Rus Cephesinden Alman Esir Kamplarına

Prof. Dr. Ahat Andican 13.01.2022 1034
İ
resim

kinci Dünya Savaşı başlarken Sovyetler Birliği, hazırlıksız yakalandığı saldırı karşısında, cepheye milyonlarca asker yığmıştı. Bunların büyük bir kısmı gerekli eğitimden geçmemişti ve donanımları yetersizdi. Böylesine düzensiz bir insan yığının üstün Alman gücü karşısında başarılı olması bir tarafa; saldırının hızını düşürmesi bile beklenemezdi. Nitekim, harbin ilk aylarında, Rus cephesi beklenmedik bir hızla çökerken Alman Genelkurmayı'nın bile hesaplayamadığı kadar büyük sayılarda harp esiri ele geçti. Sadece Kiev'e yönelik harekâtta 5 Sovyet ordusu yok edilmiş 665 bin esir alınmıştı. Benzer şekilde Wyasma-Bryansk meydan muharebelerinde dokuz Sovyet ordusu parçalanmış, 663 bini aşkın esir alınmıştı.

Harekâtın çok hızlı sürdürüldüğü ilk 4-5 aylık süre içerisinde ele geçen harp esiri sayısı 3 milyonun üzerindeydi ve bu sayı Doğu Cephesi'nde savaşan toplam Alman askeri mevcudu kadardı. Harp esirlerinin büyük bir kısmını da Rus dışı milliyetlere ait Sovyet askerleri oluşturmaktaydı. Esirler Polonya ve Almanya'daki kamplara götürüldüler. Yüz binlercesi yollarda öldü. Esir kamplarına ulaşabilenler ise korkunç şartlarla karşı karşıya kaldılar.

Üstün (!) ırkın temsilcileri, savaşın başlangıcındaki ezici galibiyetlerin sarhoşluğu içerisinde, aşağı ırk olarak tanımladıkları esirlere karşı insanlık dışı bir tutum sergiliyorlardı. Kısa sürede bu kadar büyük sayıda esir alınmış olması ve bunlar için yeterli hazırlık olmayışı durumu daha da kötüleştirdi. Sonuç olarak bulunan çözüm, savaş esirleri ile ilgili Cenevre Anlaşması'nın yok varsayılmasıydı. Bir diğer deyişle, esirler, açlık ve bakımsızlıktan ölüme terkedilmişlerdi.

Resmi Alman verilerine göre, Doğu Cephesi'nde, savaş boyunca alınan toplam esir sayısı 5 milyon 162 bindir. Bunların 1.981.000'i kamplarda ölmüştür. Nakiller sırasında ölenler veya kayıp olarak kaydedilenlerle birlikte bu rakam 3 milyonun üstüne çıkmaktadır. Sağ kalan esirlerden 818 bin kadarı çeşitli lejyonlarda görev alarak cephelerde veya cephe gerisinde Sovyetlere karşı savaşmışlardır. Kalanlar ise Doğulu işçi statüsünde çalıştırılmışlardır.

“9 Ağustos 1941 öğle saatlerinde esir alındım... İki gün sonra, yaklaşık iki yüz kadar esirle birlikte Kirovgrad Kampı'na nakledildim... Kasım ayının ilk haftasında binlerce esir Kirovgrad'dan Uman Kampı'na sürüldü. Sayımız ne kadardı bilmiyorum, ama binlerceydik... Aç ve çoğumuz yarı çıplak, önümüzde ve arkamızda, sağımızda ve solumuzda silahlı alman askerleri; kar ve karla karışık yağmur içinde, sözüm tam anlamıyla sürüldük... On binin ancak üç bini ulaşabildi Uman Esirler hemen hepsi, çoğu Türk boylarından olmak üzere Müslüman esirlerdi. Bu esirleri hemen kampın dışına götürdüler ve kendilerine çukurlar kazdırarak, hemen orada kurşunlayıp öldürdüler. Ertesi günü sıra bize gelmişti. Beni de ayırdıklarında öldürüleceğimi anlamıştım. Rusça konuşan tercüman aracılığıyla subaya, iki rekât namaz kalmak istediğimi belirttim. Önce ne demek istediğimi anlamadı. Fakat dini ibadet olduğunu söyleyince izin verdiler. Ben namaz kılarken hayretle inceliyorlar.

Namaz bitince subay hangi milletten olduğumu sordu. Müslüman Türk olduğumu söyledim. “Yani Yahudi değil misin?” dediğinde, “hayır” cevabını verdim. Subay Yahudi olmadığım halde niçin sünnetli olduğumu sorunca da, sünnet olmanın Müslümanlığın temel şartlarından birisi olduğunu, bu sebeple de, hangi milliyetten olursa olsun, bütün Müslümanların sünnetli olduklarını belirttim. Subay, bir süre, yanındaki diğer Almanla ve tercümanla konuştuktan sonra, bana hiçbir şey söylemeden kamçısıyla omzuma vurdu ve ileride duran esirlerin arasına gitmemi işaret etti.

Bu hadiseden sonra esir ayırma işlemini durdurdular. Biz de bu arada Almanların Yahudileri yok etme politikası yürüttüklerini ve Yahudileri ayırırken de esirlerin sünnetli olup olmadığına baktıklarını öğrenmiş olduk. Bu hususu ilk gün öğrenebilmiş olsaydık, Yahudi zannedilerek öldürülen onca insan kurtulmuş olurdu. Aradan bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen, bunu her hatırlayışımda halâ derin bir üzüntü duyarım. İki rekât namaz kılma isteğim benim hayatımı ve benden sonra aynı akıbete uğrayarak birçok esirin hayatını kurtarmış oldu.”

Cephe boyunca birçok yerde tekrarlanan bu hadiseler, Alman Ordu Komutanlığı tarafından fark edilmiş ve Doğu Bakanlığı ile birlikte bir toplantı düzenlenerek. Yahudilerin dışında Müslümanların da sünnetli olduğu konusunda sivil ve askeri istihbarat birimleri (SD ve SS) resmen bilgilendirilmiştir. Bütün bu çabalara rağmen, esirlerin neredeyse kitlesel boyuta varan ölümleri devam etmiştir. Barbarossa Harekâtının ilk aylarında yakalanarak Polonya'daki Çenstohau Kampı'na götürülen ve kış aylarında orada tutulan 30 bin civarındaki Türkistanlı harp esirinden geriye sadece iki bin kişinin canlı kalabilmiş olması, bu durumu yansıtan tipik bir örnektir. Bu kampta esir ayırma çalışmaları yapan Veli Kayyum Han ve o sırada bu kampta esir olarak bulunan Dr. Baymica Hayit de bu rakamları doğrulamaktadırlar:

“Biz geldiğimizde bu kampta 32 bin yurttaşımız vardı. Bizim taramalarımız tamamlanıncaya kadar (aralık ayı boyunca) yarıya indi. 1942 yılı Ocak'ında bunlardan ancak iki bin kadarı sağ kalabilmişti.

Bizzat Doğu Bakanı Rosenberg, bir konuşmasında, bazı kamlarda tutulan ve Türkistanlı olduğu belirlenmiş yüz bin civarında harp esirinden sadece altı bin kişinin sağ kalabildiğini belirtmiştir. Görüldüğü gibi, savaş sırasında esir alınan her yüz Türkistanlı askerin ancak beş tanesi sağ kalabilmiştir ve bu rakamlar toplu imha tanımlamasına haklılık kazandırmaktadır. Buna karşı Slavlar ve Hristiyan Kafkasyalılar için bu oran yüzde elliler civarında olmuştur.” 







İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür