Türk Dünyası Uyanırken

Prof. Dr. Nadir Devlet 15.10.2012 2870

B
ugün Türk soyunun dağılımını incelediğimizde ilgi çekici bir tablo ile karşılaşırız. Amerika kıtasında dahi Türkler’e rastlarız. Ancak Türkler’in dünya üzerinde yoğun bulundukları coğrafi bölgeleri, batıdan doğuya doğru aşağıdaki şekildi sıralayabiliriz:

Balkanlar, Türkiye, İran, Kafkasya, İdil-Ural ve Orta Asya: a) Eski Sovyet Orta Asya ve Kazakistan Cumhuriyetleri (Batı Türkistan), b) Çin’nin Doğu Türkistan Bölgesi.

İşte saydığımız coğrafi bölgeler ve onlara komşu yörelerde yaşayan Türkler çok değişik adlarla bilinirler. Bunları, bulundukları devletlere göre şu şekilde inceleyebiliriz.

Bağımsız Devletler Topluluğu’ndakiler : Özbek, Kazak, Azerî, Tatar, Türkmen, Kırgız, Çuvaş, Başkurt, Yakut (Saha), Karakalpak, Uygur, Kırım Tatarı, Kumuk, Gagauz, Tuvalı, Karaçay, Meshet (Ahıska), Hakas, Balkar, Altaylı, Nogay, Şor, Karaim, Kundur ve Dolgan. 
İran’dakiler: Azerî, Kaşkay, Afşar, Şahseven, Kaçar, Karapapah, Hamse, Kengürlü, Türkmen v.b.
Afganistan’dakiler: Özbek, Türkmen, Kırgız, Kazak, Karkalpak ve Uygur.
Çin’dekiler:  Uygur, Kazak, Kırgız, Salar (Salur), Şibe (Şive), Özbek, Sarı Uygur ve Tatar. 
Irak’takiler: Türkmen. Yukarıda saydıklarımızın dışında, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Yugoslavya,
Batı Avrupa ülkeleri: A.B.D., Avustralya, KKTC ve daha birkaç ülkede de, ekserisi Anadolu kökenli olan Türkler yaşamaktadır. Bu Türkler hakkında daha geniş bilgi vermeden önce, onları birleştiren faktörleri sıralamak uygun olacaktır. 

- Türkler’i birleştiren faktörler:

Yukarıda saydığımız değişik ülkelerde yaşayan ve çeşitli adlarla bilinen Türkler arasındaki ortak hususlar bir haylidir. Bizleri birbirimize yakınlaştıran bu ortak hususları, geniş anlamda paylaştığımız coğrafya, İlk ve Ortaçağlara dayanan tarih, dillerimizdeki benzerlikler, geçmişteki kültürel miras ve din olarak özetleyebiliriz.

Coğrafi faktörler: Genel olarak aldığımızda, değişik Türk boylarının, birbirinin coğrafî uzantısı olan Balkanlar, Anadolu, Kafkasya, İdil-Ural, İran, Orta Asya, Kuzey Afganistan ve Batı Çin’de yoğun bir şekilde bulunduklarını yukarıda belirtmiştik. Bu coğrafî bölgelerde yerleşen devletler arasında ideolojik rejim farklılıkları olmakla birlikte, tarihî akış içinde bunun o kadar mühim olmadığı anlaşılır. Diğer bir ifade ile, Türkler dünyanın çok mühim stratejik bir coğrafî kuşağında yaşarlar.

Tarihi faktörler: Yukarıda belirttiğimiz coğrafi bölgeler, Türkler’in at koşturduğu ve imparatorluklar, devletler, beylikler kurdukları sahalar olmuştur. Bu bölgelerden Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Oğuzlar, Peçenekler, Kıpçaklar geçmişler, buralarda Altın Orda, Selçuklu, Timurlu ve Osmanlı imparatorlukları şan ve şerefle hükmetmişlerdi. Timur İmparatorluğu’nun sınırları Ankara’dan Delhi’ye ve Kaşgar’a, Selçuklu İmparatorluğu’nun Batı Anadolu’dan Sır Derya’ya, Türk-Moğol İmparatorluğu’nun Polonya’dan Suriye’ye ve hatta Pasifik’e uzanıyordu. Osmanlı İmparatorluğu ise üç kıtaya yayılmıştı. Bu devirde değişik Türk boyları arasıda mal, fikir ve kültür mübadelesi çok sıkı idi.

Dil faktörü: Türk soyuna mensup toplulukları bugün birbirlerine en yakın kılan faktör, belki de dillerin birbirine çok yakın olmasıdır. Tabiî ki, değişik Türk boyları ile anlaşmamız değişik seviyelerde olmaktadır ve bazılarını hemen hemen hiç anlayamamaktayız. Ancak bazıları ile daha kolay anlaşmaktayız. Bu da dillerimizin aynı kökten, yani Ana Türkçe’den yayılmış olduğunu göstermektedir.

Dünyada belki de hiçbir soyun milletleri bizler kadar birbirleriyle anlaşabilme şansına sahip değildirler. Ancak bu anlaşmanın genelde asgarî seviyede olduğunu da vurgulamamız gerekmektedir. Söz konusu problem, asırlar boyu aramızda süregelen kopukluk ve her Türk lehçe veya şivesinin kendi içinde gelişmesi ve zenginleşmesinden kaynaklanmaktadır.

Kültürel faktör: Bilhassa geçmişimizde, hepimiz için hâlâ ortak olan bir hayli eser meydana getirilmiştir. Ahmet Yesevî, İbni Sina, Dede Korkut, Köroğlu, Fuzulî, Nasreddin Hoca ortak değerler ve kavramlar olarak yaşamaktadırlar. Buna benzer örnekleri kolaylıkla artırmamız mümkündür. Bu da geçmişimizde bugüne nazaran daha fazla kültürel ortaklıklarımızın olduğunu ispatlamaktadır.

Din faktörü: Türkler’in büyük çoğunluğu X. ve XI. Yüzyıllarda, bazıları daha sonra, İslamiyeti kabul etmişlerdir. Bu yeni din, onlarda yeni örf ve âdetlerin gelişmesine, yeni bir dinî edebiyatın doğmasına sebep olmuş ve zamanın akışı içinde ortak manevî değerlerin oluşmasına hizmet etmiştir. İslâmiyet, Türkler’in yabancı müstevlilerin içinde erimelerine de mani olmuştur.

Yukarıda sayılan bütün bu faktörler, değişik Türk topluluklarını, aralarındaki mesafeler ne kadar uzak olursa olsun, birbirlerine yakınlaştırmada mühim rol oynamamaktadır. Ortak faktörlerin çok olması, diğer soylarda örneği görülmeyen bir dayanışmayı sağlayacaktır. Ancak bunun bütün Türkler’e anlatılması gerekmektedir.

- Türkler'i Ayrıştıran Faktörler:

Rejim ve ülke farklılıkları: Yeryüzünde değişik adlarla bilinen ve nüfus toplamı 180 milyonu aşan Türk topluluklarını birleştiren bu faktörlerin yanısıra, son zamanlarda sıklaşan temaslarımız neticesinde, bazı farklılıklarımız olduğunu da fark etmeye başladık. Birtakım önyargılarla hareket ederek, gereksiz tatsızlık ve incinmelere yol açmamak için, bunları da bilmek ve dikkate almak zorundayız. Yanlış yorumlarla hasıl olacak kırgınlıklar, ancak düşmanlarımızın işine yarar.

Coğrafî olarak, Türk topluluklarını batıdan doğuya doğru incelediğimizde, ekserisinin sosyalist rejimli ülkelerde yaşadıklarını görürüz.  Yugoslavya, Romanya ve Bulgaristan’da 1945’ten 1990 sonuna kadar, (eski) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde 1920’den 1991’in sonuna kadar ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde ise 1945’ten bugüne kadar tek parti hakimiyetine dayanan sosyalist rejimler mevcuttu. 

Türkler’in yoğun olduğu İran İslâm Cumhuriyeti, Afganistan, Suriye ve Irak’ta da diğer totaliter rejimler bulunmaktadır. Kısaca, Türk topluluklarının büyük çoğunluğu, çok uzun yıllar demokrasinin nimetlerinden yararlanamamışlardır. Bu da onların fikir, duygu-düşünce yapılarının, yaşayış tarzlarının, dünya görüşlerinin, devlete olan münasebetlerinin ve hatta çalışma anlayışlarının bizlerden çok farklı gelişmesine sebep olmuştur. 

Alfabe, dil, edebiyat farklılıkları: Bilindiği üzere Türkler, tarihlerinde sırasıyla Göktürk, Uygur ve Arap harflerini kullanmışlardır. Bugün ise, Türk dünyasında genelde üç değişik alfabe kullanılmaktadır: Latin, Kril (yâni Rus) ve Arap harfleri…

Latin harfleri, Türkiye ve onun doğrudan doğruya kültürel etkisinin bulunduğu Balkan Türkleri tarafından kullanılırken, eski Sovyetler Birliği’ndeki Türk toplulukları, Rus alfabesi esasına dayanan Kril harflerini kullanmak zorunda bırakılmışlardır. Arap harflerine gelince, Arap (ve İran) ülkelerinde ve Çin Halk Cumhuriyeti’nde yaşayanlar kullanmaktadır. Başka bir ifade ile, bizler onların eserlerini, onlar da bizim eserlerimizi okumaktan mahrum edilmiş durumdayız.

Anlaşmamıza set çeken diğer bir husus, bu alfabe meselesinin dışında, yazılı edebiyatlarımızdır. Tarihin ilk dönemlerinde, yâni hepimiz anayurdumuzda yaşarken, “Ana Türkçe” kullandığımızı tahmin etmekteyiz. Ancak tarihin akışı içinde birbirimizden uzaklaştıkça ve değişik siyasî yapılara kavuştukça, “Ana Türkçe” de ortadan kalkmış veya geniş çapta değişikliğe uğramış ve her Türk topluluğu kendine has değişik dil, lehçe veya şivelere sahip olmuştur. İşte, bu yeni dillerde yazılan eserleri anlamak, günümüzde hayli zorlaşmıştır. 

Her ne kadar ortak kelimeler mevcutsa da, bunların yazılış şekilleri değişmiş, benzer kavramlar için değişik kelimeler kullanılmaya başlamıştır. Meselâ, Orta Asya’da “teşekkür” yerine “rahmet” sözü kullanılmaktadır. Bunu ilk duyduğumuzda, kafamız karışmaktadır. Şu anda birbirimizin edebî eserlerini anlamamız için, onların Lâtin harflerine aktarılması kâfi gelmemekte, çevirmemiz gerekmektedir.

Kültürel farklılıklar: Son üç çeyrek asırda Türkiye ile bilhassa eski SSCB’deki Türk toplulukları arasında hiçbir çeşit kültürel münâsebet olmamıştır. Oradaki topluluklar, güçlü Rus kültürü ve dilinin etkisinde kalmışlardır. Opera, bale gibi sanat dallarında bazıları dünya çapında şöhret kanan sanatkârlarla sahip olmuşlar, folklorda gıpta edilecek bir profesyonelliğe ulaşmışlardır.

Eğitim seviyeleri çok yüksek olup, okuma-yazma bilmeyenleri yok denecek kadar azdır. Bununla birlikte, okuma sevgisi bizleri hayrete düşürecek kadar yüksektir. En ufak Türk topluluklarına mensup şâir ve yazarların eserleri dahi, Türkiye ölçülerine göre çok yüksek tirajda basılmaktadır.

Yemek kültüründe de bazı farklılıklara rastlamaktayız. Meselâ bizde hiç yenmeyen at eti çok makbuldür ve kısrak sütü  “kımız”, millî içki durumundadır. Rusların etkisi ile alkol tüketimi de hayli yüksektir. 

Siyasî farklılıklar; Son yıllarda bağımsız Türk cumhuriyetlerinin sayısının artması, Türkiyemizin bu Türk toplulukları ile ilişkilerini milletlerarası hukuk açısından belirlemesini gerektirmiştir.

Birinci kategoride; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da hâlen yabancı ülkelerde yaşayan takriben 3 milyon Türk bulunmaktadır. Türkiye, bu vatandaşlarının hak-hukuklarını kollamak ve onlara karşı yapılan adaletsizlikleri ilgili ülkeler nezdinde çözüme kavuşturmakla mükelleftir. 

İkinci kategoride ise; ikili andlaşmalar çerçevesinde azınlık hakları garanti altına alınan Bulgaristan ve Yunanistan’daki Türkler gelmektedir. 

Üçüncü kategoride; doğrudan doğruya siyasî ilişkiler kurduğumuz KKTC ile bağımsızlığını yeni kazanan beş Türk cumhuriyeti bulunmaktadır. 

Dördüncü kategoride; yoğun olarak Rusya Federasyonu (Tatar, Başkurt, Çuvaş v.b.), Ukrayna (Kırım Tatarları), İran İslam Cumhuriyeti (Azerî, Kaşgay, Afşar v.b.). Çin Halk Cumhuriyeti (Uygur, Kazak v.b.) ve Afganistan, Irak, Suriye gibi Arap ülkelerinde bulunan, kendileri ile herhangi resmî ilişkiye giremediğimiz, haklarını hiçbir şekilde kollayamadığımız Türk toplulukları yer almaktadır.




İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür