Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e Bağdad'da Muhteşem Merasim

Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı 03.10.2012 3682
B

undan yaklaşık yüz elli yıl önce idi. Bağdad, senelerdir beklediği ulu bir misafire kavuşacaktı. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey için yapılacak çok büyük bir hilâfet merasiminin hazırlıkları vardı. Herkes bu Müslüman Türkleri karşılamanın heyecan ve sevinci içinde idi. Zira, tam bir asırdan fazla Bağdad üzerinde siyah bulutlar dolaşıyordu. Nasıl dolaşmasın ki:

Halife bütün siyasî güç ve kudretini kaybetmiş ve çeşitli baskı unsurlarının elinde âdeta zavallı bir kukla halini almıştı. Merkezî otorite sarsılmış daha ziyade bir Kara imparatorluğu görünümünde olan geniş Abbasîler Devleti, bir kısım eyaletlere ayrılmış ve her eyalet çoğu yerde müstakil bir "Emirlik" (Beylik) haline gelmişti.

Abbasî halifeliğinin çoğu kere kendi güçleri ile ortaya çıkan ve çevresine meydan okuyan bu idarî zorbalara karşı, tantanalı, dinî hilâfet unvanları dağıtmaktan başka yapacakları pek bir şey kalmamıştı. 

Hilâfet merkezi Bağdad da dâhil olmak üzere İran ve Horasan'ın büyük bir kısmı ise, yine Şiî doktirinin güçlü bir temsilcisi olan"Büveyh Hanedanı"nın hâkimiyeti altında idi.

Sosyal, siyasî ve dinî bakımdan tam bir hezimet ve kargaşalık içinde Sünnî doktirininin temsilcileri ve bütün İslâm dünyası ve bu şekilde tam bir çaresizlik içinde çırpınıp dururken, doğudan yeni bir güneş doğuyordu. Zira İslâmiyet, tam bir çöküntü asrında (IX. ve X. asırlar) doğuda yarı göçebe Türkler arasında büyük bir hüsn-i kabul görüyordu. İslâmiyet’in doğuda bu Türkler arasında süratle yayılması İslâm âlemine yeni bir güç ve ümit vermiştir. Gözler, doğuya ve doğudaki bu yeni gelişmelere dikilmişti.

Bütün Ümitler “Sahibü’z-Zamanda”İdi

Artık İslâm entelektüel çevrelerinin uzun zamandır İslâm dünyası ve hilâfet müessesesini kurtaracağını bekledikleri "Sahibü'z-Zaman" zuhur etmişti. Kaynaklarda, Sahibü'z-Zaman olarak vasıflandırılan şahıs, Selçuklu Türkleri ve onları büyük bir sabır, dirayet ve üstün kabiliyeti ile devlet kuran Türkler haline getiren Tuğrul Bey'den başkası değildir.

Devrin Abbasî-halifesi, gerek İslâm dünyasını gerek ise kendi şahsında temsil edilen hilâfet ve Sünnîliği, içine düştüğü bu buhrandan ancak Selçuklu Türkleri'nin kurtarabileceğine inanıyordu. Bunun için de halife El-Kâim bi-Emrillâh, El-Muslime ve El-Mâverdî gibi devrin çok büyük şahsiyetlerini, âlim ve kadılarını Tuğrul Bey'e elçi olarak göndermiş ve onu Bağdad'a davet etmiştir.

Türk Sultan’ı Tuğrul Bey Geliyor...

Büyük Türk Sultanı Tuğrul Bey'in ise; Hazreti Peygamber'e hizmetle şeref duymak, Hac yapmak, Hac yollarını Bedevi Araplar'ın şerrinden koruyarak yol emniyetini sağlamak ve Şiîliğin kökünü kurutmak gibi yüce gayeleri vardı.

Bu gayelerini gerçekleştirmek için o, Türkmen boylarından oluşan muazzam bir ordu ile Bağdad'a yürüdü. Ordusunda bu günkü tabiri ile bir tank görevi yapan 18 de fil vardı.

