
ürkistan ve genel olarak
Rusya’daki Türklerle ilgili, işgâl sonrası Rus politikasında en önemli isim,
Nikolay İvanoviç İlminsky’dir (1822-1891). Kazan dil akademisinde profesör olan
İlminsky, Türklerin Kril alfabesi kullanmasını, Arap harflerini bırakmalarını
ve Türkçe’deki Arapça, farsça kelimelerin öz Türkçe olanlarla değiştirilmesi
gerektiği söylemiştir. Daha önce katı bir şekilde uygulanmak istenen kültürel
Ruslaştırma politikası tepkilere sebep olmuş, Müslümanların daha şuurlu bir
şekilde dinlerine ve kültürlerine sahip çıkmasına yol açmıştı.
Bunun üzerine 1863’lerde İlminsky’nin
olgunlaştırdığı yeni bir politika tatbikat sahasına konulmak istenmiştir. Bu
politika yeni bir Tatar (Türk) aydını oluşturmayı hedefliyordu. Bunlar
Ortodoksluğu kabul edecek, fakat Türkçe konuşup yazacaktı.
Dinsiz Rus oluşturmaktansa,
gayr-i Rus Ortodoks oluşturma projesi daha kabul edilebilirdi. bu politika ile
kısa zamanda büyük başarı elde edildi. 1865 ile 1900 arasında yaklaşık 100.000
Tatar Hıristiyan oldu. Bununla beraber proje bu yönüyle daha fazla ileriye
gidemedi. Çünkü Rus kilisesi böyle bir projeye muhâlifti. Kısmî başarıya
rağmen, kilise ancak bir Rus’un tam bir Ortodoks olabileceğini söylüyor ve
kutsal törenlerin Tatarca olarak yapılmasının, hazmedilmesi zor bir uygulama
olduğunu söylüyorlardı.
İlminsky metodunun Çarklık
döneminde uygulamaya konulan, fakat asıl Bolşevik ihtilâlinden sonra neticesi
alınan tarafı, ayrı Türk boylarını millet haline getirme projesidir. Her Türk
boyunun Türkçesi, tabiatıyla diğerleri ile az çok fonetik ve diğer özellikleri
bakımından farklılıklar taşımaktaydı.
Matbaa, gazete ve diğer toplu
iletişim araçlarının olmadığı dönemde bu farklılıklar tabi sınırları içerisinde
belli bir seviyeye kadar gelişmiş olmakla birlikte, Türkistan ve Rusya’daki
Türklerin birbirlerini rahatlıkla anlayabilmesi bir yana, Balkanlardan giden
bir Türk dahi Türkistan’ın her bölgesinde anlaşabilmekteydi. N. Devlet’in 1917
İhtilâli sonrası gelişmeleri hakkında tesbit ettiği aşağıdaki hususların
başlangıcı işgâl sonrası dönemdir:
“..Her Türk boyu için ayrı
fonetik ve orfografik özelliklere sahip alfabeler teşkil ederek Türk boylarını
eski eserlerini okuma ve inceleme imkânından mahrum etmiş, onların
birbirleriyle eskisi gibi rahatça anlaşmalarına set çekmiş oldu. Hatta
birbiriyle tamamen kaynaşmış olan İdil-Ural bölgesinin sâkinleri Tatar ve
Başkurt boyları hem siyâsî hem kültür yönünden parçalanmış, değişik alfabeler
kullanma mecburiyetinde kalmışlardı. Çarlık devrinin, Gürcü, Ermeni gibi başka
azınlıkların değil de, Türklerin soyadlarının sonuna Rus dilinin ses uyumuna,
dilbilgisi kaidelerine uygun olarak takılan –ev, –ov, –ski, –n gibi hava verme eğilimi Sovyet devrinde de aynen
muhafaza edilmişti. Bunun dışında Sovyet devrinde ana-babalar çocuklarına “enternasyolanalizm” adına yabancı,
bilhassa Rusça adlar takmağa teşvik edilmişti.”
İlminsky ile başlayan süreç,
bölgenin hâkim ırkı ve kültürünü temsil eden Türklere kendi dillerini,
kültürlerini, tarihlerini unutturma yönündedir. Böyle bir metod, Rus işgâli ile
Türk ve İslâm kültürünü ve toplumunu eritme süreci arasında önemli bir bağlantı
vardır.