890’lı yıllar, Sultan II. Abdülhamid Han’ın İslam dünyası ile irtibatının hızlandığı ve Osmanlı’nın “manevi nüfuzunun” Uzak Doğu’da da akis bulduğu yıllardı. Japonya'ya gönderilen Ertuğrul gemisi, Güneydoğu Asya ve Uzak Doğu’da Müslümanlar arasında dalgalanmalara, İstanbul’a karşı muhabbet ve hürmetin artmasına sebep olmuştu. Müslümanlar, yakın oldukları liman şehirlerine, hilâlin dalgalandığı gemide namaz kılıp, Halife Abdülhamid Han’ın sağlığı ve Osmanlı devletinin bekası için dua etmeye âdeta akın edercesine geliyorlardı.Hind Okyanusu kıyısındaki limanlarda böyle çoşkulu anların hatırası henüz tazeliği korurken, bu defa Sibirya’dan Rus-Çin sınırındaki Simipolat (Yeditaş) şehrinden, 22 Kasım 1890 tarihli ilginç bir mektup, Şakir Paşa vasıtasıyla Yıldız Sarayı’na bizzat II. Abdülhamid Han’a ulaştırılıyordu.
Bugün Kazakistan’ın Rusya sınırında kalan şehir, 1908’de Japonya’ya gitmek üzere Simipolat’tan geçen meşhur Türk seyyah Abdürreşid İbrahim’e göre, küçük fakat ticarî açıdan önemli bir şehirdi. Özellikle İrtiş nehri kıyısındaki vilayette yetişen hububat bütün Rusya’yı beslemekte, hatta Ruslar tarafından Avrupa’ya ihraç edilmekteydi.
Simipolat’ın “Siryo” adı verilen çeşitli hayvan derileri, Rusya pazarında en önemli yere sahipti. Ayrıca, zengin altın yatakları da vardı. Şehirde dericilik ve altın madenciliği Tatar Müslümanlarının elindeydi. Bunlar 1850’li yıllarda Kazan ve İç Rusya’dan gelmişlerdi. Şehrin bir mahallesi de Buharalılar’dan oluşmaktaydı. Ancak, şehirde önemli makamlar Hristiyan Ruslar’ın elindeydi.
Beldeme Örnek Olur
Mektup, Simipolat’ın Zaysan beldesi imamı Veliyullah Enveri Efendi’den geliyordu. İmam Efendi, Şakir Paşa aracılığıyla yazdığı “ilginç” mektubunda, önce sultana bağlılık ve dualarını belirtiyor, sonra da oğlu Nasûh ile kızı Mestûre Banu’yu İstanbul’a göndermek istediğini, bunların eğitimlerini tamamlamak üzere kabüllerini istiyordu:
“Devletlü Şakir Paşa Hazretleri; aciz bendelerinin ileride bildireceğim istek ve bağlılığımı, karaların ve denizlerin hakanı, cihanın göz nuru, kalplerin sevgilisi, alimlerin en azizi, sultanlar sultanı, Cenab-ı Rabbü’l-aleminin Resulünün Halifesi, yüce Padişahımızın makamlarına ulaştırmamda aracılık etmenizi, acizâne rica ve temenni ediyorum.
Memleketim, Rusya’da, Batı Sibirya bölgesinde, Çin sınırında Simipolat eyaletinin Nerayanski Post kazasının Zaysan beldesi imamıyım. Yaşı sekize gelmiş “Mestûre Banû” adlı bir kızım ve beş ay evvel akıl baliğ olmuş "Nasuh" adlı bir oğlum var. Bu uzak memlekette ve bu mahrumiyet diyarında bu küçük kasabada çocuklarımızın eğitim-öğretimi için İslam mektepleri yoktur.
Bu sebeple çocuklarımızın eğitimi için fevkâlede bir müşkilat çekilmekte, bütün çocuklar cehalet pençesinin bu zifiri karanlığında boğulmaktadırlar. Adı geçen iki çocuğumdan oğlum Nasuh’u Halifemize bendeliğe nezr eyledim. Kızım Mestûre Banû’yu da, sultanın Harem-i Hümayun’larına Hanım Efendi’ye nezr eyledim. Eğer bu isteğim kabul olursa, can ve vücudumla ve milli hislerimle buna hazırım.
Bu uzak diyarda, benim bu teşebbüsüm, beldeme bir örnek olabilir düşüncesiyle, arzımın kabulünü mülk ve milletin yegâne hâmisi ve bütün müminlerin gerçek babası olan Padişah Efendimiz’den beklemekteyim. Vatan ve milletin ihtiyacı, şeriatın hâmisi, cömertlikte örnek sultanımız, dilerim ki bu arzumu yerine getirirler."
Kaynaklar:
1- Abdürreşid İbrahim, XX. Asrın Başlarında İslam Dünyası ve Japonya’da
2- İslamiyet, Haz.: Mehmet Paksu, İstanbul, 1987, c.I, s.67-68. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK. AZJ 19/110