. Kıbrıs'ta mücadeleler devam ederken Rumların nüfusu 650 bin iken Türklerin nüfusunun 120 bin kişi civarında olduğu söylenirdi. Kıbrıs'ta Türklerin sayısı Rumların takip ettiği nüfusu azaltmaya dönük politikalar sonucunda 70 bine hatta bazı tahminlere göre 60 bine inmişti. Aradan 20 sene geçmesine rağmen hala orada bir dengesizlik var. Türk nüfusu 170 bin iken, diğer tarafın nüfusu kendi sayımlarına göre 700 bin civarındadır. Kıbrıs'ta mevcut olan bu nüfus dengesizliği aleyhimize kullanılmakta, aleyhimize islemektedir.

Kerkük

Bir dördüncü bölgeyi de değişik bir çerçevede de olsa yine eklememiz lazım gelirse bu bölge Kerkük'tür. Kerkük'te bilhassa Körfez olaylarının sonucunda Kerkük Türklerinin bazılarının Türkiye'ye kaçmak zorunda kalması, bazılarının Kerkük'ü terk etmesi ve bir kısmınım da Musul'dan çıkarılmaları ile bölgedeki nüfusu azaltmak, dağıtmak ve bir Kurt devleti kurmak isteyen Talabani ve otonomi isteyen Barzani'ye burası Kürtlerin topraklandır dedirtmek noktasına gelinmiştir. Oradaki Kerkük Türkmenlerinin belli bir homojen kitle teşkil etmeleri bize olan varlıklarını korumada önemli bir hareket noktası olacaktır.

Türkiye'den bu ülkelere nüfusun tehlikeli bir şekilde azaldığı yerlere tersine bir göç yapmak mecburiyeti vardır. Göç etmiş olan Bulgaristan Türklerinden 300 bininden 100 bininin geriye dönmesi oradaki Türklere bir nefes aldırmış, hiç olmazsa tarlasına, evine, orada bıraktığı mal varlığıma sahip olabilmiştir. Yine Türkiye'den 30-35 bin kişinin Kıbrıs'a gitmiş olmaları oradaki Türk varlığını daha bir kuvvetlendirmiştir. Köyler insan görmüşlerdir. Benzer şeyi büyük ölçüde olmasa bile belli ölçülerde Türk Cumhuriyetlerine yapmak durumundayız. Türk Cumhuriyetlerine de Türkiye'den meslek sahibi elektrikçi, fırıncı, esnaf, belli meslekteki kişilerin gidip yerleşmeleri bir çok manada fayda getirecektir.

Bugün karşılaştığımız nüfus problemi dünya Türklüğünün nüfusunun azlığıdır. Türk milleti dünyada fazla değil azdır ve bu az olmanın problemleri ile karşı karşıyadır. Türk Dünyası Bal-kanlardan Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar bir orta kuşaktır. 36. paralelden baslar 56. paralele ka­dar 20 paralel arasında yerleşmiştir. Buradaki nüfus problemimiz nüfusumuzun artmış olmasından değil artmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Bizim Türk Dünyasında problemimizin başında 3 K geliyor. Bu 3 K'da nüfus problemimiz en ağır olarak ortaya çıkmaktadır: Kazakistan, Kırım ve Kıbrıs.

Kazakistan

Kazakistan gibi 2.717.300 km2 alana sahip iki ülke için 16 milyon civarındaki bir nüfus takdir olunur ki azdır ve bu nüfusun yaklaşık % 44'i Türk soylu olmayan milletlerden oluşmaktadır. Kaza­kistan eğer normal nüfus artışını devam ettirseydi bugün Türkiye'ye yakin nüfusu olacaktı. Bu ülkedeki Kazak nüfusunu 50-60 milyondan daha düşük seviyede aldığımızda 40-45 milyon arasında olmasi gerekirken, bugün 10 milyon olduğunu görmekteyiz. Bu 10 milyona Kazakistan'ın dışındaki Moğolistan, Çin ve Iran Kazaklarının da dahil olduğunu düşündüğümüzde Kazakistan'ın 30 milyonluk bir nüfus kaybı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu kayıp en önemli olarak işgallerden, kıtlıklardan, açlıktan, harpten, sürgünden ileri gelmiştir. Rusya, Çarlık idaresiyle başlayan Kazakistan nüfu­sunun azaltılması politikasıyla, Kazaklar köylerinden, şehirlerinden sürülmüş daha sonra ellerinden topraklan, hayvanları alınmış ve 1930'larda meydana gelen dehşetli açlıklarda Kazakistan asgari, 2-3 milyon nüfus kaybetmiştir. Kazakistan'ın toprak bütünlüğü ve hatta istiklali bu nüfus dengesini halletmesine bağlıdır. Kazakistan'da mevcut artan bu nüfus dengesizliğini ortadan kaldırabilmek için kazak asıllıların nüfusu süratle artırılmalidir.

Kırım

Kırım 1400 senedir bir Türk Müslüman yurdu olmuştur, fakat hepimizin bildiği olaylar sonucunda önce 1783'de Katerına'nın Kırım'ı bir Rus topraği haline getirmesi arkasından Çarlan politikalası ve Rus kolonizasyonu ile Rusların getirilip yerleştirilmesi sonrasında gerçekleşen katliamlarla, Kırım dısına önemi Türk göçleri ol­muştur. Ve son olarak 1944 yılının 18 Mayıs sabahında birkaç saat içinde bütün bir Kırım'ın Müslüman Türk nüfusunun sürgün edilmesi, bir tek şahıs dahi bırakmamak üzere boşaltılması neticesinde Kırım sanki bir Türk İslam toprağı olmaktan çıkmıştı


İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür