Taşkent'teki Ahıska Türkleri'nin Türkiye Hasreti

Yavuz Bülent Bâkiler 17.01.2011 3667

K
omünizmin şiddetle hüküm sürdüğü yıllarda Özbekistan'a giden şair ve yazar Yavuz Bülent Bâkiler, Taşkent'te Stalin'in sürgün ettiği Ahıska Türkleri ile karşılaşır. Aşağıda Yavuz Bülent Bâkiler'in Taşkent'te Ahıska Türkleri ile yaptığı sohbeti sunuyoruz" Editör.

Taşkent'te otobüslerimiz kaldığımız oteli kucaklayan büyük meydanın önünde durunca, akasya ağaçlarının gölgesinde bekleşen halk arasında sir kaynaşma oldu. Yaşları 18 ile 25 arasında değişen bir topluluk birden ön plâna geçti. Önce bir alkış başladı. Ben, bizimle birlikte otobüslerden inen bazı film yıldızlarına, halkın tezahüratta bulunduğunu sandım. Ama daha beş on adım atmadan, bu grubun bizi sımsıkı bir sevgi çemberi içersine aldığını görünce şaşırdım kaldım. Hepsi, son derecede heyecanlıydılar. Ve sıcak kanlıydılar. Orta Anadolu'nun esmer delikanlılarından hiçbir farkları yoktu. Kat'iyyen abartmıyorum; bazıları, yüz metre yarışından yeni çıkmış gibiydiler. Heyecandan burun kanatları kabarmış, dudakları gerilmiş, göğüsleri, yüreklerinin çırpınışına teslim bayrağını çoktan çekişti. Tam bir Anadolu Türkçesiyle konuşuyorlardı:

— Türkiye'den geldiniz değil mi?
— Türk'sünüz değil mi?
— Hoş geldiniz!
— Safalar getirdiniz!
— Başımızla gözümüzün üstüne geldiniz!...
— Biz de Türk'üz! 
— Bizimle konuşur musunuz?
— Bizim misafirimiz olur musunuz?

Omuzlar üzerinden, yanlardan, gerilerden uzanan elleri sıkmaktan, bazılarıyla kucaklaşmaktan, doğru dürüst bir cevap veremiyordum. Sanki çocukluk yıllarımdan beri beraber büyüdüğüm kapı komşularımla, mahalle arkadaşlarımla bir gurbet dönüşünde karşılaşmış gibiydim. İçlerinden biri, iki elimi birden tutarak kırk yıllık bir dost rahatlığıyla sormaya başladı:

— Hele bana bak! Hele bana bak! Adın nedir senin?
— Yavuz!
— Sağ olasın Yavuz Ağa! Benim adım da Ferman! Türkiye'de Ferman adı var mı?

Yüreğimin burkulduğunu, bütün vücuduma bir garip ürpertinin yayıldığını hissettim. Kafası, kanı ve gönlüyle beraber, adıyla da Türk olmanın gururunu yaşamak isteyen Ferman'ı kucaklayarak öptüm.

— Senin adına kurban olayım Ferman! dedim. Tabii
Türkiye'de Ferman adı var. 'Ferman' padişah emri demektir. Sen adınla bin yaşa! Ne güzel bir ad koymuşlar sana!

Birden yüzünde çiçekler açtı. Gözleri dolu dolu oldu. Ve yirmi yaşının bütün coşkunluğuyla, tazeliğiyle, güzelliğiyle, sevdalı yüreğinin büyük hasretini olanca samimiyetiyle ortaya koydu:
—Ah Yavuz Ağa! İstanbul'u bir görsem, ölsem Yavuz Ağa! Vallah billah razıyım! İstanbul'u bir görsem öl sem!.. Razıyım!

Yüreğim bir yaylı tambur gibi inledi. Bir zamanlar yirmi milyon kilometre kare üzerine yayılan muhteşem Osmanlı İmparatorluğumun yüzyıllarca payitahtı olarak kalan İstanbul, mübarek camileriyle, aydınlık medreseleriyle, türkülü çeşmeleriyle, nakışlı türbeleriyle, esrarlı evliya mezarlarıyla, merhametli kervansaraylarıyla ve zengin Türk-İslâm kültürüyle şimdi çok uzağımızda mahzun kalan soydaşlarımızın, gönül kubbelerinde, yine bir çolpan yıldızı gibi parlıyor.

Ferman'ı omuzlarıyla ve dirsekleriyle biraz yana iten başka delikanlıların soru yağmuru karşısında şaşkınakına döndüm.

— Benim adım Saltuk, Türkiye'de Saltuk var mı?
— Benim adım Teymur... Türkiye'de Teymur var mı? Benim adım Bahadır... Türkiye'de...
— Benim adım Dursun... Türkiye...

Hepsiyle ayrı ayrı ilgilendim. Ellerimi omuzlarına koyarak, yüzlerini, saçlarını okşayarak konuştum. Arka sıralardan biri, arkadaşlarını aralayarak karşıma dikildi.
— Peki bizim buralarda yaşadığımızdan haberiniz var mı? Bizi biliyor musunuz?
Burnunun ucunu parmaklarımla, sıktım:
— Nasıl haberimiz olmaz çocuklar? dedim. Bugün Türkiye dışında yüz milyondan çok fazla kardeşimiz yaşıyor. Şunu unutmayın ki soydaşlarımız Kaf Dağı'nın arkasında bile yaşasalar onları biliriz ve unutamayız! Ve hepsini de çok severiz!
— Doğru mu? Doğru mu?
— Doğru tabiî! Siz bizi biliyor musunuz? Bizi seviyor musunuz? ?
— Babamız gibi, atamız gibi seviyoruz!
— İşte siz bizi nasıl babanız gibi, atanız gibi seviyorsanız, biliyorsanız, biz de sizi öyle biliyor ve seviyoruz.

Birden aklıma, uçakta dostluk kurduğumuz Cuma geldi. Etrafımı alan delikanlılar, aynen onun şivesiyle konuşuyorlardı.
— Bakın şimdi siz, Taşkent'te yaşıyorsunuz. Ama, Özbek değilsiniz. Babalarınız veya dedeleriniz, Stalin zamanında, Ahıska taraflarından buraya sürgün edildi eğil mi? dedim. "Siz Ahıskalı Türklersiniz!" Birbirlerine iri gözlerle baktılar. Şaşıranlar, sevilenler oldu.
— Doğru! Doğru! Vallahi tanıdı bizi!
— Ahıska'dan gelmişiz biz Alaska'dan!
— Biz, Tiflis'ten...
— Bizimkiler Batum'dan!

Adının Teymur olduğunu söyleyen yağız bir delikanlı kalabalığın önüne çıkarak Timur öfkesiyle bağırmaya başladı. Boyun damarları parmak parmak, esmer yüzünün bir günlük sakal dipleri diken dikendi:

— Bu şehirde serbestçe gezeceksiniz! İstediğiniz yere gideceksiniz! Hiç kimse yan gözüyle bakamayacak size! Vallahi yakarız lâf söyleyenleri! Öldürürüz onları! Kimse dokunamayacak size! Sonra koyun cebinden çıkardığı cüzdanını büyük bir cömertlikle bana uzattı:

— Para lâzım olursa, sizin için biz harcayacağız! Balalarınıza (çocuklarınıza) ne lazımsa söyleyeceksiniz, hepsini biz alacağız! Ne istiyorsanız biz alacağız! Paramız size helâl olsun! Ne kadar istiyorsanız o kadar alın!

Teymur'dan sonra, birkaç delikanlı daha, arka ceplerinden çıkardıkları cüzdanlarını açarak uzattılar. Üç beş dakika içersinde, yıllara sığmayan bir sevgi dünyası doğmuş, hayranlıktan, şaşkınlıktan, heyecandan kolum-kanadım düşmüştü. Kendimi zor toparladım ve onları yatıştırmaya çalıştım:

— Sevgili kardeşlerim! dedim, hiçbir endişeye kapılmayın. Biz, resmî bir vazifeyle Taşkent'te bulunuyoruz. Yâni bir daveti kabul ederek Özbekistan'a geldik. Kim bize yan gözle bakabilir? Niçin baksınlar? Kim şehri rahatça gezmemizi engelleyebilir? Niçin engellesinler?

Heyecanlanmaya, "Öldürürüz onları!" demeye ne lüzum var? Buraya kavga için gelmedik. Yüreğimizde, size ve Türkistan'a sevgiden ve hasretten başka nasıl bir duygu olabilir? Hepsinin üniversite öğrencisi olduğunu öğrendiğim bu sıcakkanlı çocuklardan ayrılamıyordum. Onlar da beni bırakmak istemiyorlardı. Kalabalığı yaran bir başka delikanlı elimden tutup çekti:

— Sizinle biraz konuşabilir miyiz?
— Elbette!
— Ama burada olmaz. Ağam ilerdeki gölgeli ağacın altında sizi bekliyor.
Gösterdiği yer, otuz metre kadar ilerimizdeydi. Üniversite öğrencileriyle tekrar buluşmak dileğiyle vedâlaştık.

 

 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür