ÖSS "Uydurukça Dilde" Nereye?..

M.Halistin Kukul 12.12.2009 3150

2009’un ÖSS Türkçesi

2
000 yılından beri, ÖSS'nin, bilhassa Türkçe sorularında Türkçe'yi kullanma hakkında üç makalem yayınlandı. Geçen dokuz senelik sürede, maalesef, hiçbir şeyin değişmediğini görüyoruz. İnadına bir uydurma kelime hastalığı almış başını gidiyor.

   2009'un ÖSS Türkçesi'ne geçmeden önce, 2009 yılı içinde kaybettiğimiz Türk Dünyâsı'nın büyük şâiri ve ilim adamı Bahtiyar Vahabzâde'den almış olduğum mektuptan bir bölümünü sunmak istiyorum. Büyük şâirimiz mektubunda şöyle diyor:

   "Türkçe'nin Geleceği konusundaki makalenizi büyük memnuniyetle okudum. Benim Azerbaycan'daki 50 yıllık mücâdelemin esasını Ana Dili ve onun korunması teşkil ediyor. Siz doğru yazıyorsunuz, haklısınız ki, Türkiye'de dil kurumunun uydurduğu sözler (eser-yapıt, millî-ulusal, hikâye-öykü gibi) siz Türkiye Türkleri'ni Türk Dünyâsı halklarının dilinden koparıyor. Siz bir yandan da ortak dile gelelim diyorsunuz, öte yandan Türk Dünyâsı ile ortak kelimelerinizi dilinizden çıkarıyorsunuz. Sizin bu konudaki düşüncelerinize katılıyorum. Bu bakımdan sizin ‘Öğrenci Seçme Sınavı’ adlı makaleniz benim kalbimi fazlasıyla rahatlattı."

  Vahapzâde'nin bu satırlarının bana çok şey verdiği gibi, muhataplarına da vermesini diliyorum. Zîrâ bu satırlar, Türk Dünyâsı Türkçesi'ne yapılan hücumun dillendirilmesidir. Şimdi, örneklerini arz edeceğim "dil" ile, Türkiye Türkleri anlaşamadığı gibi, Türk Dünyâsı Türkleri de elbette anlaşamayacaktır.


Şimdi, mevzûmuz olan 2009 ÖSS Türkçe sorularındaki Türkçe'ye geçelim.

   Sözcük:

"Türkçe Testi" başlıklı Birinci Bölüm'deki kelimelere göz atalım. "Kelime" dedim amma, otuz soru içinde, bir tek "kelime" kelimesi geçmiyor. O hâlde bundan başlayalım: Sorularda, hiç "kelime" kelimesi geçmemesine rağmen, 13 "sözcük" geçiyor. Bütün Türk Dünyâsı'nın kullandığı "kelime"den niçin kaçılır bilemem.

   Öykü:

 
 Sorularda, merhum Vahabzâde'nin temas ettikleri "öykü", bütün Türk Dünyâsı'nın kullandığı "hikâye" hiç geçmemesine rağmen, tam yirmibir defa geçiyor. Bir defa da "öykücü" deniliyor. Bu ısrar niyedir; bu katılılık, bu antidemokratiklik hangi maksatla yapılmaktadır; bu ilme saygısızlık niçin tahakküm hâlini almaktadır ve her şeyi ben derim olur mantıksızlığı niçin devam etmektedir, anlamak mümkün değildir.

   Yaratma:

  Yaratma'nın kime mahsus olduğunu bilmeyebilirsiniz. Bilirsiniz de, sizin işinize böyle geldiği için böyle yazabilirsiniz. Amma, ilmî anlayışla baktığınız zaman, karşınızdaki genç insanların istikbâlleri mevzuu bahis olduğu zaman, bâzı şeyleri de düşünmeniz gerekir. Otuz soru içinde, bir tane "meydana getirmek, hâsıl etmek, oluşturmak " gibi herkesin bilip kullandığı kelimeler bulunmazken, iki "yaratıcı", dört "yaratısı", bir "yaratabilme" kullanılırsa, burada bir "maksat" aranır. O hâlde; "Nedir maksadınız?"

   Yapıt:

Yine, otuz soruda, bir tanecik olsun "eser" geçmiyor.   Lâkin,   dokuz defa   "yapıt"   mevcuttur. Bir de "başyapıt" var. Peki, bir reklâm filminde gördüğüm-duyduğum ; "Kirden eser kalmadı" yerine ne diyeceğiz efendiler?


   Düş:

Şu "düş" kelimesi, her nedense bu Türkçe âlimlerinin de mağduru olmuş yine. "Düş", Türkçe bir kelimedir ve mânâsı da "rüyâ"dır. Lâkin bu büyük ilim adamları, bunu yanlış olarak ne hâle sokmuşlar bir görelim: Önce “düş kırıklığı”na bakalım. Bizim o güzelim "hayâl kırıklığı” ne olmuş biliyor musunuz? Cevap: Rüya kırıklığı! Ve siz, üniversiteye bu dil anlayışıyla genç seçiyorsunuz, öyle mi? Peki, "düşle", ne mânâya geliyor? Ya "düş gücü" ve hele de "düşsellik" neyin nesi oluyor acaba?

   Olanak:

Sorularda, üç "olanak" geçiyor. Demek ki, imkânsız demek imkânsız bir şey !

   Yaşam:

  Hayat kelimesi yerine tam on "yaşam" kelimesi var. Haklarını yemeyelim iki de "hayat” bulunmaktadır. Şu koskocaman Türk Dünyâsı'na bir bakınız, Vahabzâde Hoca'nın sözlerine kulak veriniz, hiçbir yerde "yaşam" diye bir kelime var mıdır?

  Yazınsal:

  Dört yerde herkesin kullandığı "edebiyat",  fakat "edebî" karşılığındaki üç uydurma "yazınsal" neyin nesidir diyoruz?

   Neden:

  "Neden" kelimesi, bütün dillerde "soru" olarak kullanılır. Bizim ÖSS ise, bunu maalesef yanlış olarak "sebep" yerine kullanmağa devan ediyor. İki "neden" ve bir de "bu nedenle” kullanılmıştır. Halbuki, "bu sebeple, bı münâsebetle, bu yüzden" denilebilirdi. Tabiî ki yerine göre.

   Doğal:

  Tabiî dedim amma, bir tane de olsa “doğal”ı tercih etmişler.

  Biçem:

Üslûp diyememişler de "biçem" demişler.

   Birey-Bireysel:

  Fert, şahıs, kişi, zât diyememişler de illâ da ne idüğü belli olmayan birer tane "birey" ve "bireysel" demişler.

   El-Al:

  “-el” ve “-al” takılarının Fransızca'dan geçtiğini defalarca yazmamıza rağmen, "bireysel, toplumsal, sayısal, düşünsel, şiirsel, yazınsal, anlatımsal, türsel...." demekten geri durmamışlardır. Niçin?

   Duygusal:

  Meselâ, üç defa yazılan "duygusal" ne demektir. Söyleyelim: "Duyguya ait" demektir. Peki, burada hangi mânâda kullanılmış: Duygulu. Ve yine peki, "duygulu" ile "duygusal" aynı mıdır? Aslâ! Duygulu'nun zıddı duygusuz'dur. Duygulu veya duygusuz adam vardır, amma duygusal adam da, onun zıddı da yoktur. Anlaşıldı mı?

   Ya da:

  Sorularda üç tane de "ya da" geçiyor. Düşününüz, bu soruları Türkçeciler hazırlıyor ve üniversiteye girecek öğrencilerin seçimini yapıyorlar. Peki, şu en küçük bir kâide dahi niçin gözden ırak tutuluyor: "Türkçe'de, ya denmeden ya da denmez." Bu hususta, Erciyes Dergisinin 2006 Kasım ayında yayınlanan "Ya Da Hakkında" başlıklı makalemizin okunmasını tavsiye ederiz. Üşenmeyiniz efendim. İlimde üşenme ve ben'lik olmaz.

   Ulus:

Sorularda, üç "ulus" var da bir tane "millet" yok.

   Kuşak:

İki "kuşak" var da hiç "nesil" yok. 

   Koşul:

  Üç Koşul var da hiç "şart" yok.

   Gereksinim:

  " Saptama, karşın, anımsama, bellek, betimleyici, imge, dize" vs. de birer kere var tabii ki.

  Milletin anlaşma, okuma, ilim öğrenme ve ilim yapıp ilim yayma hakkına bu kadar baskı uygulayan bir tarza, ne yazık ki, konuşması gerekenler ses çıkarmamaktadırlar. Soruyorum: Siz bu dille, hangi ilmî çalışmayı yapacaksınız? Siz bu dille hangi uçuran, alıp götüren, kafaları zonklatan şiiri yazacaksınız?

  Müşâhedem odur ki, bunları yazanların ve haliyle bunların zorla yönlendirmeye çalıştıkları şimdiki genç neslin, Türkçe sevdâlıları olan ne Necmettin Hacıeminoğlu'dan, ne Nihad Sami Banarlı'dan, ne Ali Karamanlıoğlu'dan, ne Peyami Safa'dan, ne Yahya Kemâl'den ve ne de Türkçe'nin Sultanı Necip Fâzıl'dan haberleri vardır.
  Allah, akıl ve anlayış ihsan etsin!

İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…