Stalin Devrinde Kazan Türklerine Yapılan Kültürel Asimilasyon

Prof. Dr. Erdal Şahin 03.07.2018 2631
S
resim

ovyetlerin ilk yılları ve Stalin dönemdeki “fişlemeler”, “açığa çıkarmalar”, “ihbarlar”, “suçlamalar”, “cezalandırmalar” ve “sürgünler” Tatar edebiyatının tabii gelişimini aksatmış, hatta durdurmuştur. Bütün bu olumsuzluklar sebebiyle, ölmeden tutuklanmadan, sürülmeden kalan yazar ve şairler, demokratik ruhu, konulara serbest ve objektif bakışı kaybetmişler, sanat imkânlarından tamamen yararlanamaz olmuşlardır.

Yine, ihtilal öncesinde yazdıklarıyla meşhur olmuş N. Dumavi, M. Ukmasi, Z. Yarmeki, E. Segıydi, B. Rehmet, Z. Burnaşeva gibi edipler de 30’lu yıllarda kalemlerini bırakarak edebiyattan uzaklaşmışlardır. Şüphesiz, bunda bu dönemde yaşanan ideolojik baskı ve sınırlamalar ile yaşananlar karşısındaki korku ve yılgınlık hissi etkili olmuştur.

Stalin’in sosyalizmin kuruluş safhasında sınıf mücadelesinin daha da sertleştiğine dair uydurma teorisine inanış, yazarları sinsi düşmanlarla mücadeleyi abartılı bir şekilde tasvir etmeye, gerçek hayattaki çatışmalar yerine sunî çatışmaları göstermeye, gerçek hayatı süsleyip güzelleştirerek vermeye iter. Yeni toplumun inşa sürecini yazarlar, bu dönemde yukarıda sunulan idari yönergeler ruhunda gösterirler. Ne yapılsa, “böyle gerek” diye düşünülür.

Ülkenin sanayileşmesindeki zorluklar ve kollektifleştirmelerdeki aksaklık ve yanlışlar üzerinde durulmaz. Basında ve edebiyatta daha çok sınıf mücadeleleri ele alınmış, yazılarda molla ve köy zenginlerine sataşmalar büyük yer almıştır. Bu konular, bazı cihanşümul düşünce ve duyguların önüne geçmiştir.

Böylece, edebî eserlerde tasvir edilen hayat manzaralarının seçiminin belli kalıplarda olması, bütün edebî eserlerin konu ve işleyiş bakımından birbirine benzer olmasını sağlar. 1930’lu yıllarda Kazan’da, Moskova’da ve ülkenin diğer yerlerine çıkmakta olan bazı Tatar gazete ve dergileri ile tiyatroları da kapatılır. Bu, kültür ve sanat faaliyetlerinin daralmasına ve sığlaşmasına götüren sürecin bir parçasını oluşturur.

Alfabeler Değiştirildi

Stalin döneminde, Tatar edebiyatı, bilimi ve basınının sadece muhteviyatı ile temsilcileri değil, görünüşü de değiştirilmiştir. 5 Mayıs 1939 tarihi itibarıyla Tataristan’da Sovyet Türklerinin ortak Latin alfabesinden Tatar Kiril alfabesine geçirilmiştir. Maddi ve manevi fedakarlık ile büyük emek sonucu hazırlanan ve yaklaşık on yıldır kullanılan Sovyet Türkleri ortak Latin alfabesi, Stalin’in Sovyetlerde Rus dilini ve alfabesini hâkim kılma düşüncesiyle, yerini birbirinden ayrı Kiril esaslı Türk alfabelerine bırakır.

Tataristan Cumhuriyeti’nde Tatar Türkçesinin yazımında kullanılan Latin alfabesi (Yañalif) yerine, Tataristan yüksek kurulu Başkanlık Heyetinin 5 Mayıs 1939 tarihli kararıyla 1940 yılının Ocak ayından itibaren Kiril alfabesi kullanılmaya başlanır. Bilim adamlarına danışılmadan ve ilmi temele oturtulmadan, üstten gelen buyrukla kabul edilen bu alfabe birçok problemiyle birlikte kullanılmaya başlanır. Stalin siyasetinin yaydığı korkudan ve daha önceki Latin alfabesine karşı çıkanların akıbeti bilindiğinden bu yeni uygulamaya yüksek sesle hiçbir itiraz olmamıştır.

Yeni alfabeyi Tatar dili özelliklerine uygun düşmediğini söyleyen herkese “milliyetçi” damgası vurulur. Stalin sonrasında siyasi hava yumuşamaya başladığında alfabe konusunda düşünceler de basında yer almaya başlar. Diğer Türk halkları, Kazaklar, Kırgızlar, Başkurtlar, Azeriler, Türkmenler vb. bu yumuşama döneminde yeni Kiril alfabelerine bazı düzeltmeler eklerler. Ancak, böyle düzeltme ve değişikliler Tatarlar yapamazlar. Bunu meşhur Tatar âlimi Ebrar Kerimullin şöyle yorumlar: “Bizim sadece Moskova’nın işaret ettiğini yapmaya alışmış uslu ‘liderimiz’, Tatar mankurtlarının desteğine de dayanarak bu işin bir şekilde üstünü örtüp gömdüler.”

Komünist ideolojinin ve yönetimin hoş bakmadığı dinî hayat da Stalin döneminde büyük zarara uğramıştır. Sovyetlerde parti çizgisi ve tatarların çoğunluğun mensup olduğu İslamiyet hakkında resmî görüş, 1925’te yayımlanan “Bolşaya Sovetskaya Entsiklopediya” (Büyük Sovyet Ansiklopedisi)’da ortaya konur.

Din Adamları İmha Edildi

İslamiyet, “feodal sistemin ideolojisi” olarak tasvir edilmiş, “sosyal münasebetlerin fanatikçe bir yansıması” ve “Sovyet rejimine karşı mücadelenin bir aracı” olmakla kötülenmiştir. “Karşı devrimci unsurlar Kur’an’dan yararlanarak insanların dinî duygularıyla oynamaya, sosyalizmin inşasını engellemeye ve Sovyetler Birliği’ndeki işçilerin birleşik cephesini kırmak için, millî ve dinî düşmanlığı tahrik etmeye teşebbüs etmektedirler.”

Bu politikanın kristalleşmesi, Müslümanları ilgilendirdiği ölçüde Stalin dönemindeki büyük temizliğe (1936-1938) zemin hazırlar. Bunu müteakip, Müslüman münevver kesiminin çok büyük kısmı imha edilir. Sadece İdil Ural bölgesinden 7.000 civarında ulemâ tevkif edilerek, Sibirya’daki toplama kamplarına sürülür. Ufa Dinî Nezaretinin başı Müftü Keşşafeddin Tercümanov, 1938’de Japonlara ve Almanlara casusluk yapmakla suçlanarak idam edilir.

Din adamları Müslüman dinî teşkilatlarını ve camileri kollektifleştirme aleyhtarı hareketlerin merkezi olarak kullanmakla suçlanırlar din adamlarından pek çoğu, sünnet uygulamaları sebebiyle insan sakatladıkları gerekçesiyle hapse atılırlar veya Sibirya’ya kamplara gönderilirler. 1936 yılında Ufa Dinî Nezaretinin başı Müftü Keşşafettin Tercümanov ile yardımcısı Ziya Kamaletdinov, Rusya Müslümanlarının ilk kadın kadısı Möhlise Bubi, Moskova Camii imamı Abdullah Şemsitdinov, Omsk camii imamı Gali Gıymuş tutuklanmışlar ve çeşitli sebeplerle türlü cezalara çarptırılmışlardır.

Bütün Camiler Kapatıldı

Bununla birlikte, Sovyet otoriteleri camilerin tahribine yönelik de bir kitle kampanyasına girişirler. 1928’de başlayan bu kampanya II. Dünya Savaşı’na kadar sürer. Camilerin tahribini, kapatılmasını ve okullara, sinemalara, kulüplere, kızıl köşelere ve okuma yerlerine dönüştürülmesini ihtiva eden kampanya öylesine müthiş bir hızla yürütülür ki, 1929-39 yılları arasında 25.000’e yakın cami ortadan kaldırılır.

Bu on yıllık dönemde, Orta Asya’da 14.000, İdil Ural bölgesinde 6.000 (1917’de bu bölgede 8.000 cami vardı), kuzey Kafkasya’da 4.000 ve Kırım’da 1000 cami kapatılır. Bu dönemde, 50.000 kişilik Müslüman nüfusu olan Kazan’da sadece iki cami bırakılmıştır.

Sovyetler dönemi, özellikle Stalin dönemi siyasetinden yazılı kültür, dinî hayatla birlikte sözlü kültür de olumsuz etkilenmiştir. Nekıy İsenbet tarafından hazırlanan Edigey destanı, 1941’de Sovyet-Alman savaşının başlamasından dolayı, yayımlanmadan arşive teslim edilir. Önceleri, Moğol-Tatar istilacılara ve sömürücü sınıflara karşı mücadele eden “Edigeyciler İsyanı”ndan söz eden bir destan olarak tanıtılan bu eserin sonraları Altın Ordu ve Kazan Hanlığı tarihlerini araştırmaya yol açacağı düşünülür. Bunu biraz geç fark eden Komünist Partisi, savaş döneminde niyetlerini ertelemeyi uygun görür.

Savaşın kaderi artık kesinleşince, Rus olmayan toplumların vatanseverlik duygularını körüklemeye ihtiyaç kalmamıştır. Komünist Parti Merkez Komitesi tarafından 9 Ağustos 1944 tarihinde çıkarılan “Tataristan parti teşkilatında kitle politik ve ideolojik işlerin durumu ve iyileştirilmesi çareleri hakkında” kararıyla destan metninin bir bütün hâlinde yayımlanması yasaklanır. Destanı yeniden araştırma ve yayımlama ancak 80’li yılların sonunda mümkün olur. Mart 1988’de Galimcan ibrahimov Kazan Dil, edebiyat ve Tarih Enstitüsünün Filoloji Bilimleri Cumhuriyet Koordinasyon Kurulu toplantısında destanın toplanmış olan metinlerinin durumu ve yayımlanabilirliği görüşülür. Bundan sonra, destan, İlbaris Nadirov tarafından İdégey adıyla 1988 yılında Kazan’da Tataristan kitap Neşriyatında basılır.

Sonuç olarak, Stalin döneminde uygulanan tasfiye faaliyetleriyle tek ideolojili, tek dilli, tek yazılı, tek edebiyatlı, tek bilimli bir birlik ve bunları temsil eden vatandaşlar oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu uğurda, ülkenin maneviyatını temsil eden düşünce ve kalem sahiplerinin bir bir ve bazen topluca yok edilmesine girişilmiştir. Bu politikadan Tataristan da ziyadesiyle etkilenmiş, Tatar halkı kültürünün taşıyıcısı ve geliştiricisi olan binlerce aydınını; kültür, bilim, sanat, din vb. adamını kaybetmiştir. Herhangi bir cezaya maruz kalmayanlar ise dönemin tasfiye politikası karşısında sinmiş ve susmuşlardır.

Temsilcileri öldürülen, hapsedilen, sürülen veya sindirilen tatar edebiyatının gelişimi hâliyle duraklamış, zayıflamış ve alfabenin de değiştirilmesiyle âdeta felç olmuştur. Yeni bir alfabeyle başlayan bu dönemde Stalin, II. Dünya Savaşı ve komünist ideoloji edebiyatın, basının, sanatın ve sosyal bilimlerin yegâne konusu hâline gelmiştir. Bu alanlarda o dönemde göklere çıkarılan Stalin, özellikle hürriyetlerin arttığı seksenli yılların sonlarında, Sovyetler birliği halkları edebiyatı ve tarihinde kişisel zaafları, gaddarlıkları, yaptığı kirli ve muzır işleri öne çıkarılarak yargılanacaktır.                

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür