Taştan Dantel:"Poçitel"

İrfan Özfatura 15.10.2016 3830
B
resim
ursa yolundaki tabela dikkatinizi çekti mi bilmem. “Gemlik’e doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma!”

Poçitel de öyle, birdenbire çıkıveriyor karşınıza. Bir tarafta kartal yuvasını andıran sarp tepe, bir tarafta zümrüt yeşili Neretva. Kalesiyle, kulesiyle, hanı, hamamı, camisiyle şirin bir kasaba! 

Hiç bozulmamış, sanki zemberek durmuş da, kalakalmış 15’inci asırda. Buradan 30 km daha giderseniz deryaya çıkıyorsunuz. Adriyatik kıyılarına… Zaten Poçitel başlangıç demek. İki şekilde başlangıç Osmanlı hududu burada başlıyor, biiir.

İkincisi de Poçitel bu iklimde kurduğumuz ilk belde. İlk imza. Osmanlı, “Bu ne ki” demiş, “Görün bakın neler yapacağız daha!" Dedelerimiz estetiğin doruklarını zorlamış, tablo çizmişler âdeta… Ki mimarlar onu yeryüzünün en iyi minyatür şehirlerinden biri sayıyor. Şu anda UNESCO korumasında.

Eskiden De Boşnak'tı

Tarihçiler kalenin 1383 yılında Bosna Kralı 1. Stjepan Tvrtko tarafından inşa edildiğini söylüyor. O zamanlar küçük bir karakol tabii, asayişe vaziyet ediyor kendi çapında. Osmanlı havalide dolaşmaya başlayınca Macar Kralı Korvinus tarafından tahkim ediliyor. Fayda etmiyor o başka. 

II. Murad Han’ın, Sancakbeyi Hamza Bey Obrenoviç tarafından fethediliyor (1444). Ecdat genişletiyor, geliştiriyor sil baştan kuruyor.

Osmanlı, kale bedenleri arasına sıkışıp kalmıyor, taraça taraça iniyor, ilişiveriyor Neretva kıyılarına. Derken Poçitel, civar köylerin pazarı oluyor; meyveler, sebzeler ve hayvanlar alıcı bekliyor. Sanatkârlar gün boyu tıkırdıyor dükkânlarında. 

Evliya Çelebi seyahatnamesinde Poçitel’i “küçük ama muhkem bir kale” diye tarif ediyor. Surlarını, burçlarını, tarihî camiini ballandırıyor. Ona göre ambarları erzak dolu, kapılarını kapasa aylarca dayanabilir kuşatmaya.

Seyyahımız kervansarayı ve saat kulesini göremiyor. Belde bilahare canlanıp gelişiyor zira.

Gayretli Kethüda

Köprülü Fazıl Ahmed Paşa’nın kethüdası Şişman İbrahim Paşa, Poçitel’i çok seviyor. Hadzi Alijina Djamiza (Hacı Aliya Camii’ni) onartıyor. İlaveten han, hamam, mescid, medrese, imaret ekliyor. 

Açlar doysun, yorgunlar uyusun diyor, yolcunun meşrebine menşeine bakılmıyor. Alımlı konağından tanıdığımız kaptan (Gavran Kapetanoviç) işleri deruhte ediyor.  

Mostar Dubrovnik yolcuları da burada mola veriyor. Blagay tekkeye giden dervişler, uğramadan edemiyor. Hersek vilayeti sadece Poçitel’den ibaret değil, Akova, Taşlıca, Kolaşin, Şarancı, Drobnjak, Yançe, Nevesinye, Nikşiç, Lubinye, Trebinye, Stolac, Blagay, Duvno ve Mostar şehirleri de serpilip güzelleşiyor. 

Bosna Hersek 5 asır Osmanlı hâkimiyetinde kaldıktan sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhak ediliyor. I. Cihan Harbi’nin ardından bu coğrafya Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığının payına düşüyor. 2. Cihan Harbi’nde Boşnaklar, Hırvat faşistleri (Ustaşiler) ile Partizanlar arasında kalıyor. Sırplardan çok çektikleri için Hırvatların yanında duruyorlar. 

Lakin kazanan taraf Partizanlar oluyor ve bu da pahalıya patlıyor onlara. Gerisini biliyorsunuz Tito ve Yugoslavya… 

Tito'dan Sonra 

Tito, “Yugoslavya kristal küredir” diyor “Ve ben onu üfleyerek tutuyorum havada. Nefesim bitince ne olacak acaba?” 

Nitekim onun ardından ülke çatırdamaya başlıyor. Kendilerini hâkim unsur sayan Sırplar herkese parmak sallıyor. Boşnaklar, “Bakın Sırp düşmandır ama nettir. Refleksini anlayabilir, gardınızı alabilirsin” diyorlar, “Ama Hırvat’ın ne yapacağı belli olmaz, yan yana aynı mevzii savunurken, birden dönüp sıkabilir sana”. Nitekim Mostar Köprüsü’nü de onlar yıkıyor. Tarihmiş, medeniyetmiş umurlarında bile olmuyor, köprüden para kazanıyorlar oysa. 

Poçitel’i de bunaltıyorlar. Evleri basıp erkekleri topluyor, Osmanlı eserlerini tahrip ediyorlar. Yukarıda zikrolunan Şişman İbrahim Ağa Camii’ni dinamit doldurup patlatıyorlar mesela. 

Bazı Poçitelliler Srebrenitsa’ya göçüyor. Orası BM tarafından güvenli bölge ilan edilmiş ya, korunacaklar güya. Hollandalı komutanın insan satacağı akıllarına mı gelir? Ayakları ile gidiyorlar katliama. 

Elde Var Hüzün

Yugoslavya’dan ayrılan devletler umduklarını buldular mı? Maalesef evet diyemeyeceğiz buna. Maden birinde kalmış, sanayi öbüründe. Tacirler vakit kaybediyor gümrük kapılarında. Bu işten kârlı çıkan tek ülke var: “Hırvatistan!” Niye? Çünkü Katolik. Vatikan destekleyip Avrupa arkalayınca derlenip toparlanıyor. Ellerine hayli para geçiyor, şimdi mülk kapatıyorlar sağda solda. Hırvat sermayesi ile kurulan Konzum marketler zinciri hızla yayılıyor Bosna’da. 

Neyse Poçitel’e dönelim. Savaş sonrası Hırvatlar metruk kasabaya çörekleniyor. Ancak Türk turist gruplarının alakasından rahatsız oluyorlar. Türkler ısrarla geliyor ve elini kulağına atan ezan okuyor haykıra haykıra…

Anlıyorlar ki burası öyle kapanın elinde kalmayacak, işgal ettikleri yerlerden çekiliyorlar yavaşça. Ve tarihî şehir UNESCO gözetiminde tekrar kuruluyor, Türkiye ciddi yardımlarda bulunuyor. Bosna Hersek Hükûmeti buraya dönen şehir sakinlerinden elektrik su parası almayacağını açıklıyor, vergiden muaf tutuyor. Hasılı bacalar birer ikişer tütmeye başlıyor ki, bin civarında nüfusu var şu anda. 

İşte size yaban mersini, kuru kayısı, bal, reçel, dantel satmaya çalışan kadıncıklar onlar. Ya şehit anası, ya şehit hanımı. Kim bilir kaç yetime bakıyorlar. 

Bizim bazen lüzumsuz tüccarlığımız tutar malum, lakayıt tavırlarla sorarız “şunlar kaça abla?”... Diyelim beş kaime istedi. 

İkiye verirsen alırım, işine geliyorsa.

Yapmayın ya, beş istiyorlarsa on verin. Bak yola çıktınız, sayıverin hayrınıza. 

Türk Çayı Bulunur!

Poçitel meydanına bakan asmalı bir kahve var. Üç beş merdivenle çıkıyorsunuz, çok manzaralı, hele kasaba ikindi güneşi ile kızarınca. Buralarda kahve tiryakileri aradıklarını buluyor ama benim gibi çaykolikler kuruyor âdeta…

Mekânı çalıştıran Âdem kardeşimiz eksikliği hissetmiş, Anadolu damak tadında çaylar demliyor. Üstelik ince belli bardaklarla sunuyor, limon dilimleri de yanında, oh be dedirtiyor insana. 

Servis yaparken dikkatimizi çekiyor, sağ eli yok, koluna bir plastik takmışlar ama sureta. Geçmiş olsun diyenleri buruk bir tebessümle atlatsa da Türkiye gazetesi okurları için maziye dönüyor birkaç dakikalığına. “O gün” diyor, Yine Hırvat milisleri geldi, sağa sola mermi yağdırdılar. Köyde sadece kadınlar kalmıştı, fukaralar büzüldüler kuytulara. Çocuktuk henüz, ıslık çaldık, yuh çektik, taş attık onlara. Birden üzerimize koştular, kaçan kaçtı, beni kıstırıp yakaladılar. Saçımdan çeke çeke çıkardılar komutanın karşısına.

Komutan önce babacan tavırlara büründü, elini omzuma koyup ‘Niye taş atıyorsunuz’ dedi kibarca.

- Evimizi yurdumuzu yakıyorsunuz, ne yapaydık başka?

- Sen büyüyünce ne olacaksın bakayım?

- Şair olacağım.

- Yaa öyle mi? Neler yazacaksın peki? 

- Yaptığınız zulmü anlatacağım insanlara.

- Daha evvel hiç şiir yazdın mı?

- Yazdım.

- Al şu kâğıt kalemi, bir mısra karala bana.

Yazarken “Hımmm” dedi “Sağ elini kullanıyor.” Sonra bir işaret çaktı adamlarına. Kolumu kesip kopardılar oracıkta...

Âdem kardeşimiz uğruna kolunu verse de şairlikten caymış değil, giderseniz kırmayacaktır eminim, mısralarını paylaşacaktır dostlarla. 

Ha, bu arada hatırlatayım. “Bize üç çay” derken parmaklarınıza dikkat edin n’olur. O yaptığınız şey Çetnik işareti olabilir. 

Üzülüyor sonra. 

Bosna Hersek hükûmeti Poçitel’de ressamları ağırlıyor. Ne yana baksanız tablo zaten, fırçalarıyla kalıyorlar baş başa. Güzel şeyler çıkıyor olmalı, sanatkâr gözü elbette daha başka.

İlgili Makaleler

Balkanlar- Rumeli
KOSOVA’DA SÛZİ ÇELEBİ’NİN TÜRBESİ VEFÂ BEKLİYOR
F
atih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Kosova’nın Prizren şehrindeki Sûzi Çelebi Hazretleri camisinin haziresi ve türbesi harabeye dönmüş, içler acısı bir durumda. Otlar ve çöpler arasında adeta kaybolmuş.  Sûzi Çelebi hazretleri, mücahid-gazi, şair, âlim ve evliyadır. Türkçe yazdığı 15.000 beyitlik…
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
O
smanlı Devleti’nin 14. ve 15. asırlarda Avrupa’da yaptığı baş döndürücü fetihlerde “akıncı” diye anılan askerî sınıfın çok önemli bir rolü vardır. Bugünün komando sınıfına karşılık gelen akıncıların, düşmanın iktisadi gücünü ve manevi yapısını altüst ederek savaşın kazanılmasında çok mühim hizmetleri olurdu. Fatih…
Osmanlı Akıncıları ve Prizrenli Sûzî Çelebi
Balkanlar- Rumeli
Türklerin Batıya Koşusu
D
okuzuncu asrın ortalarına doğru, Orta Asya’dan kovulan Türk boyları, çaresizlik içinde göç ediyorlardı. Kırgızların mağlûp ederek, ana yurtlarından kovduğu bu insanlar, aslında kaybederken kazanıyorlardı. Çünkü bir müddet sonra bu hâdise, Türk tarihinin dönüm noktası olacak neticeler doğuracaktı.

Önce güneye inen mağlû…
Balkanlar- Rumeli
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
F
ethin üzerinden uzun asırlar geçmiş, devir dönmüştür. Osmanlı’nın tam 500 yıl adaletle idare edip medeniyetler kurduğu bu topraklar bugün öksüz, üzerindekiler yetim kalmıştır. Yaklaşık ll.000 km2’lik bir toprak parçası üzerinde, müstakil bir devlet olmanın gururunu yaşayan Kosova,  Balkanların en genç devletidir. 

Türk…
Balkanlarda Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren
Balkanlar- Rumeli
Sancak Boşnaklarının Türk Sevdası
B
alkanlar'da Tarih boyunca, günümüzde olduğu gibi Sancak nüfusunun çoğunluğunu Boşnaklar teşkil etmiştir. Sancak, tarih boyu Bosna-Hersek'in ayrılmaz bir parçası idi. Bu bakımdan Sancak tarihi, aynı zamanda Boşnak kimliğinin devamını sağlamak için yürütülen Bosna-Hersek mücadelesinin de bir parçası sayılabilir. 
Gerek B…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Balkanlar- Rumeli
Orda Dostlar Var Uzakta..
R
essamlar fotoğrafçılar Maglay’a bayılıyorlar. Kale var, kule var, taş kubbeler, ahşap minareler, kitabeli çeşmeler, tekkeler, dergâhlar, kafesler, cumbalar…

Tito’nun Yugoslavya’sı kapalı bir kutuydu âdeta. Biz Almancılardan dinlerdik. Yok Üsküp’te arabası bozulmuş da tamirci bakmış, onarmış. “Haade gidesin” demiş, “dua…
Orda Dostlar Var Uzakta..
Balkanlar- Rumeli
İşkence Adası Nargin
B
iliyorsunuz Birinci Cihan Harbi’ne Almanya, Avusturya Macaristan, Bulgaristan ve İtalya ittifakı ile gireriz. Bulgarlar erken bırakır, İtalyanlar ise karşı cenaha geçerler kurnazca. Rusya uyanıktır, İngiltere, Fransa, Belçika, Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Portekiz, Japonya, Brezilya ve ABD’nin bulunduğu tarafta…
İşkence Adası Nargin
Balkanlar- Rumeli
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
M
acar tarihçisi Sándor Takáts’ın (1860-1932) Rajzok a török világból (Türk Âleminden Çizgiler) adlı eseri Macar bilimler Akademisi yayınları arasında neşredildi. Bu eseri, Macaristan, Avusturya ve Almanya arşivlerinde bulunan orijinal vesikalara istifade edilerek yazılmıştır. Bilindiği gibi, eski Macar tarihçileri…
Osmanlılar Macaristan’a Refah ve Huzur Getirdi
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
B
ugünkü Bosna-Hersek Cumhuriyeti yaklaşık 50 bin km² alana, 20 km sahile ve 5 milyon nüfusa sahiptir. Tarihî ve tabii güzellikleriyle cennet gibidir. Osmanlı eserleriyle de âdeta bir açık hava müzesidir.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden 12 sene sonra, 1463 yılında Bosna’yı fethetti. 1521’de Bosna Sancağı,…
Osmanlı Bosna’sı ve Asil Boşnaklar
Balkanlar- Rumeli
Rumların Mora Katliamı
M
ora'da Balyabadra Piskoposu Germanos, 4 Nisan 1821'de savaş ilanı yapar. Rumlar kalabalık ve donanımlıdırlar. Peloponnesos'te 40 bin Türk'e karşı 350 bin Rum vardır mesela. Yağma ve cinayetler ansızın yayılır, erkekleri katleder, kızları köle yaparlar. Kalelere sığınan Türkler ümitsizdir, ne barut vardır, ne de gıda. 

Rumların Mora Katliamı
Balkanlar- Rumeli
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren
P
rizren bugünkü 170.000 nüfusuyla Kosova'nın en mühim il ve kültür merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Eski ve yeni kültürlerin kaynaşması ve çok sayıda tarih ve kültür abidelerine sahip olan Prizren'in zengin tarihi çoğu araştırmacıların alakasını çekmiş, hakkında binlerce sayfanın yazılmasına ve binlerce…
Osmanlı Mimarisinin Şaheserler Yurdu Prizren