Sultan Muhammed Alparslan’ın Şehâdeti

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil 12.04.2019 5950
M
resim
alazgirt Zaferi’nden sonra Sultan Alparslan Eylül 1072'de yüz bin kişiyi aşan ordusuyla Türkistan seferine çıktı. Malazgirt'te elli bin kişiyle bir dünya gücünü yok eden Sultan, bu defa kendisinden son derece emin bir şekilde kaynaklarda, "Yeryüzünü bürüyen askerleri" diye ifade edilen ordusuyla ilerledi. Ceyhun Nehri'ni gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan ve adına “tombaz” denen köprüden yirmi günde geçebildi. Bu da ordusunun miktarı hakkında fikir veriyordu. 

Birliklerin kuşatma altına aldıkları kalelerden biri de Ceyhun Nehri yakınlarındaki Berzem Kalesi idi. Kale komutanı Yusuf Harezmî, kaynaklarda son derece cesur olmasının yanında azgın ve merhametsiz biri olarak da anlatılmaktadır. Selçuklulara karşı bir süre direnen komutan ele geçeceğini ve kurtuluşun olmadığını anlamıştı. 

Sonunda Sultan'a itaatini arz etmeye karar verdi. Ancak o gece için korkunç bir plan tasarladı. Belki son gecemiz diyerek karısı ve çocuklarıyla beraber şenlik ve ziyafet yaptı. Davullar çaldırarak ve şarkılar söyleterek onlarla beraber büyük neşe içinde yedi ve içti. 

Fakat geceleyin karısını ve üç oğlunu, Sultan'ın eline düşüp ona köle olmamaları için vahşiyane bir surette kendi eliyle öldürdü. Ertesi sabah erkenden oğullarını kesmiş olduğu iki keskin bıçağı ayağındaki çizmelerin koncuğuna sıkıştırdı ve Sultan'ın huzuruna gitmek üzere kaleden çıktı. 

Yusuf Harezmi, elleri bağlı bir şekilde Sultan Alparslan'ın huzuruna getirildi. Sultan kendisine birtakım sualler sordu. Ancak o bunlara hep ters cevaplar verdi. Bu duruma çok kızan ve yere dört kazık çakılmasını emreden Sultan, iki gulam tarafından kollarından tutulmakta olan Harezmî’nin bu kazıklara bağlanmasını ve ok atılarak öldürülmesini emretti. 

Yusuf Harezmî’nin ise son bir planı daha vardı. O, bu dünyadan ayrılırken Selçuklu Sultanı'nı da yanında götürecekti. Fakat öncelikle ellerindeki bağlardan kurtulması gerekiyordu. Bunu da son derece zekice bir şekilde, Sultan'ı kendisine karşı tahrik ederek yaptı. 

Kazıklara bağlanmaya çalışılan Harezmi, aniden sesini yükselterek Sultan'a hakaret etmeye ve: "Benim gibi bir köle böyle mi öldürülür. Benden korkuyor musun?" diye bağırmaya başladı. Büyük bir öfkeye kapılan ve sinirden ellerinin titrediği anlaşılan Sultan, karşısındaki adamın bağlarının çözülmesini emrederek oturmakta olduğu tahtının yanı başındaki ok ve yayına uzandı. Oku yayına sürdü ve üzerine doğru hareketlenen Yusuf Harezmî’ye fırlattı. 

Kaynaklarda, "O güne kadar attığı her oku hedefini bulmuştu" diye belirtilen Sultan Alparslan, ilk defa hedefini tutturamamıştı. Ok, Harezmî’nin başını sıyırarak geçti. İşte o anda Yusuf Harezmî çizmelerinin koncuğundan çıkardığı bıçaklarla hükümdarın üzerine atıldı. Sultan Alparslan oturduğu yerden fırlayarak üzerine yürümek istedi ise de bu defa ayağının takılması üzerine yere kapaklandı. Harezmî, etrafındakiler şaşkınlıktan kurtulamadan elindeki bıçağı, yeniden ayağa kalkmaya çalışan Sultan'ın böğrüne sapladı. Sultan Muhammed Alparslan üzüntülü idi. Yanındakiler yarasının acısı ile rahatsız olduğunu düşünüyorlardı. 

O ise kendilerine şahit olunuz diyerek şu tarihî sözleri sarf edecekti: 

“Ne zaman bir yere gitsem veya bir sefere çıkacak olsam, Allah’a tevekkül eder ve ondan yardım dilerdim. Bu defa ise, sefere çıkmadan önce yüksek bir tepeye çıkarak ordumun alay geçit merasimini seyrettim. Hükmüm altındaki bu muazzam orduya baktığımda, yeryüzünün ayağımın altında titrediğini hissettim. Kendi kendime: Ben dünyanın hükümdarıyım! Benim bu muazzam ordumun karşısında kim durabilir. Bu muzaffer ordumla Çin'in en ücra köşelerine kadar giderim, dedim. Fakat işte, Allah kalbime gelen bu gurur sebebi beni yarattıklarının en zayıfının eliyle aciz bıraktı ve cezalandırdı. Ölüm bir pusuda çıkıverdi karşıma. Şahit olunuz! Aklıma gelen bu düşüncelerden dolayı Rabbimden af ve mağfiret diliyorum, tövbe ediyorum:” dedi.

Sultan Alparslan beklenmedik bir şekilde başına gelen bu hadisenin sebebinin, ordusuna duyduğu aşırı güven ve kalbine gelen gurur yüzünden olduğu kanaatindeydi. Her zaman sığındığı Yüce Allah, ordusuna güvenerek büyüklenmesinden dolayı kendisini cezalandırmış, en zayıf bir kulu vasıtasıyla, ona ne kadar aciz olduğunu hatırlatmıştı. Sultan, kalbine gelen bu düşünce sebebiyle işlediği günahtan dolayı yüksek sesle Allah'tan af ve mağfiret dilerken karşısındakilere de Allah'tan başkasına güvenmeyip sığınmamaları hususunda en güzel ikazı yapıyordu. Sultan Alparslan, tedavi için kaldırıldığı çadırında üç dört gün daha yaşadıktan sonra 24 Kasım 1072 Cumartesi şehit düştü tahtının sekizinci yılının bitmesine iki hafta kalmıştı. 

Cenazesi Oğlu Melikşah tarafından Merve götürülerek babası Davut Çağrı Bey'in yanına defnedildi. Sultan Muhammed Alparslan'ın şehadeti bütün İslam dünyasında büyük bir üzüntü ile karşılandı. Halife yayınladığı fermanda, Sultan Alparslan'ın vefatı dolayısıyla üzüntü içinde olduğunu beyan ederek, onun Allah yolundaki cihadını, Müslümanların işlerini yürütme hususundaki çabalarını, Bizans'ı bozguna uğratarak İslam düşmanlarını kahru perişan etmesini ve yaptığı nice güzel hayırlı hizmetleri belirtti, kendisine rahmet dilerken halkı da duaya davet etti. Sultanın vefat sebebiyle Bağdad'da çarşılar üç gün kapalı kaldı.

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür