“Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Batı’ya doğru bir koşu... Yön hiç değişmemiştir. Asya’da kalmak için, Avrupa’nın içinde bulunmaktan başka çare yoktur. Ötüken’den Viyana’ya gelebilmiş, İstanbul’dan iki kıt’aya bakan bir millet için olmayacak iş midir bu?..”
Biz Türkler tarih sahnesine 2700 yıl önce giriyoruz…
lp Er Tunga ( Efrasyab) ilk defa Türkleri idaresi altında toplamak için büyük bir teşebbüs yapıyor. Alp Er Tunga’nın ihtimal 10. Kuşak torunu olan Mete, Kuzey Asya’da muazzam bir imparatorluk kuruyor. Ordusunu onlu birimlerle oluşturuyor. 10.000’er kişilik 20 kadar atlı tümenle Japon Denizi’nden Karadeniz’e, Sibirya buzullarından Hindistan’a uzanıyor. Oğuz Han adıyla tebcil ediliyor (ululanıyor). Ölümü Milâd’dan önce 174 yılıdır. Devlet merkezi bugünkü Moğolistan’ın orta-kuzey topraklarındadır.En Önemli Türk Kavmi
Mete, “Oğuz” denen en önemli Türk kavminin ve Osmanoğulları dahil bütün belli başlı Türk hanedanlarının atasıdır. Onun neslinden olan Göktürk hâkanlarından Bilge Kağan, Orhun Kitabeleri denen Türk dilinin ölümsüz şâheserini taşlara kazdırıyor. 734 yılında ölüyor. Başkenti Ötüken, orta-kuzey Moğolistan’da, Sibirya ormanlarının eteğindedir. 3 adet olan Göktürk âbidelerinin ikisi buradadır. Burası Uzak Doğu, Çin kuzeyi, Sibirya güneyi, soğuk iklim ülkesidir.
840 yılında Türk hâkanları, Ötüken’den çıkarılıyor. Kuşuçuşu 2000 kilometre güney batıya, bugün Çin’e ait Doğu Türkistan’a inip burada yurt tutuyorlar. Burası, yeryüzünün en kapalı, açık denizlerden en uzak bölgesidir. Orta Asya’nın göbeğidir. Sonra kuş uçuşu 2000 kilometre daha batıya gidiyorlar.
921 yılında “Hanefî- Mâtürîdî” mezhebinden İslâm’ı devletlerinin tek resmî dini ilân edip Gök Tanrı dinini bırakıyorlar. 1000 yılı civarında Batı Türkistan’a hakim olup İran’ın başladığı Horasan’a, Hazar Denizi’ne erişiyorlar.
Türk Sultanlığı
Ve Türkistan’dan sonra Türkiye...1040 yılında büyük- hâkanlık tahtına oturan Oğuzlar’ın Selçuklu hanedanı, 1074 yılında başkenti İznik (sonra Konya) olmak üzere Türkiye Sultanlığı’nı kurar. Selçuklular, bir kuşaklık müddet içinde, Horasan’dan Marmara’ya gelmişlerdir. Türkiye devletinin kurucusu Anadolu Fâtihi Birinci Sultan Süleyman-Şâh, Üsküdar’dan karşı yakadaki Ayasofya kubbesini seyreder. Kuzeni büyük-hâkan Sultan Melik-Şâh (ki Malazgirt galibi Alp Arslan’ın oğludur), Karadeniz’e erişir. Kılıcını Karadeniz suyuna batırıp çıkarır. Cenâb-ı Hakk’a şükreder, birkaç yıl sonra Akdeniz’e erişir, aynı şeyi yapar. Türk, açık denizlere çıkmıştır. Ötüken’den İznik’e yürümüştür. 234 yıllık bir yürüyüştür bu... Aslında bin yıllık Batı’ya doğru Türk cihanşümul stratejisidir. Durmuş, bazen tökezlemiş, hedefini asla şaşmamıştır. Hedef sürekli batıya doğrudur.
1453’te İstanbul Bizim
1231 yılında Ahlat’tan kalkıp Sakarya boyuna yerleşen Osmanoğulları, 1354’te boğazı atlayıp Gelibolu yarımadasına ayak basarlar. 1453’te İstanbul artık bizimdir. Yeryüzünün iki kıt’a üzerinde kurulmuş tek beldesinde, 2.700 yıllık Türk medeniyetinin en büyük, en azametli kültür ve san’at şehrini inşa ederler. Türkçe’nin bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda konuşulmuş en güzel ve âhenkli şivesini oluştururlar. Türk’ün estetik dehâ çizgisini yakalarlar.
Ve 1529’da Viyana’dayız. 1683’te Batı’ya doğru hamlemiz kırılır. Şaşırmışızdır, üzülmüşüzdür...
Türk Devleti’nin İstikbâli
Bütün milletler gibi Türk Milletini de nasıl bir gelecek bekliyor?. Her halde bugünkünden farklıdır. Zira geçmiş dönemlerde de çok farklıydı.
Atalarımız bizim Meriç’le Ağrı dağı arasındaki asgari sınırlar içerisinde hür ve mutlu yaşayabilmemiz için akıl almaz fedakârlıklara katlanmışlardır. Bu topraklarım her karışını kan ve terleriyle yoğurmuşlardır. Gaflet uykusuna dalmamak için göz kırpmamışlardır. Gerçi asırların yorgunluğuyla kendilerinden geçtikleri, uyudukları olmuştur. Ama tekrar uyanıp, daha büyük fedakârlıklar sergilemekten vazgeçmemişlerdir.
Bunca gayret, hep gelecek nesillerin mutluluğu için göze alınmıştır. İnsanın fani olmayan tek özelliği, işte bu devamlılık azmidir. Kâinatın fethi asırlarında da atalarının manevi değerlerinden kopmamış milletler varlıklarını devam ettireceklerdir. Rehavet, umursamazlık, ahlaksızlık, bencillik uçurumuna düşmemiş toplumlar için gelecek açık ve ümit doludur.