Selçuklular Devrinde Merv Türkistan'ın İlim ve İrfan Merkezi İdi

Prof. Dr. Mehmet M. Söylemez 17.09.2017 2462
S
resim
elçuklular, kuruluş döneminde başkent olarak Nişabur seçmelerine rağmen Merv eski önemini hiç yitirmemiştir. Hatta bu dönemde ihtişamının zirvesine ulaşmış, dahası bu devletin gelişmişliğinin de doruk noktası olarak kabul edilmiştir.

Dandanakan meydan muharebesinden (1040) sonra Merv'de yapılan merasimle Tuğrul Bey Selçuklu Devleti'nin ilk sultanı ilan edilmiştir. Daha sonra Selçuklu ülkesi üç kısma taksim edilerek yapılandırılmıştır. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne Merv'e bağlanarak Çağrı Bey in yönetimine verilmiştir. Çağrı Bey, Merv'i merkez yaparak, buraya yerleşmıştir.428/1036 senesi Recep ayının ilk Cuma günü Merv'de Çağrı Bey adına melik (bölge hükümdarı) olarak ak hutbe okunmuştur.Böylece Merv, Saffarîlerden sonra yeniden Horasan'ın merkezi olmuştur. 

Çağrı Bey buraya yerleştikten sonra Tuğrul Bey adına değil kendi adına para bastırmış; hatta şehirde kendi adına "meliku’l-mulûk" ünvanıyla hutbe okutmuştur. Çağrı Bey döneminde şehrin fiziki yapısında hızlı bazı değişimler yaşanmıştır. Selçuklulardan çok önce Sultan Kale'ye kayan şehrin, etrafına surların inşası bu dönemde başlamıştır. 

Keza şehrin merkezi haline gelen Macan bölgesinde bazı binalar inşa edilmiştir. Sultan Sencer'in sağlığında yaptırdığı ve "daru'l-ahire" olarak bilinen kabri ile birlikte burası daha da canlanmıştır. Muhammed b. Atsız es-Serahsî’nin mimarlığını yaptığı bu kabir günümüzde hala ayakta durmaktadır. 

Çağrı Bey Merv'i çok seviyordu. Bunun için vefat ettiğinde buraya defnedilmek istiyordu. Nitekim onun bu vasiyeti gereği Serahs'ta vefat etmiş olmasına rağmen naşı taşınıp buraya defnedilmiştir. Çağrı Bey'in vefatı ile Merv önemini kaybetmemiştir. Onun vefatından sonra da Alpaslan'ın payına düşmüştür. Alpaslan gerek bu dönemde gerekse Tuğrul Bey'in vefatı ile birlikte yerine hükümdar olunca Merv şehrine olan ilgisini sürdürmüştür. Maveraunnehr’e düzenlediği bir seferde vefat etmiş ve vasiyeti gereği burada babası Çağrı Bey’in yanına defnedilmiştir.  

Kuşkusuz Merv, Sultan Alpaslan döneminde (1072-1063) hem fiziki yapısında hem de sosyal dokusunda olumlu değişiklikler yaşamıştır. Nitekim Selçuklu tarihçilerinden Sadrettin el-Hüseyî’nin de ifade ettiği gibi Sultan Alpaslan her sene Ramazan ayı başladığında şehrin özellikle de fiziki yapısı ve kurumlarının ihtiyacında kullanılmak üzere bin dirhem ayırırdı. Keza bu meblağ kadar bir parayı da şehrin özellikle fakir fukarasına dağıtırdı.

Alpaslan'dan sonra tahta geçen Melikşah, Merv'e önem veren Selçuklu hükümdarlarından bir diğeri olmuştur. Melikşah özellikle de şehrin güvenliğine yoğunlaşmış ve Gâvur Kale'nin rabatı olarak gelişen devasa bölgenin etrafına daha önce başlanan surları tamamlamıştır.  

Selçuklularla, zaman zaman yıkıma maruz kalsa da, ihtişamının zirvesine ulaşan Merv, bu devletin muktedir 
hükümdarı Sencer döneminde yeniden başkent haline gelmiştir. Altmış yıla yakın Merv'de valilik ve hükümdarlık yapan Sultan Sencer, tabir caiz ise şehri baştan sona yeniden inşa etmiştir. Ve eşine ender rastlanan güzellikte bir şehir ortaya çıkarmıştır. Sultan Sencer'in Merv'ini Cuveyni şöyle tasvir etmiştir: 

“Merv Sultan Sencer'e başkentlik yapmıştır. Büyük küçük herkesin derdine derman aradığı bir yerdi. Horasan'ın en münbit ve en güzel topraklarına sahipti. Emniyet ve huzur kuşunun yuvası daima burada bulunurdu. Nüfusunun sayısı Nisan yağmurunun damlalarıyla boy ölçüşürdü. Havası güzeldi. Orada yaşayanların en fakiri bile zamanın padişahları ve emirleri gibi yaşardı. Kendilerini dünya fatihleriyle eş tutarlardı.”

Sencer dönemi (1097-1157) Merv için imar faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı, adeta şehrin yeniden inşa edildiği bir dönem olmuştur. 

Moğol Vahşeti

XII. yüzyılın başındaki Moğol istilasında İslâm şehirlerinin önemli bir kısmı harabe hale getirilmiştir. Ancak bu istila hiçbir şehirde Merv kadar yıkıcı olmamıştır. O tarihlerde yaklaşık 1.000.000 kadar nüfusu bulunan şehrin yarısı Cengiz Han'ın oğlu Tulu (ö.1232) tarafından kılıçtan geçirilmiştir.

Merv'in Moğollar tarafından yıkılışını anlatan Cuveyni ilginç ayrıntılar da aktarmaktadır. Onun verdiği bilgilere göre Moğollar şehre girince halkı şehrin dışında toplamışlardır. Kadın ve çocuklar erkeklerden uzaklaştırıldıktan sonra genç kızlar süfli emellere maruz bırakılmış, zanaatkârlar ile farklı amaç için kullanmak üzere güzel kız ve oğlanlardan 400 kişi ayrıldıktan sonra kalanların tamamı kılıçtan geçirilmiştir. 

Bu katliam akşama kadar sürmüştür. Sur duvarları ve mabetler yıkılmış, yakalanan herkes öldürülmüştür. Yağma, yıkım ve öldürme işi bittikten sonra Moğol Emir Ziyauddin Ali, hayatta kalanlara şahne olarak Baybars'ı görevlendirmiştir. Bir araya toplanan bu insanlar sayılmış beş bin kişi oldukları görülmüştür. Ancak yıkıma iştirak edemeyen Moğol artçı birlikleri şehre gelip adam öldürme hakkı talep edince bir araya toplanan bu insanlar onlara teslim edilmiş ve onlar tarafından öldürülmüşlerdir.

Bu katliamdan kaçabilenler ise güneye ve batıya doğru göçmüşlerdir. Hatta o dönemlerde Anadolu'ya göçen bazı Türk kabilelerin olduğu da bilinmektedir. Dört yüz kişi civarında oldukları ifade edilen zanaatkârlar ise esir edilerek Moğolistan'a götürülmüşlerdir. Muhtemelen Moğolların Karakurum (Harhorin) şehrinin imar ve inşasında istihdam edilmişlerdir. 



İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür