Okul Kitaplarındaki Türkçe

M.Halistin Kukul 04.11.2022 1383
K
    üçük torunum, 2015-2016 öğretim yılı, lise birinci sınıf öğrencisidir. Zaman zaman, kitaplarına göz atarım. Herbiri yüzbinlerce basılan okul kitaplarındaki Türkçe'yi görünce, şaşırmıyorum. Çünkü; bu güzel lisânın ne hâle geldiğini/getirildiğini senelerdir biliyor ve yazıyorum.
      Mâdemki biliyorum, öyleyse, niçin feverân ediyorum, değil mi?
      Üzüntümün, her geçen gün, biraz daha  artışından!..
      Şu anda, sözüm lise birinci sınıf kitapları hakkındadır ammâ, geçen yıllarda da değişik sınıfların kitapları ve üniversiteye giriş sorularındaki Türkçe ile ilgili olarak da çok yazdım. 
      Lise birinci yâni dokuzuncu sınıfın bütün kitaplarının ilk sayfalarında, şâyet, yazar ismi belirtilmiyorsa,  (KOMİSYON) kelimesi bulunmaktadır. Niçin?
        Bilemiyorum ki, F(ı)ransızca olan "komisyon" (commission) kelimesinin yerine Türkçe'si hangi sebeple yazılmıyor?  Yoksa, bu kelimenin karşılığı mı Türkçe'de yoktur?
        Her kitabın, -meğer-, bir de "Dil Uzmanı" varmış!..Fakat gördüm ki, "Dil Uzmanı" yazısının hemen üstünde "Editör" kelimesi bulunuyor. Demek ki, "Dil Uzmanı" veya "uzmanları"nın hiçbiri, bu "editör" kelimesini görmedi/görmüyor. 
          Ne demek "editör"? Bunun da mı Türkçesi yoktur?  Cevap vereyim: Hem "komisyon"un, hem de "editör"ün karşılığı Türkçe'mizde bulunmaktadır.
      Peki, ilgililer, onları, niçin kullanmıyorlar? 
      "Editör", F(ı)ransızca (editeur) kelimesinin okunuşudur. Mânâsı;  "yayımlayıcı, yayımcı  veya nâşir"dir ve  bu, erkekler içindir. Hanımlar için  ise "editrice" (editris) kullanılır. Tabiî ki, birinci (e)nin üzerinde "aksan" vardır.
      Bu durumda, meselâ; "editör", erkek yayımcı/yayıncı/nâşir olduğuna göre, Züleyha Çelik Ateş veya Yeşim Akdoğan için, "Dil Uzmanı" kişiler,  niçin "editör" kelimesini kullandılar? 
        Meselâ; Fizik kitabındaki (4 kişi) ve Kimya kitabındaki (3 kişi) "Eğitim Materyalleri Geliştirme Editörleri"  ifadesi için, Dil Uzmanları'nın hiçbir aksi görüşleri yok mudur?
       Şimdi de, ilk örnek olarak; "Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulunun 17.12.2010 gün ve 233 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilmiş, Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 10.04.2015 gün ve 3897233 sayılı yazısı ile beşinci defa 640.351 adet basılmıştır." denilen "Ortaöğretim Dil ve Anlatım-9"  kitabından örnekler sunmak istiyorum:
        1. "K-a-l-e-m kelimesindeki seslerin dizilişinde bir "çizgisellik" vardır." (Sf.9)
          Bu cümledeki "çizgisellik" ne demektir? (Çiz-mek)ten çiz-gi doğrudur. Fakat "çizgisel" nedir? Buradaki, (-el) ve (-al) takıları, F(ı)ransızca'dır. Bunları bir Türkçe kelimeye eklemekle, o kelime Türkçe olmaz.  Kelimenin durumuna göre, (s) kaynaştırma harfi getirilerek (-sel) ve (-sal) takıları meydana getirilmektedir ve böylece,Türkçe çıkmaza sokulmaktadır.
         2. "Gözlerin İstanbul Oluyor Birden" şiirinde dil, "şiirsellik işlevi"nde kullanılmıştır. Siz de dili bu işlevde kullanarak bir şiir yazınız:" (Sf.16)
        "Şiirsel", bir evvelki cümledeki gibi (-sel) takısıyla yanlıştır.  Doğru olanı, "şiiriyet"tir. "İşlev" ise, F(ı)ransızca "fonksiyon" kelimesine göre tercihimizdir.
         3. "Ulusal duygu ile dil arasındaki bağ çok güçlüdür. Dilin ulusal ve zengin olması ulusal duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, bilinçle işlensin."(Sf.38)
      Atatürk, bu kelimelerden hangisini kullanmıştır,  bilmek isteriz. Meselâ üç tane "ulusal", bir tane "bilinç" nereden geliyor? Bunlar, Macit Gökberk tarafından uydurulmuş ve "Komisyon" tarafından da takdirle nakledilmiştir. 
        Aslı şöyledir: "Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin..."
         "Millet" ve "millî" yerine Moğolca "ulus" ve "ulusal", Türkçe'yi tahriptir. Meselâ;  millî futbol maçı sonrası: "Millîlerimiz şahlandı" diye cümle kuran bir s(i)piker, bunun yerine "Ulusallarımız şahlandı" dese nasıl olur?
     Yukarda da yazdım, (-sel) ve (-sal) takıları F(ı)ransızca'dır. Peki; "his" kelimesini bilmeyen mi vardı ki o, yine bir başka Türkçe kelime olan "duygu" ile ifade edildi? Peki; "kuvvet " kelimesini anlamayan mı vardı ki, onun yerine "güç" kelimesi yerleştirildi? Peki; "şuur" kelimesini hangi dil şuursuzluğu "bilinç"le takas etti? 
        Bir hususu ifade edeyim ki; "bilinç" kelimesi (bil-mek)ten, tıpkı sevinç, korkunç, gülünç'te olduğu gibi, doğru kuruluşlu güzel bir Türkçe kelimedir. Ancak, bu, şuûr değildir.
           4. "Komşunun koşullarına koşullandırılmıştık." cümlesinde söyleyişi zorlaştıran sesleri bulunuz."(Sf. 56)
            Bu "koşul" hangi dağdan geldi de bağdaki "komşu"nun "şart"ını kovdu/koğdu anlamadım. Peki; nasıl, "Kayıtsız şartsız" diyeceğiz? Peki; dînî bir tâbir olan  "Şart etmek", "Şart olmak - Şart  olsun!" veya " şart koşmak" vb. nasıl söylenecektir? Türkçe'yi geliştirmek bu mudur?
           5. "Özgür düşünce; hem tutucu, gelenekçi hem de özgür olamaz. Nasıl olabilir ki düşünce özgürlüğü eski düşünce kalıplarını kırmanın ta kendisidir." (Sf.121)
         Bu iki cümle, hem dil ve hem de fikir bakımında çarpıktır. Meselâ; "Gelenekçi" olmak kötü bir şey midir, Sayın Yazarlar? 
        "Hür" ve "hürriyet" hattâ "serbest/serbestlik" yerine kullanılan "özgür" ve "özgürlüğü" kelimeleri, ne yazık ki, yanlışların yanlışıdır.  İstiklâl Marşı'mızdaki "hür" ve "hürriyet" kelimelerini düşününüz. "Özgür" ve "özgürlüğü"n bunlarla ne alâkaları vardır?
       Hem "özgür düşünce" diyeceksin, hem de, çocuklarımızın zihinlerine bu olur olmaz kelimeleri "zorla" sokacaksın, ne âlâ değil mi?
        Peki; şu "eski düşünce kalıplarını kırmanın ta kendisi..." nin de ne demek olduğunu bir açıklasanız da anlayıversek!..Vah ki vah!..
        6. "Onun için şu sözü çok gerçekçi bulurum: Yaşam, biz başka planlar yaparken başımızdan geçenlerdir. Bilinçli insanın bu tuzaktan kaçınması gerekir." (Sf.147)
       "Hayat" gibi canlı, işlek ve herkes tarafından bilinen bir kelimenin yerine "yaşam" demeyi de anlayamıyorum. Yaşamak fiilinden ( yaşama-yaşantı- yaşayış) doğrudur. Fakat (yaşam) asla doğru değildir. Peki; "hayat adamı, hayat arkadaşı, hayat memat mes'elesi, hayatına girmek..." gibi tâbirler nasıl söylenecektir? 
          Hayat yerine uydurma "yaşam" denilirken, şu F(ı)ransızca "plan" niçin yerinde duruyor?
          Peki; "Türkçe, yazıldığı gibi okunan ve okunduğu gibi yazılan bir dildir" kaidesine göre, bunu, niçin (pilân) diye  yazmıyorsunuz? Yoksa, bu kaide rafa mı kalktı?  Yazarın ifadesiyle " Bilinçli insanın..." bunları düşünmesi gerekmez mi?
         Bu cümleler, "Komisyon" tarafından yazılan kitaptan sâdece birkaçıdır.  Ve bu kitap, sâdece, "beşinci defa 640.351 adet basılmıştır." 
        Hele, bir de diğer baskılarını düşününüz!..  Demek ki, çocuklarımız,  bunca yanlışla oyalanıyorlar.               
        Şimdi de; "Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu'nun 25.11.2011 gün ve 166 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilmiş, Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 10.04.2015 gün ve 3897233 sayılı yazısı ile dördüncü defa 547.086 adet basılmıştır." ifadeli  "Ortaöğretim Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi-9" kitabına göz atalım.
        Meselâ; iki ana  başlık: "İnsanın Doğası ve Din" (Sf. 11); "Din Bireyi Esas Alır" (Sf. 99)
        Ne demek "doğa" ?  Ne demek "birey" ?
        "İnsanın Doğası ve Din" başlığı, şu cümlelerle devam ediyor: "Çevre faktöründen bağımsız olarak insanda doğuştan var olduğu düşünülen değişmez özelliklerin bütünü insan doğasını oluşturur. İslam dininde buna fıtrat veya yaratılış denir." ( Bu iki cümle için, kaynak olarak Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, C 2, s. 171) gösterilmiş.
       Cümlelerde ne virgül var, ne  de noktalı virgül. Tabiat yerine doğa kullanılmış ammâ, F(ı)ransızca "faktör"e kıyamamışlar. Biliyoruz ki, "tabiat", aynı zamanda, huy, mizac, karakter, seciye, tabiat, cibillet mânâlarına da gelir. Başka bir yerden nakil de olsa, "insan doğası" yerine, meselâ, "insanın yapısı" denemez miydi? Niçin illâ da "doğa", söyler misiniz? Ve niçin bu nakil?..
      Kaldı ki; 95. sayfada: "Seciye kelimesi sözlükte; huy, karakter, öz ve kimlik anlamlarına gelir" denmektedir.
      Yine 11. sayfada: "Düşünme eylemi aklın doğal bir ürünüdür" cümlesinde ne demek istenilmiştir?  Burada, "doğal ürün" ne demektir? Doğrusu, anlamakta zorluk çektim...Yine aynı sayfada: "İnsan, irade ve sorumluluk sahibi bir varlıktır." deniliyor ki, doğrudur. Ardından: "Seçme ve karar verme özgürlüğünü dilediği şekilde kullanabilir." cümlesi getiriliyor ki,- tabiî ki, önce şu "özgürlüğünü" kelimesi, bize bir anlatılabilse- ondan sonra, belki, "dilediği şekilde"yi tartışabiliriz.
         104. sayfada: "Laiklik sadece din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Tüm vatandaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğüdür demektir." sözünde, acaba, Atatürk, "özgürlük" mü demiştir yoksa "hürriyet" mi? Ne dersiniz?
          Peki, 105. sayfada, yine, Atatürk: "Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur" mu demiştir, yoksa "Her fert, dinini diyânetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir" mi demiştir?
          99. sayfadaki: "Din Bireyi Esas Alır"  başlığını yukarda yazmıştım. Bu "birey" neyin nesidir ki, aynı sayfada , "İslam dininde yer alan pek çok emir ve yasak bireye yöneliktir" dendikten sonra, âyet-i kerîme de, "...Her birey kendi yaptığından sorumludur." (Tûr sûresi, 21) deniliyor.
          "Birey"; tamamen ucûbe bir kelimedir ve Türkçe'yle hiçbir alâkası yoktur. Her kim söylüyor ve yazıyorsa yanlış yapıyor!..
        Peki;  en azından, cenâze namazı kılarken/kıldırırken: "Er birey niyetine... " veya "Hatun birey niyetine..." diye nasıl niyet edeceğiz/edeceksiniz/ettireceksiniz, söyler misiniz?
          Yûnus Emre'nin: "Kişi bile söz demini...", mısrâsını, niçin unutturma gayretinde bulunuluyor?
          "Kur'an-ı Kerim" , "İslam", "sure"  ve "ayet" kelimeleri yazılırken, (a)larda, (u)da ve (i)de, inceltme işâreti (^) olmaz mı? Hayretle gördüm ki, baştan sona, her sayfadaki durum aynıdır. Niçin?
           Ziyâ Paşa'nın terkîb-i bend'indeki "kişi" ve "şahıs" kelimelerine rağmen (birey)  demenin ve bunu, kitaplara sokarak çocuklarımıza baskı uygulamanın ve dili/ güzel Türkçe'yi zorlayıp bozmanın  mânâsı nedir?
             Büyük şâirimiz Yahya Kemal diyor ki: "Lisan bahsi açıldıkça hâlâ mı o bahis? diyerek bezginlik gösterenler, bana, acınmaya lâyık, gözlerini gaflet bürümüş, en zavallı kayıtsızlar gibi görünüyorlar. Vatan bahsi açıldığı bir yerde hâlâ mı o bahis; diyecek bir Türk, menfûr bir kayıtsızlık göstermiş sayılır. Bu telâkkî, lisan bahsine olan kayıtsızlığa karşı da bu derece vâriddir.      
           Vatan fikri bizde dâimâ vardı; fakat, Namık Kemal'in bu fikri kalbimizde yeni bir nefesle uyandırdığı günden beri daha uyanığız. Onun vatan fikrini uyandırdığı gibi, bir diğer Türk şâiri çıkıp da lisan fikrinin kutsîliğini uyandırsaydı bize öğretseydi ki: Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçe'dir, bu bağ öyle bir metîn bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar.
            "Türkçenin çekilmediği yerler vatandır.
             Ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve rûhu Türkçedir. Bu bağ, milyonlarca Türk'ü bugün birbirinden ayırmıyor; fakat dimağdan dimağa kalbden kalbe geçmiş bir teldir ki yarın Türk edebiyâtının âteşîn, feyyâz, ceyyid bir devresi açılırsa, millî rûhu bir elektrik seyyâlesi gibi o dimağlar ve kalblerden geçirerek bu kitleyi yekpâre bir hâlde ayağa kaldırır."      
              Kim, gelecek nesilleri, bu Türkçe anlayışından ve aşkından koparma ve uzaklaştırma hakkını, kendinde bulabilir?
           Son söz, Ziyâ Paşa'nın:
                     "Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
                      Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde"







İlgili Makaleler

Türk Dili
Türkçe'nin Cilveleri
Z
ihnim boşaldıkça, daha doğrusu rahat zamanlarımda Türkçe’nin güzelliklerini, orijinal cilvelerini düşünürüm. Mesela hırsız kelimesinin manâsı mâlûmdur “hır” sözü herhalde iyi bir vasıf olmamalı ki, başkasının malını çalana hırsız demişlerdir. Ama bunun müsbet şekli de kullanılır. Birinden olumsuz şekilde bahsederken:

—…
Türk Dili
Dil Öğretiminde Paradigma Değişimi Şart
M
illi Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in şu sözleri, aslında uzun yıllardır göz ardı edilen bir eğitim açmazını berrak bir şekilde ortaya koyuyor:

"Her imtihanda yani ortalama bir İngiliz vatandaşının bilmediği gramatik kaideleri çocuklara test imtihanında sorduk. Bu şekilde dil öğrettiğimizi varsaydık, bu mantığı…
Türk Dili
Uydurukca Türkçe'nin Felsefi Dili
K

İm demiş “Türkçe’nin şu andaki mevcut kelimeleri ile felsefe yapılamaz” diye?

Yapılır efendim, yapılır; bal gibi yapılır!

Meselâ, Hegel’in “Tinin Görüngübilimi”ni Türkçe mi okumak istediniz, işte buyurun:

“...İyi tikel özne ile onun istencinin özsel yanı olarak ilişkilidir ve böylelikle istenç yükümlülüğünü tam…

Türk Dili
Türkçe Medeniyet Dili İdi
L
isanın da bir matematiği vardır. İnsan, konuşur veya yazarken o matematik yahut lisanın kanunlarına riayet etmek zorundadır. 2 çarpı 2’nin kaç yaptığı bellidir. O gerçeği, kimse değiştiremez. Bunun gibi dilin de asırlar içinde oluşmuş kaidelerine riayet şarttır.
 
Pekâlâ; niçin “soru” değil de “sual” derdik?
 
Çünkü; Söz…
Türk Dili
Yunus Emre’nin Dili Hakiki Türkçedir
Y
unus Emre’nin kullandığı dil, zamanında herkesin kullandığı, konuştuğu dildir. İnancı, dünya görüşü ve bütün yaşayışıyla halkın, Anadolu insanının bir parçası olan Yunus’un dilde onlardan ayrılması zaten düşünülemezdi. Sanatının, belki de en büyük ve değerli tarafı da, Türkçeyi iyi kullanmış olmasıdır. “Yunus’un…
Türk Dili
RİT (Resmî İkâmeli Türkçe) Nedir?

Türkçe konuşan insanlar (millet, kavim, halk, topluluk vd.) tarafından dilin tabiî seyri içinde benimsenip kullanılan dil unsurlarının (ek, kelime, kelime grubu vd.) yerine geçmek üzere -dilin tabiî yapısına ve kānunlarına aykırı olarak- devletin karârı, kuvveti ve faâliyetiyle ikāme edilmiş unsurlarla şekil verilen…

Türk Dili
Gerçekleştirememek (!)
A

na dilimiz Türkçe, her gün büyük bir hızla bozulmaya, yıpranmaya devam ediyor. Dilin aslî yapısını bozmak, yeni kelime uydurmak çok tehlikelidir. Dünyada, Türkiye’den başka dili tahrip edilen bir millet yoktur.

Son zamanlarda öyle bir kelime peyda oldu ki; artık, gazeteci, sunucu, siyasetçi, akademisyen… hemen…

Türk Dili
Önce Osmanlı Türkçesi Sonra Ortak Alfabe
1
1 Eylül 2024’te medyada yer alan bir habere göre Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Akademisi, Ortak Alfabe Komisyonu 34 harften oluşan Latin asıllı bir alfabe üzerinde anlaştı. Bu, uzun yol daha ne kadar sürer ve nasıl bir netice verir bunu zaman gösterecek.

Bu haberin yayılması ile bir kısım akademisyen, gazeteci,…
Türk Dili
Dil Bayramı Gelmiş, Neyime?
Aynaya baktığınızda sadece yüzünüzü değil, bir müze de görürsünüz. Yüzünüz bir anlamda size aitse de ebeveynlerinizden, büyükanne ve büyükbabalarınızdan, onların ana-babasından ve daha kadim atalarınızdan miras aldığınız özelliklerin bir birleşiminden oluyor. Sizi rahatsız eden ya da hoşnut olduğunuz dudaklarınız ve…
Türk Dili
Uyduruk Bir Dile Hapsedildik
İ
talyanlar "Traduttore traditore" derler. Yani, "Mütercim haindir." Tepeden tırnağa haklılar. Çünkü hiçbir dil diğerine tam aktarılamaz. Hele büyük diller; sanatta, edebiyatta zirvelerden seslenmiş abide lisanlar. Türkçemiz de bir zamanlar öyleydi. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Nâbî, işte o haşmetli dönemlerin eser adamlarıdır.

Türk Dili
Olanak Cumhuriyeti
T
anınmış Alman Türkolog Otto Jastrow üzülerek şöyle demişti: "Türk dili kültürel çok katlılığını ve nüans zenginliğini geniş ölçüde kaybederek tekrar, o ilk çıktığı tek boyutlu bozkır dili tipine yaklaşıyor."

Ve, dediği oldu. Dilimizin canına okudular. Artık, sıra üstü şiirler, hikâyeler, derinlikli fikir yazıları,…
Türk Dili
Bir Zamanlar “Büyük ve Derin Türkçe” Halkın Dili İdi
D
il ve kültür meseleleri ülkemizde müşterisiz metâdır. Ama hâlâ merâklı ve hassâs insanlarımızı görmekten mutlu oluyoruz. Yeni bakanların açıklanmasından bu tarafa -bilhâssa Millî Eğitim Bakanımız görür, işitir ve müspet bir şeyler yapabilir ümîdiyle- dil meselemizle alâkalı bir hayli yazı yazdım. Bu müşterisiz metâ…