Osmanlı'nın Zor Günlerinde Türkistan Türkleri'nin Yardımları

Abdulvahap Kara 13.09.2010 4205

T
ürkistan Türkleri, Kurtuluş Savaşı’na ve yeni Türk Devleti’nin kuruluşuna kayıtsız ve ilgisiz kalmamışlardır. 1917 yılında Çarlık Rusya’sını yıkan Bolşevikler’in estirdiği hürriyet havasında kendi milli devletlerini kurma gayret ve sıkıntısı içinde olan Kazak, Kırkız, Özbek, Türkmen, Tatar ve Azeri Türkler’i başlangıcından itibaren Anadolu’da yürütülen mücadeleye de olağanüstü büyük ilgi ve yakınlık göstermişlerdir. Bu yakınlığın artmasına Rusya’da 1905 ve 1917 ihtilallerinden sonra ortaya çıkan hürriyet havasında, Rusya Türkler’i arasında büsbütün kuvvet bulan Türkçülük cereyanları sebep olmuştur.

 Bu dönemde Türkistan Türkler’i arasında siyasi faaliyet ve bilhassa dergi ve gazete yayınları artmış , milli şuur kuvvetlenmiştir. 1908 İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türkiye ile Rusya’daki Türk aydınları arasında fikir alış-verişi de hızlanmış  ve Türkistan Türkler’i arasında Türkiye’ye olan ilgi ve sevgi tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir biçimde artmıştır. Bu durumu Türkistan Türkleri’nin Türkiye’ye Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar olan sıkıntılı dönemde yardımcı olma ve onun hayatta kalmasını sağlama gayretlerinden açıkça görmek mümkündür.

Türkistan Türkleri’nin Anadolu Türkleri’ne çeşitli şekillerde vermeye çalıştığı yardım ve destekleri, askeri yardım, para yardımı, fikri veya siyasi destek, olarak üç başlık altında incelemek mümkündür.

Türkler Omuz Omuza

Türkistan Türkleri’nin her ne kadar Türkiye’nin düşmanlarıyla yaptığı silahlı mücadeleleri desteklemek üzere düzenli bir ordu gönderme imkânları olmadıysa da, savaşa ferdi katılımlar olmuştur. Bilhassa haca giden Türkistanlılar’ın giderken veya dönüşte Türkiye’nin saflarında tereddüt etmeden savaşa katıldıklarını görüyoruz.

Bu konuda en eski kayıt 1788 Osmanlı-Rus Savaşına kadar uzanmaktadır. Arşiv kayıtlarına göre, Hicri 1202 Ramazan (1788 Haziran) ayında Türkistanlı Mehmed Bahadır, Hokand’dan hacc niyetiyle yola çıkar. Erzurum’a geldiğinde Osmanlı’nın savaş için asker topladığını işitir. O sırada I. Abdülhamid Rusya’ya harb ilan etmiştir. Bunun üzerine haca gitmekten vazgeçen Mehmed Bahadır 4 arkadaşıyla beraber savaşa katılmaya karar verir. Divan-ı Hümayun’a müracaat ederek savaşmak için 5 at 5 kılıç, üç tüfek ve azık verilmesini ister. 

Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında da Hacc için Mekke ve Medine’de bulunan Türkistanlı Hacılar ile talebelerden bazıları gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmışlardır. Türkiye’ye yakınlık özellikle Balkan harpleri sırasında kendisini belli etmiştir. Kazan Türkleri’nce Hilal-i Ahmer’e çokça para yardımı yapıldığı gibi, Türk ordusunda hizmet görmek üzere gönüllü asker ve hemşireler de gitmiştir. 

Bundan başka 1912 senesinde Medine’de tahsilde bulunan 400 kadar genç Balkan muharebesine gönüllü katılmak üzere İstanbul’a gider ve Edirne düşmandan geri alındıktan sonra Medine’ye geri dönerler.  I. Dünya Savaşı sırasında Medine’de Osmanlı ordusuna gönüllü katılmak isteyen Türkistanlılar ayrıca beş Osmanlı altını vermişlerdir. Niçin böyle yaptıkları sorulunca, Araplar’ın, Türkistanlılar aç kaldıklarından dolayı Osmanlı ordusuna katıldığını zannetmemeleri için böyle bir tedbir aldıklarını söylemişlerdir. Bu suretle 51. Alay’a gönüllü kaydolan Türkistanlılar Avali harbine iştirak etmişlerdir.

I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Türkiye’ye askerî yardımın ilginç bir şekli Kadı Abdürreşid İbrahim Efendi tarafından gerçekleştirildi. Kadı Abdürreşid Almanya’ya esir düşen Rusya Türkleri’nden (Kazan Türkler’i ve Başkurtlardan) İngilizler ve gerekirse Ruslar'a karşı da savaşmak üzere gönüllü kıtalar topladı. Bunlardan bir tabur (Asya taburu) Irak cephesinde savaşmak üzere Türkiye’ye geldi ve Irak cephesinde birçok şehit verdiler.

Bir grup Türkistanlı’nın hacca dönüşü Kurtuluş Savaşı’na katıldığını görmekteyiz. Mekke ve Medine’de hacc ibadetini tamamlayarak Türkistan’a dönmekte olan 40 kadar hacı Çukurova’da iken I. Dünya Savaşı başlar ve yurtlarına dönemeyip orada kalırlar. Harp esnasında burada bazı işlerde çalışarak geçimlerini temin ederler. Osmanlı’nın savaşta yenilmesi üzerine Çukurova Fransızlar tarafından işgâl edilir. Türkistanlılar, Tarsus’ta Fransızlar’a karşı ilk silahlı mücadeleyi başlatanlar arasında yer alırlar.

Türkistanlılar’ın Hacı Yoldaş başkanlığındaki grup, karakol basarak, trenlere saldırarak,  Fransızlar’a zarar verdirir. Daha sonra Kavaklıhan cephesi kumandanı Zeki Baltalı’ya müracaat ederek, Türk ordusuna katılırlar. Grup kumandanı Halil Süllü’nün emrinde Fransızlar’a karşı çarpışan 26 Türkistanlı’dan 16’sı şehit düşer.

Bağımsızlık Pahasına

Azeri Türkleri ise Kurtuluş Savaşı’na kendi bağımsızlıkları pahasına askerî yardım sağlamak istemişlerdir. 28 Nisan 1920’de Azerbaycan Parlamentosu hakimiyeti Bolşevikler’e vermeyi kabul ederken koyduğu şartlardan birisi Rus ordusunun Bakü’ye girmeden önce demiryolu vasıtasıyla Anadolu’nun yardımına gitmesi idi.  Bu durum Azeri Türkleri’nin kendileri bağımsızlıklarını kaybetseler bile, Türkiye’nin bağımsız yaşamasını istediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Ruslar kabul ettikleri bu şartı yerine getirmemişlerdir.

Türkistan Türkleri’nin 1914-1917 yılları arasında Kafkas cephesinde Ruslar’a esir düşen Osmanlı subay ve askerlerine yaptığı yardımları da, dolaylı da olsa Kurtuluş Savaşı’na askerî yardım olarak görebiliriz. Zira bu askerlerden yurda dönenlerden bir çoğu daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmışlardır.

29 Ekim 1914 - 15 Aralık 1917 arasında Kafkas cephesinde Ruslar’a yaklaşık 60 bin Osmanlı subay ve askeri esir düşer.  Bu esirlerin büyük bir kısmı Hazar Denizi’nde Bakü’ye yakın Nargin adası ile Kuzey ve Güney Kafkasya’ya giren Osmanlı ordusu tarafından kurtarılarak Türkiye’ye getirilmiştir.  Ancak henüz Moskova’nın kontrolüne tam olarak girmemiş Sibirya’da bulunan 9 bin kadar Türk esirini kurtarma girişimleri sonuçsuz kalmıştır.

Çok zor şartlarda yaşamaya mahkum edilen bu esirlerin büyük bir kısmına Rusya Türkler’i sahip çıkarak, yardım etmişlerdir.  Bunun için Moskova, Petrograd, Kazan, Ufa ve Orenburg’da özel komiteler teşkil edilmiştir.  Rusya Müslümanları’nın Moskova’da 1 – 11 Mayıs 1917 tarihinde yapılan ilk genel toplantısında da Türk esirlerinin içinde bulunduğu zor durum görüşülmüştür. Kurultay bu hususu Rusya Harbiye Bakanı Kerensky’ye telgraf çekerek bildirmiştir.  Esirlerden yaklaşık 1.000 kadarı kendi çabaları ve Türkistanlılar’ın yardımıyla Afganistan üzerinden Türkiye’ye dönmüştür.

Türkiye’ye dönen esirlerden biri olan Tahsin İhbar, hatıratında “Ruslar Sibirya’daki kampta esirlere geniş Rus topraklarından çıkamazsınız demişlerdi. Buna rağmen Rus topraklarından çıkmaya muvaffak olduk. Çünkü bize Türkistanlılar zengin, fakir, ihtiyar, genç demeden adeta birbirleriyle yarışırcasına yardım etmişlerdi” demektedir.  Daha sonra milletlerarası alanda yapılan çalışmalar neticesinde kalan esirler de kurtarılarak yurda getirilmiştir. 1925 yılından sonra Rusya’da hiç esir kalmamıştır.

Gözler Yaşarıyor...

Türkistan Türkler’i daha balkan savaşı yıllarında Türkiye’ye para yardımı yapmaya başlamışlardı. Mesela Kazan Türkleri bu yıllarda Hilal-i Ahmer’e hatırı sayılır ölçüde para yardımı yapmıştır. 

Yine Balkan Harbi yıllarında (1912-1913), Türkistan’ın Akmescid şehrinden Sadık Ötegenov isimli bir ihtiyar kazak, küçük heybesinin iki gözüne doldurmuş olduğu altınları Rusya’nın başkenti Petersburg’a getirir. Burada tahsilde bulunan hemşehrisi Mustafa Çokay’ın evine gider ve ondan kendisini Osmanlı elçisine götürmesini rica eder.

Elçilikte, ihtiyar kazak Osmanlı elçisi Turhan Paşa’dan Türkistanlı Türk kardeşlerinin sevgi ve sempatisinin küçük bit ifadesi olmak üzere getirdiği yardımı gerekli yere ulaştırması ricada bulunur. Bunun üzerine gözleri dolan Turhan Paşa her ikisini kucaklayıp öper ve emaneti kabul eder.

Türkiye "Kök"tür

Türkistan Türkleri’nin yaptığı bu yardım ve desteklerinin maddi boyutları belki Milli Mücadele’nin başarısına büyük etkiler yapacak ölçüde görünmeyebilir. Ancak onların o devirde içinde bulunduğu şart ve durumlar göz önüne alındığında büyük fedakârlıklar içinde ifa edilmiş olduğu muhakkaktır. Bu fedakârlıklar ve Türkiye’ye karşı beslenen sevgi ve muhabbet Balkan Savaşı’ndan itibaren artarak devam etmiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında had safhaya ulaşan bu sevgi ve muhabbet Ankara’nın da dikkatinden kaçmamıştır. Mesela bu yakın alakayı fark edenlerden biri Ankara Hükümeti’nin maliye bakanı Yusuf Kemal Tengirşek'tir. 1920 yılında Moskova’da bulunan ve Buhara, Hive, Türkistan, Tataristan ve Azerbeycan temsilcileri ile görüşmeler yapan Yusuf Kemal bey 16 Ekim 1920 TBMM’de yaptığı konuşmasında şunları söylemektedir:

“ Onların bizlere itimatları var…  bizleri muhterem ve mukaddes yerlerden gelmiş muhterem insanlar addediyorlar… bizim milletin mukadderatına bizden ziyade alakadar oluyorlar… Türkiye köktür; burada bulunan onun dallarıdır, diyorlar.”

İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür