
ovyetler tarafından sürgün edilen yaklaşık 250 bin Kırım Türkünün %46,2’si, diğer bir ifadeyle neredeyse yarısı yol boyunca ve sürgünde geçirilen bir yıl içerisinde hayatını kaybetmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde topluluklara karşı işlenen suçlar "Jenosit" (Soykırım) olarak tarif edilmektedir.
Kırım Türklerinin maruz kaldığı sürgün hadisesi sırasında ve sonrasında verdiği kayıplar, onlara yönelik bir toplu katliam girişimi olarak görülmelidir. Diğer bir deyimle bunun adı Jenosit yani Soykırım’dır.
Toplu katliamdan sağ kurtulan Kırım Türkleri son derece ağır sürgün şartlarına rağmen hayatta kalmayı başarmıştır. Ancak vatanında bıraktığı bütün maddi ve manevi varlıkları imha edilmiştir. Öncelikle Kırım’daki bütün Türkçe yer isimleri değiştirilerek yerlerine Rusça isimler konulmuştur. Sürgün sırasında Kırım’da bırakmak zorunda kaldıkları mal varlıkları müsadere edilmiştir. Tarihî ve kültürel eserleri tahrip edilmiş, mescitler değişik amaçlar için kullanılmış, mezar taşları yerlerinden sökülerek inşaatlarda kullanılmıştır.
Sürgünden sonra büyük ölçüde boşalan Kırım’da Türklerin yerine Ukrayna SSC ve Rusya Federasyonu SSC’nin çeşitli yerlerinden zorla getirilen göçmenler yerleştirilmiş ve onlara Kırım Türklerinden kalan evler verilmiştir. Özerk bir cumhuriyet olan Kırım, Rusya Federasyonu SSC’nin bir bölgesi haline getirilmiştir.
Stalin’in insanlık dışı bu uygulamaları onun ölümüyle birlikte nispeten son bulmuştu. Yerine geçen Hruşçev, KP XX. Kongresinde yaptığı bir konuşmada ülkede meydana gelen bütün kanunsuzluklardan ve gayr-i insaî olaylardan Stalin’in sorumlu olduğunu belirterek, onun döneminde birçok topluluğun yaşadıkları yerlerden sürgün edilip haksızlığa uğradığını itiraf etmiştir. Daha sonra peş peşe çıkan kanun ve kararnamelerle sürgüne maruz kalan toplulukların itibarları iade edilmiş, vatanlarına dönmelerine izin verilmiştir. Yalnız Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri ve Volga Almanları bu haktan mahrum kalmışlardır.
Sosyal Değişim
Bu uygulama, Sovyet yönetiminin Türkiye ile yakın ilişkileri olan, sınırlarımıza yakın bölgelerde yaşayan Kırım ve Ahıska Türklerine karşı takındığı tutumun değişmediğini göstermiştir. Vatanlarına dönmelerine izin verilmeyen ancak sürgünlük kısıtlaması kaldırılan Kırım Türkleri, diğer Sovyet vatandaşlarının yararlandığı haklardan istifade etme hakkını elde etmişti. Kırım’da iken tamamen bir tarım toplumu olan Kırım Türkleri, sürgün olarak yerleştikleri başta Özbekistan olmak üzere Sovyetler Birliği'nin çeşitli bölgelerinde sosyal bir değişime uğramışlardır.
Kırım Türkleri artık bir sanayi toplumu olmuş, insanlar fabrikalarda, çeşitli işletmelerde ve inşaatlarda çalışmaya başlamıştı. Bunun neticesi olarak yeni bir işçi sınıfı doğmuştu. Eskiden tarımla uğraşan bu insanların artık kimi şoför, kimi teknisyen, kimi marangoz gibi mesleklere sahip olmuşlardı. Nüfusunun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşamaya başlamıştı. Gençler yüksek tahsil yapma imkanı bulmuş ve Kırım’da iken sürgün edildikleri dönemde hemen hiç mevcut olmayan öğretmen, doktor, mühendis, akademisyen gibi aydın bir Kırım Türk zümresi oluşmuştu. Ancak Kırım Türklerinde meydana gelen bu sosyal değişim, içlerindeki vatan sevgisini bir an olsun kaybettirmemişti.
Sürgün yerlerinde doğan ve büyüyen bu yeni nesil, sürgünün bütün acısını yaşamış büyükleriyle birlikte vatana dönüş için milli mücadele hareketini başlatmıştı. Böylesine organize ve dinamik bir hareketin Sovyetler Birliği’nde eşi ve benzeri görülmemişti.
Yeniden
Sürgün
Sovyet Hükümeti’nin her türlü baskılarına rağmen yılmadan mücadelesine devam eden Kırım Türk Millî Hareketi’nin ilk zaferi 3 Eylül 1967 tarihinde çıkan “Af Kararnamesi” olmuştur. Sovyet yönetiminin vermiş olduğu bu taviz, Kırım Türklerine Sovyetler Birliği’nin her yerinde yaşama hakkı veriyordu. Kararnamede “Kırım’a Dönemezler” şeklinde bir ibare yer almadığı halde, büyük ümitlerle geri dönmek isteyen Kırım Türkleri vatanlarına kabul edilmemiş, Kırım’a gidenler vatanlarından ikinci kez zorla çıkarılmışlardı.
Buna rağmen mücadeleye devam eden Kırım Türkleri, Sovyet insan hakları savunucularının da büyük desteğini almıştı. Bu destekle faaliyetlerini daha da artıran hareket üyeleri Moskova’ya heyetler göndermiş, resmî makamlara toplu dilekçe ve mektuplar yollamış, büyük kalabalıların toplandığı gösteriler düzenlemişlerdi. Kırım Türklerinin bu mücadelesi yurt dışına da taşmış ve yabancı devletler tarafından dikkatle takip edilmişti.
Mustafa Cemiloğlu’nun Mücadelesi
Sovyet Devleti’nin bu mücadele karşısında yapabildiği tek şey, Kırım Türklerine uyguladığı baskı ve cezalandırma hareketleri olmuştu. Harekete katılanların bir kısmı tutuklanarak hapse atılmış, birçoğu hakkında birbiri arkasına davalar açılmış, kimi de işlerinden çıkarılmıştı. Hareket liderlerinden Mustafa Cemiloğlu ömrünün 15 yılını Sovyet çalışma kamplarında geçirmiş, bir mahkûmiyeti sırasında tam 303 gün açlık grevine gitmişti.
Bütün dünyaya açlık grevinde öldüğü bildirilen Cemiloğlu, hayatta kalmayı başarmış ve 1987 yılında Moskova’nın Kremlin meydanında organize ettiği mitingle Kırım Türklerinin sesini tüm dünyaya duyurmuştu. Bu miting, Sovyetler Birliği’nde meydana gelen değişikliklere büyük etki yapmıştı ve Kırım Türklerinin vatana dönüş yolun açılmasında da büyük rol oynamıştı. Nitekim, 1989 yılında SSCB Yüksek Sovyeti tarafından Kırım Türklerinin bütün hakları garanti altına alınarak vatana dönmelerine izin verilmişti.
Dileğimiz yıllardır hasretini çektikleri vatanlarına dönerek, burada huzur, barış, mutluluk ve refah içinde ebediyen yaşamalarıdır.