Lakin okuma alışkanlığımızın aynı şekilde yaygınlaşıp yerleşememesi, geçtiğimiz asırda da dilde sadeleşme yapma bahanesiyle yapılan tahribat neticesinde kelime hazinemizde ciddi kayıplar hâsıl oldu. Bırakınız günümüz gençliğini, aydın, münevver kabul ettiğimiz kimselerin dahi birçoğu 80/90 yıl evvel yazılan metin ve eserleri değil anlamak, okumakta dahi zorlanmaktadır.
Bir "irfanî kopuş" ve tefekkür kabiliyetimizde zedelenme mevzu bahistir. Dilimizdeki bu kısırlaşmaya zaman zaman dikkat çekilmiş ve çok güzel misaller verilmiştir. Biz de bu mahiyette birkaç misal verebiliriz.
Mânâ farklılıkları ihtiva eden "husus, hususî, mahsus, hususen, mahsusen hatta tahsis" kelimelerini; öte yandan "mahrem, haram, harem, namahrem, harim" mefhumlarını kullanmaz ve "özel" der geçeriz. "Tasdik" kelimesini unutur; "kabul, makbul, kabil, mukabil"i ihmal eder; "onay ve onaylamak" deriz. Farklı mânâlardaki "itimat" ve "emniyet" yerine sadece "güven" bize yeter! Ürün ve üretim terimlerini sık kullanır; "hasıl, hasıla, hasılat, mahsul, tahsil, istihsal, müstahsil" kavramlarını yavaş yavaş unuturuz.
Okuyalım, araştıralım ve icabında lügat kullanarak bu hazineyi tekrar keşfedelim.
Medeniyetimizin kelime ve mefhum zenginliğini öğrenerek derin tasavvur ve tefekkür ufkumuzu inkişaf ettirmeliyiz...