
aradeniz’in kuzeyinde yer alan ve jeopolitik açıdan oldukça önemli bir yerde bulunan Kırım, tarih boyunca Rusya’nın genişleme politikasının kilit noktasını oluşturmuştur. Altın Orda devletinin dağılmasından sonra bu bölgede kurulan Kırım Hanlığı, Osmanlı Devletinin himayesiyle birlikte Rus işgaline kadar olan süreçte oldukça güçlenmiştir.
Daha sonraki süreçte II. Katerina’nın (1762 – 1796) 1783’te Kırım’ı ilhakı ile Kırım Tatarları için yeni bir süreç başlamış, Osmanlı hâkimiyeti altında yaşadıkları refah günleri geride kalmıştır.
Rusların, kendileri için önemli bir bölge olan Kırım’a yerleşmeleri, Tatarlar için oldukça sıkıntılı günlerin habercisidir. Öyle ki Ruslar, ağır baskı ve sindirme faaliyetleri yürütmüş ve Kırım Tatarlarının etnik kimliklerini bu bölgede eritmek istemişlerdir. Rus hâkimiyeti altında bir Türk topluluğu olan Kırım Tatarlarının 19. yüzyıldaki durumu, Rusların siyasi politikasını anlamak ve Kırım’daki Türk varlığının tespiti hususunda oldukça önemlidir.
Altın Orda egemenliği ile Tatar olarak çağrılmaya başlanan Kırım Türkleri, Kırım Hanlığı’nın kurulması ve bu devletin 1475’te çağın en önemli güçlerinden Osmanlı Devleti’ne bağlanması ile son parlak devrini yaşamıştır. Bu süreçte Kırım Türkleri ve Anadolu Türkleri arasındaki kültürel ve iktisadi bağlar güçlenmiştir. Osmanlı hâkimiyeti döneminde, mezkûr devletin Rus Sahasına ve Balkanların ötesine yapmış olduğu seferlerde önemli rol oynayan Kırım hanları, bu hususta âdeta Osmanlıların ileri karakolu vazifesini üstlenmişlerdir.
Fakat Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemiyle beraber giderek zayıflaması hanlık ve Kırım Türkleri adına yeni ve zorlu bir süreci de beraberinde getirecektir. Rus İmparatoriçesi II. Katerina zamanında 1783’te Rus İmparatorluğu idaresi altına giren Kırım Türkleri için zorlu bir dönem başlamıştır.
Rusların Kırım’a girmesi, Kırım’ın yerli halkının kaderini oldukça olumsuz yönde etkilemiştir. Rus İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına aldığı şehirler tahrip edilmiş, Kırım Tatarlarının hakları sınırlandırılmış, yerli halk zulme maruz kalmış ve hatta sürgün edilmiştir. Kırım Türklerinin yaşadığı köylere Ruslar iskân ettirilmiştir. Tatarlar üzerindeki demografik ve ekonomik baskılara, yabancı bir idarenin altında yaşamanın bir sonucu olan dini, idari ve psikolojik baskılar da eklenince, özellikle Osmanlı Devleti’ne olmak üzere tam bir hicret hareketi ortaya çıkmıştır.
Rus işgalinden hemen sonra başlayan ve yaklaşık 150 sene devam eden bu hicret, 19. yüzyılda, özellikle göze çarpan 1812, 1828-1829, 1860-1861, 1874, 1890 ve 1902 olmak üzere altı dönemde zirveye ulaşmıştır. 1874’ten sonra, askerlik hizmetinin Tatarlar için mecburi hâle gelmesi de göç etmeleri için önemli bir faktör olmuştur.
1783-1922 arasında 1.800.000 Kırım Tatar’ının vatanlarından çıkarıldığı tahmin edilmektedir. Böylece bu göç hareketi Kırım Tatarlarını Kırım’da azınlık hâline getirmiştir. Kırım Türklerinin maruz kaldığı bu acı tecrübe elbette ki dönemin kaynaklarına yansımıştır. Neticede Anadolu'ya yapılan sürekli göçler, Osmanlıların, Kırım Türklerinin nasıl bir baskıya maruz kaldıklarını anlamaları için yeterli olmuştur. Fakat artık Osmanlı hâkimiyetinde olmayan bu sahada olup bitenler elbette ki kaynaklara ince detaylarıyla da yansımamıştır.
Diğer taraftan Rus kaynaklarının, Rusların, Kırım’daki yeni politikaları ve Kırım Türklerinin durumları hakkında vermiş olduğu bilgilerin de tabii ki sansürlendiğine dikkat çekmek gerekir. Mesela 19. yüzyılın başlarında Ruslar adına Kırım’da bulunarak Kırım’ın genel durumu hakkında bilgi veren Pallas’ın, Kırım’ın coğrafyası, toplumu, kültürü ve iktisadı hakkında doyurucu bilgilerine rastlasak da Rusların Türklere karşı uyguladığı sert politikaları görmezden geldiğini söyleyebiliriz. Bu noktada dışarıdan bir gözün, Rus işgalinden sonra Kırım’daki genel vaziyeti analizi önem kazanmaktadır.
Yabancı seyyahların özellikle 19. yüzyıldan sonra Rus sahasını tanımak adına yapmış oldukları geziler, bu hususta, gerçeği yansıtması adına araştırmacıların işini kolaylaştırmaktadır. Neticede çalışmamızın konusu olan, 19. yüzyıl Batılı seyyahlarının Kırım ve Kırım Türkleri hakkındaki analizleri, bölgenin bu yüzyıldaki sosyal, kültürel ve iktisadi yapısını kavramamız adına bize yardımcı olduğu gibi, bölge halkının içinde bulunduğu zorlu şartları da görebilmemiz adına muazzam bir katkı sağlamıştır.
Bu noktada 19. yüzyıl seyahatnamelerinde Rus işgalinden sonra Kırım şehirlerinin içinde bulunduğu durum hakkında gerçekçi bilgilere ulaşılabilmiştir. Buna göre, Kırım'a yerleşen, yerli halkın büyük bir çoğunluğunu göç ile eriten ve hâkimiyetini tesis eden Ruslar, Tatarların göç ettiği Kırım şehirlerinin Türk şehri görünümünü yıkıp yerine Rus şehirleri kurmayı planlamışlardır. Bu doğrultuda araştırmanın konusunu teşkil eden seyyahların gezdiği şehirlerde gördüğü tahribatlar eserlerinde net bir şekilde aktarılmıştır.
İlk olarak günümüzde hâlâ ayakta kalan Hansaray'ın bulunduğu şehir Bahçesaray'da çeşmelerin varlığına oldukça dikkat çeken seyyahlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru çeşmelerin yıkıldığından ve yok edildiğinden bahsetmektedirler.
Bu şehirde özellikle Hansaray’ı gezen seyyahların notlarına göre, şehrin geneline göre özellikle bu mimari yapının Katerina için korunduğu belirtilmektedir. Bunun dışında Bahçesaray ve Akmescit şehrinin diğer Kırım şehirlerine göre Türk-Tatar şehir yapısını daha fazla korumuş olduğu seyyahlar tarafından doğrulanmaktadır.
Büyük Tahribat!
Kefe dâhil olmak üzere diğer şehirlerde de Rus tahribatının genel bir izlenimini veren seyyahlar, Kırım şehirlerinin Ruslar tarafından hâlâ yıkıma uğramaya devam ettiğinden bahsetmektedirler. Özellikle Osmanlı Devleti hâkimiyeti altında büyük bir ticari liman olan Kefe’nin Rus hâkimiyeti altında eski önemini kaybettiği görülmektedir. Buna ek olarak Karasubazar şehrinin de Kefe ile aynı kaderi paylaştığı açıkça belirtilmektedir.
Bir başka Kırım şehri olan Kerç’te ise seyyahların daha çok şehrin bakımsızlığı üzerinde durması, Rus tahribatının verdiği sonuçlardan biridir. Eski Kırım, Yalta, Balaklava gibi şehirlerde seyyahlar tarafından Tatar nüfusunun çok az olduğunun vurgulanması, Rus baskısı ile göç eden Tatar nüfusunu doğrulamaktadır.
Yapılan akademik araştırmalar da Rusların, Kırım şehirlerinde yaptıkları yıkımları doğrular mahiyettedir.
Seyyah Clarke, Rusların tahrip ettiği malzemeleri kurşun yapmak için önce kurşun borularının çıkarıldığını, daha sonra kışla yapımında kullandıkları bütün mermer levhaları ve yapı malzemesi olarak kullanılan büyük taşları yıktıklarını ve son olarak su taşıyan kanalları yok ettiklerini söylemektedir.
Bahçesaray’ı ziyareti esnasında Rusların tahribatının genel bir görünümünü veren Clarke; Rusları vahşi ve barbar olarak vasıflandırarak bu başşehirde, tahribatın tam manasıyla uygulandığını söylemektedir. Verdiği bilgilere göre şehirde Ruslar bir taşı diğerine bitişik bırakmadan tamamen yıkmışlardır. Şehrin merkezindeki Han’ın sarayı, o noktaya bir rehber olmadan kimse tarafından bulunamaz durumdadır. Şehrin geri kalanının üçte birinden fazlası artık yoktur.