İbnü'1-Adîm, genellikle Türk ve Oğuzlardan oluşan Selçuklu Ordusu'nun 120.000 kişi olduğunu kaydetmektedir.

Selçuklu Sultanı'nın bu şekilde Bağdad'a yürümesi ve Hilâfet merkezinde görünmesiyle yer yerinden oynamıştı. Hilâfet merkezi bir coşku ve bir heyecan denizini andırıyordu. Zira o devirlerde, Hadislerde müjdelenen insanlar geliyordu. Asırlardır bir ümit ve sabırla beklenen Allah’ın hâlis ordusu, İslâm’ın kurtarıcıları “Türkler”geliyordu.

Gerçekte Selçuklu Türkleri ve onun âdeta kendini Hazreti Peygamber'in hizmetine adamış ulu Sultanı Bağdad'ta İslâm tarihinde daha hiçbir devlet büyüğüne nasip olmayacak bir tarzda muazzam bir merasimle karşılanmıştır.

Tuğrul Bey ve Selçuklu askerî aristokrasisi buraya davet edilecek Halifenin kendisine vereceği unvanlar burada ilân edilecek ve kıymetli hediyeler de burada takdim edilecekti.

Hilâfet sarayında yapılması kararlaştırılan bu tören için her şey çok daha önceden bütün incelikleri ile planlanmıştı. Ev sahipleri başta Halife olmak üzere bu aziz misafirlerini ağırlamak için hiç bir fedakârlıktan çekinmemişlerdi.

Merasim meydanına önceden iki büyük taht kurulmuştur.Bunlardan birine İslâm dünyasının dinî lideri Halife, diğerine ise elinde siyasî güç ve kudret bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey oturacaktı.

Bu büyük merasimin bir Cumartesi günü yapılması kararlaştırılmıştı (25 Ocak 1058). O gün geldiğinde Halife, Tuğrul Bey'e Sümeyriyye'den binip gelmesi için özel surette hazırlanmış bir küheylan gönderdi. Selçuklu Sultanı bu ata bindi. Yanında sivil ve asken erkân Selçuklu aristokrasisi,Türkmen Beyleri olduğu halde doğruca resmî merasimin icra edileceği yere ve Hilâfet sarayına geldi.

Abbasî Halifesi EI-Kâim bi-Emrillâh (1030-1074), İslâm dünyası ve Bağdad sokaklarını dolduran Selçuklu Sultanı’nı, sırtında Hazreti Peygamberin Bürde-i Şerifi (Hırkası) ve elinde asası olduğu halde 3 metre yüksekliğindeki ulu saltanat tahtında oturarak karşıladı.

Allah Bütün Ülkelerin İdaresini Sana Vermiştir

Tuğrul Bey'in yanına, daha önceden hazırlanmış kıymetli taşlarla süslü, altından yapılmış heybetli bir tahta oturmasını işaret etti. Daha sonra halka Selçuklu devlet ricali ve hilâfet erkânı asker ve sivillerden oluşan çok büyük bir kalabalık önünde Türk Sultanı'na hitaben şu tarihî konuşmayı yaptı:

"Müslümanların Emir'i senin hizmetlerine teşekkür etmekte ve başardığın büyük işlerle iftihar etmektedir. Allah'ın sana lütf ettiği bütün ülkelerinin hepsinin idaresi senin uhdene verilmiştir. Öyleyse insanlar arasında adaleti yay. Zulümden sakın! Sana uyanların iyiliği için elinden gelen her şeyi yap!... "

Halifenin bütün bu konuşmaları tercüman vasıtasıyla Sultan'a aktarılıyordu. Sultan'ın, Halife'nin bu, O'nun yaptığı hizmetleri dile getiren övgü dolu konuşmasından son derece duygulandığı her halinden belli oluyordu. Daha sonra sıra karşılıklı hediyelerin verilmesine sıra gelmişti. Bu cümleden olmak üzere Halife Türk Sultanı'na hilâtlar vermiş, taç giydirmiş ve bir de altın kılıç kuşatmıştır.

Kendisine gösterilen bütün bu izzet ve ikramlardan son derece mütehassıs olan mütevazı Türk Sultanı hemen İslâm Halifesi'nin eline sarılmış önce onu hürmetle öpmüş, sonra da Halife'nin, mübarek bildiği elini gözlerine sürmüştür.

Bu muazzam merasimin bir devamı olarak Tuğrul Bey, bu büyük Fatih, İslâm İmparatorluğu'nun naibi ilân edilmiş ve kendisine bir de ahd (menşur) verilmiştir. Halife onu bütün İslâm dünyası namına "Doğunun ve Batının hükümdarı" olarak selâmlamıştı.

Bütün bu merasimlerden sonra, sıra Türk Sultanı'nın Halife'ye hediyelerini armağan etmesine gelmişti. İbnü’l-Esir'in bildirdiğine göre Türk Sultanı hediye takdim etmekte Abbasî Halifesi'nden hiç de geri kalmamıştır. Bu hediyeler arasında pek kıymetli mücevherat, ayna, 50.000 dinar nakit altın, her türlü silâhla teçhiz edilmiş atları ile birlikte yalın kılınç 50 Türk süvarisi, top top, ipekli nadir elbiselik kumaşlar vardı. Bütün bunlar Türk Sultanı tarafından halife ve yakın çevresine hediye  edilmişlerdi.

Artık Hakimiyet Türklerde

Bu merasim esasen "Dinî hâkimiyetle, siyâsî hâkimiyet" in bir birinden ayrılması, siyâsî hakimiyetin bundan böyle Türkleri geçmesi için yapılan bir merasimdi. Türkler çok daha aktif olarak ve bütün yetkilerle yeni görevlerinin yani Sünnîliğin temsilciliği ve hilâfet ülkelerini koruma görevinin başına getiriliyorlardı.

Selçuklu Türkleri'nin ulaştığı bu safa ve hilâfet merkezinde kazanmış oldukları bu siyasî zaferle Türkler'in daha sonra dokuz asır devam edecek olan Türk-İslâm Saltanat devri başlamış oluyordu. Artık kılınç Türkler'in elinde idi. Bunun karşısında hiç bir ecnebî kavim duramazdı.

Bununla beraber, Tuğrul Bey'in yeni insiyatifi ile merasim ve onun yüklediği vecibeler lafta kalmamış, kısa bir zaman sonra meyvelerini vermeye başlamıştır. Şehrin yapısı değişmiş, Bağdad hilâfet ülkesinin bu eski merkezi yavaş yavaş Türkleşmiştir. Şehirde bir canlılık ve hareket başlamıştır. Bu aradaTuğrul Bey şehrin uygun bir mahalline kendi ikameti için yeni bir de  saray yaptırdı.

Onun yanında Türkmen Beyleri ve Selçuklu aristokratları için yeni yeni daha bir çok köşkler, konaklar inşa ettirdi. Askerler için  büyük kışlalar inşa edildi. Bütün bunların yanısıra  bir de Ulucamiî yapıldı. Böylece  burası askerî bir garnizon olmaktan ziyade bir "Ordu Kent" Türkler için kurulmuş bir şehir olmuştu.

Selçuklu Türkleri'nin kurdukları bu şehre daha sonraları “Tuğrul Bey Şehri" denilmiştir.

Şehrin etrafı kalın bir duvarla çevrili idi. Tuğrul Bey artık Halife'nin armağan ettiği o muazzam taht üzerinde oturarak kumandanları, devlet adamlarını,ziyaretçilerini burada kabul ediyor ve halkın şikâyetlerini de  dinliyordu. 

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür