Orta Anadolu'da Bir Kazak Köyü: Altay

Ö.Serdar Akın 18.07.2019 2623
resim
1
699’dan 1753‘e kadar Kalmukluların egemenliğinde olan Doğu Türkistan 1760 Mançur istilasına kadar Çugarya Saidiler ve Hocalar adındaki küçük siyasi otoriteler tarafından yönetildi. 1644’ten 1863 yılına kadar ilk Mançur istilası 103 sene devam etti. 1863’te istiklallerini elde ettiler. 

Doğu Türkistan’da bir milyondan fazla insan öldürüldü. Bu katliamdan sonra Çin Hükümeti buraya Çinlileri getirdi ve Türk topraklarını işgal etmeyi serbest bıraktı. Türk mimarisi yıkıldı, halk Çin kıyafetleri giymeye mecbur edildi, yüksek vergiler koyuldu, Çinli memurlara şikayet yasaklandı. Bu işgal sırasında Türkler 17 defa isyan etti, en sonunda Doğu Türkistan bağımsız oldu. Yakup Bey devleti kuruldu.
1863—1875 arası Doğu Türkistan toparlanmaya çalıştı, 1876’da ikinci Mançur istilası başladı, Yakup Bey’ in sülalesinden 1166 kişi katledildi yarım milyona yakın Türk şehit edildi. 1876’dan 1911 yılma kadar devam etti. 1911 ‘de Mançur İmparatorluğu’nun yıkılıp Cumhuriyet’in kurulmasıyla Doğu Türkistan’daki Çin umumi valilerinin Çin’den bağımsızlık istemeleri devri başladı, Kumul Ayaklanması ile 12 Kasım 1933’de Kaşgar’da Doğu Türkistan’ın istiklali ilan edildi. Hoca Niyaz Hacı Cumhurbaşkanlığına, Sabit Damolla Başkanlığa getirildi. Kaşgar, Bağımsız Doğu Türkistan’ın başkenti oldu.

1933 Yılının son aylarında bağımsızlığını kazanan Doğu Türkistan henüz devlet teşkilatını ve ordusunu kurmadan komünist Rus birlikleri tarafından istila edildi. 1934’te başlayan Rus istilası 1944’e kadar insanlık dışı işkencelerle devam etti. 1944’te Doğu Türkistan yeniden el değiştirdi ve milliyetçi Çin orduları tarafından işgal edildi.
 
Bu dönemde Alihan Töre, Çin’e karşı isyan etti ve 7 Kasım 1944’te Doğu Türkistan Türklüğünü istiklale kavuşturdu. Fakat 1949’da komünist Çin kuvvetleri doğu Türkistan’ı istila etti. Türkler 1949—1951, 1954—1958, 1959—1963, 1965—1968 yıllarında direndi ve bu direnişlerde yüz binlerce Türk katledildi.

Komünist Çin işgali sırasında Göçün Sebepleri: mahsullerin, hayvanların ve topraklarının izinsiz satılması yasaklandı.  Vatansever, itibar sahibi kişiler katledilip yerlerine ahlaksız insanlar getirildi. Herkes, üç günde bir polise gidip neler yaptığım anlatmak zorunda tutuldu. İzin almadan birine oturmaya gitmek, başka köye taşınmak yasaklandı. Herkes birbirinin casusu haline getirildi.  Posta hanelerde mektuplar kontrol edildi. Çinlilerle evlilik teşvik edildi. Çinliler verimli topraklara yerleştirildi.  Milliyetçi aydınlar hapsedildi, çok büyük işkenceler yapıldı. 

Büyük ve hazin göç başladı

Bu işkencelere daha fazla dayanamayan Kazak Türkleri gruplar halinde göçe başladı. 1936 sonlarında başlayan güçler 1951’e kadar devam etti, 18.000 kişi göçe katıldı. Hindistan’a çeşitli zamanlarda 7.00 kişi ulaşmış fakat Hindistan’da da çok fazla can kaybı olmuş ve Türkiye’ye 1.379 kişi göç etti.
 
Orta Asya-Doğu Türkistan’dan çıkan Kazalar yaptıkları uzun yolculuğun sonunda Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti‘ne başvuru yaptı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 13 Mart 1952 tarih ve 3/14595 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla ‘cevap vermiş ve 1850 kişinin iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleştirilmesine karar verdi.
 
Bu şekilde Türkiye’ye gelen Kazaklar 1953’ten 1958’e kadar 1892 kişiyi buldu. Gelen Kazaklar İstanbul’da çeşitli yerlerdeki misafirhanelere yerleştirildi ve daha sonra değişik illere dağıtıldı. Yerleştirildikleri alanlardan biri de Niğde ili Ulukışla ilçesi Altay Köyü’dür.
 
1954 yılında temeli atılan köye ilk yerleşme 30 Temmuz 1955’de gerçekleşti. Devlet tarafından kişi başına 30’ar dekar arazi verildi. İlk ismi görevli memurlarca “Ural Köyü” olarak koyuldu, ancak Kazak köylüleri Altaylardan geldiklerini söyleyerek köyün isminin “Altay Köyü” olarak değiştirilmesini istedi. Bu istek üzerine değişiklik yapıldı ve ismi Altay Köyü oldu. Altay köylüleri geldikleri yeri, gelenek ve göreneklerini bugün de yaşatmaya devam etmektedirler

Altay köyünde yaşayan Kazak Türkleri, düğün ve bayramlarında, at yarışı ve güreş oyunlarında, yemek kültürlerinde, kısrak sütünden yapılan kımız içkileri ve İpekli kıyafetleriyle geleneklerine bağlılığını sürdürmektedirler. Eğer Altay köyüne yolunuz düşer de bir evin kapısını çalarsanız güler yüzlü, sevecen tavırlarıyla sizi evlerinin başköşesine alırlar, izzet ve ikramlarında asla kusur etmezler.

Köy sakinlerinden  Ateyhan Bilgin göçte çektikleri sıkıntıları şöyle ifade ediyor:

 “Hiç unutulur mu? Zulüm… 18.800 kişi çıktık yola, göç başladı. Savaş, açlık, ıs hastalığı, uzun yol,  soğuk hepsi etkiledi.  Teker teker öldü herkes. Hindistan’a 3.039 kişi ulaştık, bu unutulur mu? Akıldan çıkar mı?”

“1936’da Çin Komünist rejiminin baskıları, yaptıkları zulüm ve işkenceler çok arttı. Köylerde katliamlar yapıldı, masum insanlar öldürüldü. Elishan önderliğinde göç başladı. 1940 ilkbaharında Elishan Batır, Kusman, Angalbay, Begey, Biysultan, Raki Molla gibi liderlerle görüşerek Hindistan’a göçü başlatma kararı aldılar. Yaz aylarında Altınçöge’ye ulaşıldı. Çinli Komutan Fuvluycan Altınçöge’ye gelerek silahlarını bırakmak kaydıyla geri dönerlerse zarar vermeyeceklerine dair elçi gönderdi. Silahlar teslim edilip geri dönüldü. Fakat sözünde durmadı ve Elishan dâhil tüm liderleri zincire vurdu, mallarımıza el koydu. Elishan’ın amcası Kocakın Batır ve arkadaşları kazma, kürek ve sopalarla saldırıp Elishan’ı kurtardılar.

1940 Şubat’ında Mukay, Karmıs, Kumar, Tüktiayak’ın kabileleri Nakşa’daki Elishan’a ulaşmaya çalışan kafile, Nakşa’ya bir gün kala Tibet askerlerince durduruldu. Bundan sonra Çinkay’dan kafileler Tibet’e doğru yola çıktı. Tibet Hükümeti Çin’den korktu ve Himalayalar’ı Lahsa’dan kısa yoldan geçmemize izin vermedi. Bu nedenle doğudan batıya Himalayalar’ı boydan boya aşmak gerekti.

1940’da Himalayalar’ı doğudan batıya geçmeye başladık. Bir yıl sürdü, ne bulduysak onu yedik, mundar şeyleri köpek gibi. Is hastalığı mahvetti bizi. Oksijen yetmezliğinden oluyormuş, kiminin burnu kanadı öldü, kiminin gövdesi şişti ve çürüdü öldü. Çok ölen oldu bu şekilde. Ölüleri gömecek yerler yoktu. 2-3 metre buz üzerindesin, az bir yarık bulunca ölüleri oraya atıyorsun. Gömmek!..

1950 yılının Şubat ayının başında Türkiye’den gazeteci Mehmet İrfan Peşaver’e geldi. Halife Altay ve ben Mehmet İrfan’ı bulduk. Türkiye’ye gitme kararımızı bildirdik. Elinden geleni yapacağını söyledi. Meclis; Karıştay Hacı, Halife Altay ve beni görevlendirdi.

1953 Yılında Türkiye’den kabul yazısı geldi. Büyükelçi Selahattin Erbil’di. 1953 sonbaharında göç hazırlığına başladık. Bombay’dan British India Marytime Line and Cor Şirketi’nden yazı geldi. Dara,  Daryssa, Dawarka isimli üç büyük vapuru ile Basra’ya adam başı 52 Rupi karşılığında kafile kafile götürebileceklerini belirtiyorlardı.

Basra’dan Bağdat’a oradan da trenle 18 Kasım 1953’te İstanbul’a ulaştık. 1955 yılına kadar İstanbul-Zeytinburnu’nda hükümet misafirhanesinde kaldık. 1955 yılı 31 Temmuz günü 2510 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığına kabupl edildik. 1955’te Ulukışla, Altay köyüne geldik’’.




İlgili Makaleler

Türkistan
Rusya’nın Asil Türk Kızları
B
alkan Harbi sırasında S.Petersburg Üniversitesinde okuyan Ümmü Gülsüm Kemalova, Rukiye Yunusova, Meryem Yakubova, Meryem Pataşova isimli Türk kızları Rusya’dan Osmanlı “Hilal-i Ahmer”ine (Kızılay) yardım etmek ve Türkiyeli hanım kardeşlerini uyanışa çağırmak maksadıyla İstanbul’a geldiler. 

Balkan harbinde beş ay sürey…
Türkistan
Türkistan’dan Konya’ya Bir Âlimin Serüveni
K
ırgızlar en eski Türk boylarından biridir. Yenisey Nehri civarı, tarih sahnesine çıktıkları ilk yer olarak kabul edilmektedir. Hun İmparatorluğu döneminde Altay bölgesine göç eden Kırgızlar bugün itibarıyla Tanrı Dağlarının eteklerinde Kırgızistan denilen ülkede yaşamaktadırlar.
 
Kırgızistan, Batı Türkistan’ın doğu ucu…
Türkistan
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
R
usların Türklük ve Müslümanlık aleyhindeki mücadelesinin kökenini, 1453’te İstanbul’un Türkler tarafından fethinden sonra Rus Knyasi III. İvan ile Sophia Paliolej’in 1473’te evlendirilmesi sonucu Bizans İmparatorluğu’nun mirasçısı olduğunu ileri sürmelerindeki saldırgan davranışlarda buluyoruz.  

Rusların ilk olarak 15…
Rusların Türkistan'ı İstilası ve Dr. Baymirza Hayit
Türkistan
Sürgün ve Zulüm Diyarı Sibirya’nın Dünü Bugünü
T
ürkiye’de birçok insan 1990’lı yıllara kadar ne Rusya içlerinde yaşayan Türk halklarından ne de Sibirya’dan yeteri kadar bilgi sahibi değildi. Çünkü ülkemizden herhangi bir kimsenin o coğrafyalara gitmesi mümkün olmadığı gibi, aynı şekilde orada yaşayanların da Türkiye’ye gelmeleri imkânsızdı. Zira Rus idarecileri…
Türkistan
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
B
ugün Rusya Federasyonu içerisinde özerk cumhuriyetler olan Başkurdistan ve Tataristan, Türk-İslam tarihinde önemli gelişmelere sahne oldu. Bazı tarihçiler ilk Müslüman Türk devleti olarak kabul edilen İdil Bulgar Hanlığı’nın burada, Bulgar şehrinde kurulduğunu ifade eder.
 
Bu coğrafya İdil ve Kama nehirlerinin kesiştiğ…
İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını Dünyaya Tanıtan Büyük Âlim: Muhammed Murad-ı Kazani
Türkistan
Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
T

ürkistan’ın muhteşem Türk-İslam mimari eserlerini, Cumhuriyet devrinde ilk defa giderek yerinde araştıran iki idealist Türk kadını; Dr. Emel Esin ve Prof. Dr. Gözde Ramazanoğlu oldu. Sanat tarihçisi Dr. Emel Esin, 1955 yılında, Sovyetler zamanında, Moskova Büyükelçisi olan kocası Seyfullah Esin’le binbir müşkülatla…

Mimar Gözü İle Türkistan'ın Şaheserleri
Türkistan
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
D
ünya, Türk-İslam tarihi boyunca âdeta altın çağını yaşadı. Her dilden, her renkten ve her cibilliyetten insan, Türklerin merhametli kanatları altında huzur buldu. Bunun temelini hiç şüphesiz İslam’ın “ahiret inancı” ve “insan” merkezli bakış açısı oluşturuyordu. Binaenaleyh Karahanlı, Selçuklu ve Osmanlı devletleri…
Bağdat’ı ve halifeyi esaretten kurtaran büyük Türk sultanı: Tuğrul Bey
Türkistan
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
T
ürkistan…

Hoca Ahmet Yesevi’nin medfun olduğu kadim Türk şehri.
 
Kazakistan Cumhuriyeti’nin hususi ehemmiyet atfettiği bu tarihî şehir önceki gün Kazakistan Meclisi'nin gündemindeydi. Türkistan’a hususi statü verilmesi ve “Türk Dünyası”nın manevi başkenti olması oy birliğiyle kanunlaştı.

2021 yılında Türk Devletleri Teşk…
Türkistan (Yesi) Resmen Manevi Başkentimiz
Türkistan
Sovyet Esaretindeki Türkistan
A
ta yurdumuz Türkistan hakkında Osmanlılar zamanında, mesafenin uzak olmasından dolayı çok fazla ilmî araştırma ve çalışma yapılamadı. 20. asırda ise bütün Türkistan, komünizm esareti altında idi. Türkiye’den Türkistan’a, oradan Türkiye’ye gidip gelmek, araştırma yapmak hemen hemen imkânsızdı. Türkistan’ın tarihi,…
Sovyet Esaretindeki Türkistan
Türkistan
Türkistan’dan İstanbul’a Siyası Mülteciler
O

rta Asya’daki Rus işgalleri ve buradaki siyasî müesseselerin çökmesi veya Rusya’ya bağımlı hale gelmeleri neticesinde, bilhassa XIX. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul, birçok Türkistanlı siyasi mülteciyi geçici veya devamlı olarak misafir etmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler Osmanlı idarisiyle yakın münasebet…

Türkistan
Türk Birliği ve Mahtumkulu
2

0. Asırda dünya iki büyük savaş görmüş, iki defa da taksim edilmiştir. Bu savaşlardan da taksimlerden de en büyük zararı Türk milleti görmüştür. Çünkü bu iki savaşta en çok Türk milleti ölmüş, en çok Türk ülkesi taksim edilmiştir. Dünyada hiçbir Türk topluluğu yoktur ki yekpâre bir vatanda yaşasın. Bölünmüşlük…

Türkistan
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür
T
ürkistan’ın piri Hoca Ahmed Yesevi bir şiirinde şöyle der: 

Neler gelse görmek gerek o Hüda’dan/Yusuf’unu ayırdılar Kenan’dan/Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan/Bağrıma taşlar vurup geldim.

Eski çağlardan beri Türk kavimlerinin yurdu olarak bilinen, geçtiğimiz asırda Ruslar tarafından işgal edilen “Uluğ Türkistan” ism…
Türk Ülküsü Yolunda Bir Ömür